29 Kasım 2012 Perşembe

sınır



Ne kadar ileri gidebilirsin, beni sevmemek konusunda? Bunu başarıyor olman beni deli ediyor. Hayır, zaten delirdim. Ama sen yapma böyle. Sadece bir sabah çıkarken evden, arkamdan seslenebilirsin. Bir akşamüstü telefonumu çaldırıp halimi hatrımı sorabilirsin. Bana bıraktığın şeyler seni hatırlamama yetmiyor. Sadece giderken açtığın boşluğu genişletiyor. Ve her gün o boşluğun içinde beni daha derine gömüyorsun. Büyüyor şu yokluğun. Bana en büyük mirasın, yokluğun. Bu efkâr git gide büyüyor. Senden kalan ne varsa saklıyorum, birkaç şey hariç. Biraz mutsuzluk, birkaç sahipsizlik eki, birkaç öksüz şiir ve acı biraz da parmak uçlarımda. Seni kalbime hapsettim o gün ve anladım ki senin bir kalbin yok, ne de olsa benim kalbimde yaşıyorsun. Özür dilerim. Ama hak ediyorsun.

26 Kasım 2012 Pazartesi

“Hiç âşık oldun mu Oğuz?”
“Hatırlamıyorum.”
“Nasıl, ne zaman âşık olduğunu hatırlamıyor musun?”
“Hatırlamıyorum. Belki hatırlamak istemiyorum(dur). Belki acı veriyordur. Belki iğrenç hissettiriyordur.”
“Sormadım farz et. Özür dilerim. Hadi içelim.”

24 Kasım 2012 Cumartesi

O gün hava yağmurluydu. Sen gitmiştin. Zaten hayatta hiçbir işim rast gitmiyordu. Üstüne bir de sen eklendin. Canın sağ olsun.

18 Kasım 2012 Pazar

olmayan kadına notlardan..



“Ki seni hayal etmek sevgilim, atlamak bir uçurumdan, uzanmak şu yeşil çayırlara.”


Birkaç öpüşünde tanımak seni. Aklından geçenleri okumak dudaklarında. Her zaman diyorum sevgilim, eksik bir şeyler var dudaklarımda, dudakların gibi. Dudaklarının kenarında yatıya kalmak istiyorum. Zihninden geçirdiklerin, kalbine giderken gözlerinden okunuyor. Sen bakarken bana, her şey rasyoneldir. Ben sana bakarken, her şey tam tersine. Senin şu ellerin, hani şu ince uzun parmakların, tütün gibi olanlar. Sen tutuyorsun işte ellerimden, ben dünyaya dikleniyorum. Bunu deniyorum. Ben şimdi sana şiirler giydirmekle meşgulüm. Oyalama beni. Allah vardır. Afrika açtır. İnsanlar dramdır. Şarkılar iyi ki vardır! Kasımda aşk başka değildir. Aşk her zaman başkalaşır. O hep başkadır. Kış kapıdadır. Aklım başımda değildir. Mutlu son yoktur! Son hep vardır. Gel göğsüme yaslan. Bırak bu ceplerinde sakladığın kaygılarını. Hepsini teker teker fırlat bir köşeye. Beni al koynuna, sakla. Zamana verme beni. Benim savaşım zamanla, ama kaybettim zamanla. Bütün öldürülmüş duygularıma teker teker dokun şimdi. Lirikal parmak uçlarınla, usulca. Her dokunuşunda farklı bir pencere aç. Sonra hepsine bir gökyüzü yerleştir. Öpüşlerinde bir martı can bulsun. Kanat çırptıkça seni hatırlayayım. Göç etsin kalbimde oradan oraya. Boynundan omzuna doğru giden yolda, o eşsiz yolda bir ben var. Elimde bir kalem, huzuru resmediyorum. Belirgin vuruşlarla hem de. Kokun üzerime sinsin istiyorum. Sen çok güzelsin. Cemal Süreya şiirleri kadar güzelsin.

“Sen bir Cem Adrian sesi,
 Sen bir Cemal Süreya dizesi.”

Sen gülerken yutkunamazdım. Gülüşlerinde birkaç şişe şarabı deviriyorsun şakaklarıma. Radyoda sevdiğim şarkı çalmıyor. Ben pek radyo dinlemem. Müzik çalardan sevdiğim bir şarkı çalıyorum. O an aklıma düşüyorsun. Bahar şimdi vakitsizdir. Geceler şimdi vakitsizdir. Rüzgâr şimdi vakitsizdir. Yağmur şimdi vakitsizdir sevgilim. Kalbime bağdaş kurmuş oturmuşsun. Valizinle gelmişsin, son durakta inmiş gibi. O an sevmişim seni. Her şeyden habersiz girmişsin yaşantıma. Dahil olmuşsun bir noktasından. Şimdi o noktayı tutup uzatıyorum bir yöne doğru. Yardım et bana.

“Dudak kenarı öpülmek için değilse neden yaratılmış?”