7 Mayıs 2017 Pazar
sen
gözlerin uzun ve aslında bir o kadar da kısa ovaları andırıyor. uzun ve ışıksız bir yoldan geçer gibi. yan yana duran iki girdap misali, okyanus derin; ama karşısına geçtiğin zaman göz gözü görmüyor zaten. aslında varlar; lakin, yaradılışından daha öteler. tam karşımızda duran bir tepenin arkasını her zaman merak ederiz, gözlerinin arkasını merak ediyorum; eminim kalbinin bir yansıması vardır. yoksa böyle içten bir dokunuşun başka bir açıklaması olamaz. diyerek sözlerime başlıyorum ve ellerini arıyor gözlerim. ellerin var senin, şu yeryüzünde bir ağaçların kökleri bir de senin ellerin. tutunmak için daha güzel iki yaradılış olamaz. işte sen diyorum, inanmakla başlıyorsa her şey, sana inanırım ben de ve öyle başlarım yüreğimin üzerine birikmiş tozu temizlemeye. bilirim büyük intihardır. ama seninle bir intihara kalkışmak şu hayatta alınacak en güzel karardır. kararında bırakırsın kendini yüreğinden aşağıya. ve elbet çiçekli bir bahçenin ortasına düşersin. düşmek dediysem, gözün korkmasın, kemik kıran bir düşmek değil bu. aşka düşmek gibi. rakıya düşmek gibi. sıcak bir yaz günü soğuk suya düşmek gibi. kimse itmeden. o soğuk suya girme kararını kendin vermişsin gibi. bu hiç de kolay değildir. önce bir ayağını değdirirsin, yani bir gözlerine bakarsın önce, sonra ayağını çekersin, yani gözlerini kaçırırsın, sonra etrafına bir bakarsın, yani ellerinle bir sigara ararsın, ve gücünü toplayıp atlarsın suya, yani sigaranı yakmışsın ama aslında kalbinin altındaki ateşi biraz harlamışsın. anlıyor musun beni? anlamıyorsan da sorun değil, karşıma otur ben sana yavaş yavaş anlatırım. mevzu daha fazla karşımda durma ihtimalin. ve ihtimallerin ihtilal olma yolunda emin adımlar ilerlemesi. sevmek de bir devrimdir, sevda da aslında büyük savaşları başlatan en hoyrat sebeptir. aklın ile yüreğin arasında mekik dokuyan düşünceler. birbirine çarpıp içinde deprem yaratan düşünceler. düşünceler. düşünceler. düşünceler. düşünceler. ve yine düşünceler. ta ki dönüşünceye kadar kadehte bir japon balığına. ve seyretmek onu hafif rüzgarlı bir akşam esintisinde, kafan güzel iken. bir yandan da düşünmek, gözlerini, ellerini, saçlarını, bakışlarını, dudaklarını, dudak kıvrımlarını, boynunu, boynuna düşen saçlarını, omzunu, omzunun üzerinde duran şalın ihtişamını ve şansını, tenine değen rüzgarın azizliğini. sonrası güzel bir şiir ve bolca papatya. seni sevmek diyorum işte, yeryüzünde edinilmesi en görkemli eylem. seni seven insan olmak. bunu göğsünde bir arma gibi taşımak. hiç utanmadan. hiç usanmadan. göğsünü gere gere dünyaya diklenmek. bir seksen boyun ve sigarayı tutan ince uzun el parmaklarınla kafa tutmak koca yeryüzüne. karşısına geçip beni artık yıkamazsın nidalarıyla uzun uzun dalmak. ve sevinmek bir bakıma, şu koca kirli dünyanın en güzel yerinden tuttum diyerek. bak ellerimde çiçek açıyor diyerek dağlara paralel el sallamak. bunu yapmak ve yapmaya devam etmek. işte seni sevmek. bunu bilmek. seni sevmeye devam etmek. bu algıyla adım atmak. bastığın kaldırım taşına dönüp beni unutmayacaksın demek. hissetmek. seni bir renge benzetmek. sonra onun sıcaklığını hissetmek. hayatta kalmaya çalışır gibi içindeki hissi canlı tutmaya çalışmak. işte böyle. bu dünyanın hali duman, bu dünyanın çivisi paslı, böyle bir dünyanın içinde seni bulmak. artık. beni öp ve yeniden doğur. tüm bu yaşanmışların içinden. çek ve çıkar. al koynuna.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)