25 Temmuz 2012 Çarşamba

Soğuk bir andı gerçekten.

Üstüme ceketimi alıp gıcırdayan kapıdan çıktım dışarıya. O anda gök gürlese korkmazdım. Bizler korkmayan adamlarız, bazı şeylerden. Bizler gök gürlemesinden korkmayan adamlarız. Çiseleyen bir yağmur gömlek yakalarımı durmadan ıslatıyordu. Buna sinir olurum, katlasan katlanmaz. Katlanılmaz bir durum bu. Onca insan onca insanın arasına karışıyor. Hiç kimse hiç kimsenin sikinde değil. Sizler de benim sikimde değilsiniz. Ama yolda olmak iyi bir şey. Ha yürür pozisyon ha durur. Yolda olmak hoş. Herkes bana mı bakıyor yoksa ben mi herkese bakıyorum ? Hangi yol gitmek istediğim yere çıkıyor ? Peki ya ben nereye gitmek istiyorum ? Peki ya ben nereye gitmek için çıktım evimden ? Peki ya ben neden çıkmak istedim evimden ? Peki ya ben ? Hala yağmur yağıyor. Ceplerimi yokladım, metelik yoktu. Mazaret değil yalnızlığım başlı başına bir rezalet. Zaten ben aşk adamı değilim, olamadım da. Olamayacağım da. Olmakta istemiyorum. Peki ya olabilir miydim, eğer isteseydim ? Zaten halim yok bir şey istemeye. Ama aklı fikri düzüşmek olan bir kadın bulursam ona değer verebilirim. Çünkü buna ihtiyacım var. Sakalımı kaşıyarak durakladım, sağıma soluma baktım. Köşeden dönerek tekelden iki bira aldım. Sonra eve döndüm.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Bazen

Bazen söylemek istediğin şeyler olur, içinden atamazsın. İçin içini yer. Kördüğüm olursun konuşamazsın. Bazen anlatamamaktan, anlaşılmamaktan korkarsın. Bir kış gecesi soğukta kalmış küçük bir çocuk gibi korkarsın. Bazen sol tarafın acır. Bazen yara olur ama merhem bulamazsın. Hani sabaha kadar gözüne uyku girmez yataktan çıkamazsın ya aynı öyle. Sağa dönsen duvar, sola dönsen duvar. Bazen ölmek istersin ama hatırlanmayan biri olmak koyar sana. Zaten bu kafayla günden güne ölürsün. Zaman mutlu olduğun anlarda yokuş aşağı atağa kalkar mutsuz olduğunda sırtına yük bağlanmış bir katır olur. Sen de istemezsin mutlu olmak. Bazen hayat mutsuzluktur. Bazen hayat mutlu olamadığını kabullenmektir. Bazen şans sana gülmüş gibi yapar. Bazen güler ama sapsarı dişleriyle. Gökyüzün tavanın olur. Bulutsuzluk denebilir bir bakıma. Bazen bir kuş olmak istersin. Özgürce kanat çırpmak sonsuza doğru. Ama yapamazsın. Bazen zamanı durdurmak istersin. Onu iki elinin arasına alıp boğmak istersin. Ama yapamazsın. Bazen sevilmek istersin. Önce çok seversin ama sevilmezsin. Hatayı yine kendinde ararsın çünkü sen zavallı bir kaybedensin. Bazen ellerin terler. Sıcaktan değil yalnızlıktan. Bazen buz gibi bir gecede soğuk yatağına yatarsın. Dizlerini karnına doğru çeker kendi kendini ısıtmaya çalışırsın. Ama yapamazsın. Bazen ‘benden bu kadar beyler’ diyerek çekip gitmek istersin ama onu bile başaramazsın. Bazen karanlıkta kalırsın. Duygularını en iyi karanlıkta saklar insan. Kimse görmez ne hissettiğini kimse anlamaz o an ki halini. Bazen içmek istersin. Sızıp kalmak istersin masanın başında. Bir el uyandırsın istersin seni sarhoşluğundan. Bazen kendine bir dünya kurarsın. Cehennemi de sen yaratırsın cenneti de. Ama yine ölürsün. Sen kendi kurduğun dünyanda bile ölmeye mahkumsun. Bazen ütopyana gidersin. En çok olmasını istediğin şeyler vardır orda. Doya doya dokunursun, sarılırsın onlara. Ne de olsa senin ütopyan kimse karışamaz sana. Yine de gerçek hayat kolay kolay hayal kurdurmaz sana. Gerçekler hayallerin dişlerini döküp eline verir. Gerçekler kötü adam olur sen neye uğradığını şaşırırsın. Bazen uyumak istersin yastığın bile terk etmiştir seni. Bazen ben niye yaşıyorum diye sorarsın kendine. Cevap veremezsin. Bazen ben niye yaşıyorum diye sorarsın kendine. Yine bir cevap veremezsin. Bazen ben böyle hayatım ta amına koyayım demek istersin. Ve bunu öyle içten söylersin ki. Hayat eğer boynunu usulca siktirip gider gözlerinin önünden. Bazen ölürsün. Bazen sen zaten ölüsün.