25 Aralık 2012 Salı

intihar girişimleri



Bu intiharlar benim. Bu gri gökyüzü benim. Bu hüzünler benim. Ölmek dediğin terk etmek mi bir kadını? Ölmek dediğin kurtulduğunu sanmak mı aslında? Ölmek salaklık mı? Ölüme bilinçli gidiyorum. Bilinçaltımda yaşamak varken. Ölmek çokça soru işareti. Ölmek bir yol mu? Yoksa yolculuk mu? Ölüm ile ölmek aynı şeyler değil. Senin ölümün, öldüğün gün değildir. İnsan bir kere mi ölür? Kalp dediğin pompayı bırakır mı öldüğünde? Ölüm sonbaharda mı daha güzel yoksa kışta mı? Ölüme yağmurlu bir gün daha mı çok yakışır? Islanır mı ruhlarımız? Ne istediğini bilmediğini biliyorum. Kalkıyorsun bir gece vakti yatağından, sigaranı yakıyorsun. Sonra geri dönüyorsun. Ölüm neredeydi? Onu hiç düşündün mü? Ölüm göz pınarlarımdan taşıyor, senin kasıklarından. Kasıklarında şiirler gezdiriyorum. Uyurken ölebilir misin? Olur mu öyle şey! Uyku lan bu, huzurun daniskası. Huzurun yer altı. Ölümün elinden tutup karşıdan karşıya geçiriyorum. Sonra bir şarkı daha açıyorum. Adını unuttum neydi, evet ölmek. Ölümle haşır neşir olunca ölmeyi unuttum tabii.

Bir orospu kaç kere ölür? Bir âşık kaç kere can verir? Bir cümleyi kaç kere bitirebilirsin? Bir insanı aynı yerinden kaç defa öldürebilirsin? Bir eli kaç defa bırakabilirsin? 

Ölüm acı mı? Ölmek acıtır mı? Sevmek ölmek değil. Yaşamak ölmenin yarısı olamaz. Olsa olsa gözlerinin sahilinden atlamak intihar olabilir. Zaten seni sevmek yeterince katliam sevgilim. Ölüm sana beş harf, ona altı, bana bir paragraf. Ölüme tutunabilir misin? Sinemanın en arka koltuğunda, bir veda busesinde ölebilir misin? Kara basarken ölebilir mi bir insan? Bana öyle bak. Bak, bak ki görsünler bir cinayet nasıl işlenir. Göz göze gelmemiz ne kadar geçerli bir intihar girişimidir. Öyle birden olmaz. Ölmek miydi ölüm? Ölüm müydü ölmek? Kalabalık bir caddede ölümlülerin arasına karışıyorsun. Taşımaktan yorulduğun bedenine yağmur damlaları vuruyor. Hissediyorsun hissizliği. Hissizlik ne renk? Ölmek ne renk? Ölümü hangi renkle tasvir edebilirsin? Ölüm gecedir diyebilir misin? Gündüzler öldürür ama. Ben gece adamıyım. Gel karanlığım ağırlasın seni. Nereye oturmak istersin, kalbim uygun mudur? Yer yatağı yapayım istersen? Nasıl rahat edersen. Öldür beni, öldürebilirsen. Parmak uçlarımda intiharlar biriktiriyorum. Dokun bana. Sen şimdi sevişmekten öte, bir beden yerleştiriyorsun sevgimin içine. Bu kalbin ne işe yarar senin? Modern bir ölümdür seninle sevişmek. Ölsene benimle. Ölüm kaç kişilik? Aynı ölümden kaç kişi etkilenebilir. Ölüm bulaşıcıdır. Bitmez. Öpsene beni. Ölmekten beter olurum. Öldürsene. Öl, ölü, ölüm. Bak ölümü üçe ayırdım. Üçü de farklı hikâyeler birbirinden. Öl, ölme, ölmek. Bak üçe ayırdım bunu da. Hem de ölme dedim seni öldürürken. Sesler var kafamın içinde. Kahkahalar var. Derin rötuşlar bırakıyor hepsi. Duygularım ötenazi. Ölüm şimdi vakitsizdir. Ölmek şimdi vakitsizdir. Sen ne kadar ölüsün? Sen kaç kere öldün? Düşün...

12 Aralık 2012 Çarşamba

Yalnızlık

Yalnızlık;
saklandığın yerde gelip buluyor seni,
sakladığın duygularından vuruyor seni.

11 Aralık 2012 Salı

ortaya karışık haller

Bir şeylere inanmak veya inanmamak. İnanmadığına inanmak. İnanmayacağına inanmak. İnanamamak. Gece vakti çöken karanlığa karışmak. Giden bir arabadan atlamak. Yemek öncesi bir sigara yakmak. Kendi çölünde kaybolmak. Bilirsin biz pek sevilesi adamlar değiliz. Bir sonbahar ertesi terk edin beni. Bir şarkı sonunda unutulur gideriz. Birkaç anıdan ibaret adamlarız. Mutsuzluk üzerine birkaç sahipsizlik eki işte. Ne beklersin ki başka. Saçmalama arkadaşım ne sevişmesi. Bira var içer misin? Dur gitme. Güneşin batışını izlerken güneşin batışını kaçırmıştık. Arabesk severim. Kendi aklımın içinde sıkışıp kaldım. Bu senin hikayen değil be aslanım. Kaybolup gitmişliklerin var gibi biraz. Çok sevmişliklerin, kalbine gömmüşlüklerin var gibi biraz. Doğru muyum? Deniz çıldırıyor, gülümseme. Tek tuşla başa almak istiyorsun hayatını. Pişmanlıkların yağmur damlalarına karışmış vuruyor aklının kıyılarına. Katliam gibi seni sevmek. Yoldan geçen bir adamım ben. Yıldızlara dokunmak istiyorsan bu kadehi de fondiple. Gidiyorsun değil mi? Yardım etme ben kalkarım. Kapıyı ört. Bu nasıl bir acı? Sus. Çıkar bir şarkı yak bana hüzünlü olsun.

4 Aralık 2012 Salı

Aitlik



“Ben hep kaçmak istedim kendimden. İçinde bulunduğum durumdan. Birine ait olma fikrine hiç sıcak bakamadım. Ben pek sıcak bakmam insanlara. Tozlu raflarda bir kitabım ben, o en kalın olanlarından, göze hep hoş görünen ama hiç okunmayacak olan.”

29 Kasım 2012 Perşembe

sınır



Ne kadar ileri gidebilirsin, beni sevmemek konusunda? Bunu başarıyor olman beni deli ediyor. Hayır, zaten delirdim. Ama sen yapma böyle. Sadece bir sabah çıkarken evden, arkamdan seslenebilirsin. Bir akşamüstü telefonumu çaldırıp halimi hatrımı sorabilirsin. Bana bıraktığın şeyler seni hatırlamama yetmiyor. Sadece giderken açtığın boşluğu genişletiyor. Ve her gün o boşluğun içinde beni daha derine gömüyorsun. Büyüyor şu yokluğun. Bana en büyük mirasın, yokluğun. Bu efkâr git gide büyüyor. Senden kalan ne varsa saklıyorum, birkaç şey hariç. Biraz mutsuzluk, birkaç sahipsizlik eki, birkaç öksüz şiir ve acı biraz da parmak uçlarımda. Seni kalbime hapsettim o gün ve anladım ki senin bir kalbin yok, ne de olsa benim kalbimde yaşıyorsun. Özür dilerim. Ama hak ediyorsun.

26 Kasım 2012 Pazartesi

“Hiç âşık oldun mu Oğuz?”
“Hatırlamıyorum.”
“Nasıl, ne zaman âşık olduğunu hatırlamıyor musun?”
“Hatırlamıyorum. Belki hatırlamak istemiyorum(dur). Belki acı veriyordur. Belki iğrenç hissettiriyordur.”
“Sormadım farz et. Özür dilerim. Hadi içelim.”

24 Kasım 2012 Cumartesi

O gün hava yağmurluydu. Sen gitmiştin. Zaten hayatta hiçbir işim rast gitmiyordu. Üstüne bir de sen eklendin. Canın sağ olsun.

18 Kasım 2012 Pazar

olmayan kadına notlardan..



“Ki seni hayal etmek sevgilim, atlamak bir uçurumdan, uzanmak şu yeşil çayırlara.”


Birkaç öpüşünde tanımak seni. Aklından geçenleri okumak dudaklarında. Her zaman diyorum sevgilim, eksik bir şeyler var dudaklarımda, dudakların gibi. Dudaklarının kenarında yatıya kalmak istiyorum. Zihninden geçirdiklerin, kalbine giderken gözlerinden okunuyor. Sen bakarken bana, her şey rasyoneldir. Ben sana bakarken, her şey tam tersine. Senin şu ellerin, hani şu ince uzun parmakların, tütün gibi olanlar. Sen tutuyorsun işte ellerimden, ben dünyaya dikleniyorum. Bunu deniyorum. Ben şimdi sana şiirler giydirmekle meşgulüm. Oyalama beni. Allah vardır. Afrika açtır. İnsanlar dramdır. Şarkılar iyi ki vardır! Kasımda aşk başka değildir. Aşk her zaman başkalaşır. O hep başkadır. Kış kapıdadır. Aklım başımda değildir. Mutlu son yoktur! Son hep vardır. Gel göğsüme yaslan. Bırak bu ceplerinde sakladığın kaygılarını. Hepsini teker teker fırlat bir köşeye. Beni al koynuna, sakla. Zamana verme beni. Benim savaşım zamanla, ama kaybettim zamanla. Bütün öldürülmüş duygularıma teker teker dokun şimdi. Lirikal parmak uçlarınla, usulca. Her dokunuşunda farklı bir pencere aç. Sonra hepsine bir gökyüzü yerleştir. Öpüşlerinde bir martı can bulsun. Kanat çırptıkça seni hatırlayayım. Göç etsin kalbimde oradan oraya. Boynundan omzuna doğru giden yolda, o eşsiz yolda bir ben var. Elimde bir kalem, huzuru resmediyorum. Belirgin vuruşlarla hem de. Kokun üzerime sinsin istiyorum. Sen çok güzelsin. Cemal Süreya şiirleri kadar güzelsin.

“Sen bir Cem Adrian sesi,
 Sen bir Cemal Süreya dizesi.”

Sen gülerken yutkunamazdım. Gülüşlerinde birkaç şişe şarabı deviriyorsun şakaklarıma. Radyoda sevdiğim şarkı çalmıyor. Ben pek radyo dinlemem. Müzik çalardan sevdiğim bir şarkı çalıyorum. O an aklıma düşüyorsun. Bahar şimdi vakitsizdir. Geceler şimdi vakitsizdir. Rüzgâr şimdi vakitsizdir. Yağmur şimdi vakitsizdir sevgilim. Kalbime bağdaş kurmuş oturmuşsun. Valizinle gelmişsin, son durakta inmiş gibi. O an sevmişim seni. Her şeyden habersiz girmişsin yaşantıma. Dahil olmuşsun bir noktasından. Şimdi o noktayı tutup uzatıyorum bir yöne doğru. Yardım et bana.

“Dudak kenarı öpülmek için değilse neden yaratılmış?”

18 Ekim 2012 Perşembe

18 Eylül 2012 Salı

Aşina değilim

Hayır ben aşina değilim böylesine bir şeye. İçimde ölen saf umutlar var. Teker teker öldü hepsi biliyor musun? Önce iyi geliyordu, sonra bir şey olmaz dedim, sonra küflendiler, sonra öldüler. Kanlar içindeydi, şu kapkaranlık gecede. Sen boşver ya beni. Ben yine hiçbir şeyi becerememezlikten geliyorum. Elime yüzüme bulaştırdığım sevdalarım var benim. Git dediğin gün ayaklarıma prangalar bağlandı. Haykırışımı duymadın ya önemli değil. Ben hep gelirim. Biliyor musun bazen o kadar çaresiz oluyorum ki, bütün duygularım buz tutuyor. Öylece kalakalıyorum. Bana kadar üzülüyorum. Sonra geçiyo. Kısır döngü. Yine de oturuyorum bir hikayenin başına ölememezlikten geliyorum ben. Dilimde bir dua gibisin. Gözlerinin ışıltısında ben yine konuşamıyorum. Boşver sen beni. Ben yine bir sokağın başından elimi kolumu sallayarak geçiyorum. Yine çaresizlikten geliyorum ben.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Olmayan kadına notlardan

Güneşin rengini saçlarından aldığı bir gündü. Gökyüzü kıskanılası mavi gözlerinden daha mavi olmasın, iyiydi sevgilim. Estağfurullah, sensin en güzeli. Şiir gibi kadınsın vesselam. Belki de senin adındır huzur. Belki de senin yanındır yurdum. İşte budur diye bağırır akciğerlerim kokunu alarak. Kokun saray yapar bu taşrayı. Saçların parmaklarıma memleket olsun istiyorum. Çok görme. Gözlerinin mavisi bir okyanus ve ben derinlerine açılmak istiyorum. Boğulursam çek kurtar beni. Eyvallah. Bütün ihtimaller aklımda pozitif, birleşince adınla. Gel bana bir adımla. Seni yormak istemem ama bilirsin, ne pis bir huydur özlemek. Sesinin her tonunu ezberlemek istiyorum. En güzel notalara beş basar. Kederi unutturur varlığın. Benimle ol kafi. Ne güzel bir intihar olur seni öpmek. Rüzgarın en uysal estiği an, saçların dağılır. Dur, ben düzeltirim. Zahmet etme. Belki de seni öpersem her yer mavi olur. Ne dersin deneyelim mi ? Ama. Nerdesin ? Gel artık.

Kaos

Kaos yaratıyor bana bakışın. Bütün duygularım birbirine giriyor. Kocaman bir devrimdir şimdi seninle konuşmak. Konuşmaya başlarsam yeni bir akım başlar. Seni yazsam bu satırlara herkes seni sever. Ama bilirsin bencilim sevgilim. Paylaşmam kokunu.

28 Ağustos 2012 Salı

...

seninle ben oturuyoruz bir hikayenin başına,
farklı dillerde aynı konuyu işliyoruz,
bizden aynı alkışı toplamamızı bekliyorlar.
ne kadar garip değil mi ?
kısıtlı imkanlarımız var.
sen uzun yoldan kahramanları öldürüyorsun,
ben kısa yoldan seni seviyorum.
bir devrim hareketindeyiz seninle diyorum,
bayrağı benim elime vermişler.
vatan millet yalnızlık diye bağırıyor bir iki densiz,
sende gülüyorsun onlara.
aldırma protestodur,
şayet bizi kıskanacaklar sevgilim.
söylesene bu hayat geçer mi sensiz ?
özletmen yeterli, bu acı da neyin nesi ?
hayat bazen zor oluyor değil mi ?
öyle.
çay demle de içelim.
benim ki demli olsun diye bağırıyorum arkandan.
sen duymuyorsun beni, ben uyanıyorum.
şimdi seninle biz kalkıyoruz bir hikayenin başından.
kadıköyden kalkar gibi
denize el sallıyoruz birbirimizden habersiz.
martılara simit atıyorsun sen,
herkes seni izliyor.
ben hüzün dolu ellerle yeni bir hikaye yazıyorum
adına yalnızlık koyuyorlar.
şarkılar aynı çalmıyor.
sen alkışı topluyorsun sevgilim,
herkes ayakta.
hiç görmemişler böylesine mutlu resmedilmiş bir ayrılığı.
ben arkandan bağırıyorum,
kalemimi kırma kalbim kafi.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Soğuk bir andı gerçekten.

Üstüme ceketimi alıp gıcırdayan kapıdan çıktım dışarıya. O anda gök gürlese korkmazdım. Bizler korkmayan adamlarız, bazı şeylerden. Bizler gök gürlemesinden korkmayan adamlarız. Çiseleyen bir yağmur gömlek yakalarımı durmadan ıslatıyordu. Buna sinir olurum, katlasan katlanmaz. Katlanılmaz bir durum bu. Onca insan onca insanın arasına karışıyor. Hiç kimse hiç kimsenin sikinde değil. Sizler de benim sikimde değilsiniz. Ama yolda olmak iyi bir şey. Ha yürür pozisyon ha durur. Yolda olmak hoş. Herkes bana mı bakıyor yoksa ben mi herkese bakıyorum ? Hangi yol gitmek istediğim yere çıkıyor ? Peki ya ben nereye gitmek istiyorum ? Peki ya ben nereye gitmek için çıktım evimden ? Peki ya ben neden çıkmak istedim evimden ? Peki ya ben ? Hala yağmur yağıyor. Ceplerimi yokladım, metelik yoktu. Mazaret değil yalnızlığım başlı başına bir rezalet. Zaten ben aşk adamı değilim, olamadım da. Olamayacağım da. Olmakta istemiyorum. Peki ya olabilir miydim, eğer isteseydim ? Zaten halim yok bir şey istemeye. Ama aklı fikri düzüşmek olan bir kadın bulursam ona değer verebilirim. Çünkü buna ihtiyacım var. Sakalımı kaşıyarak durakladım, sağıma soluma baktım. Köşeden dönerek tekelden iki bira aldım. Sonra eve döndüm.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Bazen

Bazen söylemek istediğin şeyler olur, içinden atamazsın. İçin içini yer. Kördüğüm olursun konuşamazsın. Bazen anlatamamaktan, anlaşılmamaktan korkarsın. Bir kış gecesi soğukta kalmış küçük bir çocuk gibi korkarsın. Bazen sol tarafın acır. Bazen yara olur ama merhem bulamazsın. Hani sabaha kadar gözüne uyku girmez yataktan çıkamazsın ya aynı öyle. Sağa dönsen duvar, sola dönsen duvar. Bazen ölmek istersin ama hatırlanmayan biri olmak koyar sana. Zaten bu kafayla günden güne ölürsün. Zaman mutlu olduğun anlarda yokuş aşağı atağa kalkar mutsuz olduğunda sırtına yük bağlanmış bir katır olur. Sen de istemezsin mutlu olmak. Bazen hayat mutsuzluktur. Bazen hayat mutlu olamadığını kabullenmektir. Bazen şans sana gülmüş gibi yapar. Bazen güler ama sapsarı dişleriyle. Gökyüzün tavanın olur. Bulutsuzluk denebilir bir bakıma. Bazen bir kuş olmak istersin. Özgürce kanat çırpmak sonsuza doğru. Ama yapamazsın. Bazen zamanı durdurmak istersin. Onu iki elinin arasına alıp boğmak istersin. Ama yapamazsın. Bazen sevilmek istersin. Önce çok seversin ama sevilmezsin. Hatayı yine kendinde ararsın çünkü sen zavallı bir kaybedensin. Bazen ellerin terler. Sıcaktan değil yalnızlıktan. Bazen buz gibi bir gecede soğuk yatağına yatarsın. Dizlerini karnına doğru çeker kendi kendini ısıtmaya çalışırsın. Ama yapamazsın. Bazen ‘benden bu kadar beyler’ diyerek çekip gitmek istersin ama onu bile başaramazsın. Bazen karanlıkta kalırsın. Duygularını en iyi karanlıkta saklar insan. Kimse görmez ne hissettiğini kimse anlamaz o an ki halini. Bazen içmek istersin. Sızıp kalmak istersin masanın başında. Bir el uyandırsın istersin seni sarhoşluğundan. Bazen kendine bir dünya kurarsın. Cehennemi de sen yaratırsın cenneti de. Ama yine ölürsün. Sen kendi kurduğun dünyanda bile ölmeye mahkumsun. Bazen ütopyana gidersin. En çok olmasını istediğin şeyler vardır orda. Doya doya dokunursun, sarılırsın onlara. Ne de olsa senin ütopyan kimse karışamaz sana. Yine de gerçek hayat kolay kolay hayal kurdurmaz sana. Gerçekler hayallerin dişlerini döküp eline verir. Gerçekler kötü adam olur sen neye uğradığını şaşırırsın. Bazen uyumak istersin yastığın bile terk etmiştir seni. Bazen ben niye yaşıyorum diye sorarsın kendine. Cevap veremezsin. Bazen ben niye yaşıyorum diye sorarsın kendine. Yine bir cevap veremezsin. Bazen ben böyle hayatım ta amına koyayım demek istersin. Ve bunu öyle içten söylersin ki. Hayat eğer boynunu usulca siktirip gider gözlerinin önünden. Bazen ölürsün. Bazen sen zaten ölüsün.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Kim Neylesin Beni

Ben hiç ciddi kararlar alamadım. Başlangıcı yapsam da yarısında usandırdılar beni. Yoruldum bıraktım. Herkes köprüyü geçene kadar uzattı elini, köprüye varınca gördüm gerçek yüzlerini. Zihnimde hep yanmayan lambalar vardı dolaştığım karanlık sokaklar yüzünden. Elimden hiçbir şey gelmedi, çaldılar gülüşümü gözlerimin önünde. Gülüşlerim yok benim küçükken çalmışlar. Gülüşlerim yok benim, beni yarı yolda bırakmışlar. Suçluydular ama cezasını ben çektim. Ben hak etmediğim bir hayatı yaşadım hep. Tek başıma. Yalnız değil tek başıma yaşadım. Çocukluktan beri aynı yara bere dizlerim, değişmeyen tek şey düşüşlerim, değişen tek şey düşürenlerim. Bazen yeter dersin yetmez. Çünkü hayat sen istemediğin kadar acı koyar önüne. Sağın solun hep aynı yere çıkar, yani uçurumlara. Ölmek kurtuluştur dersin ama yere doğru bırakırsın kendini uçurumdan aşağı. O zaman neden bulutlara çıkmayı beklersin ? Hayat cevabını bilmediğimiz sorularla dolu. Durmadan çabala dur. Alın terin kıçından aşağı akana kadar çalış dur. Ama yerinde saymadığından emin ol. Ben hep bir ailem olsun istedim ama başaramadım. İşe yaramaz aptal herifin biri oldum! Elinden hiçbir iş gelmeyen sadece yazılar yazan kafayı yemiş bir adam oldum. Adını bilmediğim bir kadını bekliyorum günlerdir. Sanki hayatımı değiştirecekmiş gibi. Hayatımı ona göre şekillendiriyorum, onu beklediğim günleri bir poşete koyup çöpe atıyorum. Gün geldiğinde acısını çıkarır Tanrım. Hastalanıp yatağa düştüğümde yine kimse olmaz başucumda. Yalnız ölürüm ben. Tüm sevilmeyen karakterler gibi. Kolayca unutulur giderim. Adımı uçan mürekkeple yazmışlar yıpranmış kağıtlara. Birde silecekler utanmadan. Zaten insanoğlunun en iyi bildiği iş hayatında ki insanları tek kalemde silip atmaktır. 

Oyun değil hayat öldüğünde tekrar doğmayacaksın. Yanındakilerin kıymetini bil bu yüzden. Ben hep kendi bildiğimi yaptım bu hayatta. Belki de bu yüzden sevmediler beni. Onların istediği gibi bir adam olmadığım için, yaptıkları saçmalıklara yalan tebessüm etmediğim için, dost acı söyler kalıbına göre daha acı söyleyip daha iyi dost olmaya çalıştığım için sevmediler galiba beni. Zaten ben kimi sevdiysem beni terk etti. Ben katlanılmaz bir adam mıyım ? Ben yanında durulmaz bir adamım galiba. Uçurtmalarına üfledim diye  küçümsediler belki de beni. Oysa sadece  yardım etmek istemiştim. Sadece biraz sevilmek istemiştim. Nereden bileyim küçük bir iyiliğin beni yalnızlığın en karanlık hücrelerine kapatacağını. Üstelik bu sefer tepede duran parmaklıklarda yok. Her taraf karanlık. Gölgem bile dayanamayıp terk etti beni. Olsun varsın o da gitsin. Ben kendime yeterim. İnsan kendini boş laflarla çok iyi kandırır ama anlık bir şüpheyle kendine gelebilir. Sen kimi kandırıyorsun ulan! Sen kimsin ki yeteceksin kendine. Daha küçükken başladılar parçalarını koparmaya. Her yerde bir parçan var. Ben kendine bile yetemeyen bir adam olmuşum. Kim sevip de göğsünde yatırsın beni.