uzun bir sokakta yürüyorum. öyle bir sokakta yürüyorum ki bir süre sonra başladığım yeri unutuyorum. sokağın sonu görünmüyor. sokağın sonu gelsin istemiyorum. ben bu sokakta yürümeyi seviyorum. ben yürümeyi seviyorum. seni de seviyorum. seninle bu sokakta yürümeyi de epey bir severim herhalde. basit düşündüm yine. işte sevgilim seni sevmek de bu sokakta yürümeye benzer. sonu gelsin istemezsin. seni sevmek uzun bir yolculuktur ve bu yolda beraber yürürsek nereden başladığımızın hiçbir önemi yoktur. çünkü detaylar bizi ilgilendirmez. ben seninle ilgileniyorum bir de bu sokakla.
geceyi bir bıçak gibi ikiye bölen hatıralar vardır. keskin, öldürücü. hatıralar soğukkanlı bir katile benzer bazen. aklına düşer ve sessizce işini bitirir. oracıkta. evet kardeşim o dakikada keser nefesini. kendine gelemezsin, feleğin şaşar. hatıralar çoğu zamansa gülümsetir. fakat bazense yavaş yavaş öldürür. senin kaç tane hatıran var? kaçını hatırlamadan yaşayamazsın? kaçı olmadan hayatına devam edemezsin? hatıralar bazen seni ayakta tutar. sen bunu bilmezsin. bazı hatıralar vefalıdır çünkü.
aklımın içinde ayrı bir dünya var. ve ben aslında orada yaşıyorum. hiçbirinize orada yer vermiyorum. aklımın içi dar olduğundan değil. ütopik memleketim oldukça geniştir. oldukça iyidir de. bering denizi kadar geniştir mesela. fakat size tahammül edesim yok. insanlar çok kalabalık. siz çok kalabalıksınız. bu yüzden çoğu zaman kendim kafamda yarattığım dünyama çekiliyorum. bu eylemi sık sık gerçekleştiriyorum. bir de aklımın içinde sürekli jim morrison çalıyorum. people are strange diyor bizim amir, when you're stranger. onu dinlerken de pis moruk okuyorum. fakat bu jim morrison ne anlatıyor? kendisiyle karşılaştığımda bu soruyu kendisine sormak isterim. çok değişik bir adam kendisi.
hayatım boyunca hiçbir zaman hiçbir şeyi tam olarak hissedemeyecekmişim gibi. birkaç parçası eksik bir yapboz gibiyim. solum delik deşik. insanların sahte yüzlerinden çok sıkıldım. bunların hepsi bir yana, eksik kalmış bir şeyler var. yeri asla dolmayacak bir boşluk bu. öylesine bir boşluk değil ama. gözyaşlarınla dolduramazsın mesela bu boşluğu. yokluğunla açtığın bu boşluğu artık varlığınla dolduramazsın. işte olay bundan ibaret aslında. çünkü bu boşluk günbegün genişliyor. ve ben de günbegün kayboluyorum bu boşluğun içinde.
iyi müzikler dinleyip, iyi kitaplar okuyorduk,
yine de bir şeyler eksikti, fakat adını koyamıyorduk.
halim enkaz yerinden farksız. acım kendime. acım içimde durmadan büyüyor. acım beni hapsedip almış gibi. kurtulamıyorum ondan. başlarda fazlasıyla rahatsız oluyordum bu durumdan. fakat bir süre sonra onu da bir parçam gibi görmeye başladım. bu durum beni artık eskisi kadar rahatsız etmiyordu. acıya bağışıklık kazanmıştım. ya da ben öyle düşünmek istiyordum.
sonra bir kadın sevdim. her gülüşünde gönlümü çiçeklerle doldururdu. uçsuz bucaksız gülümserdi. güldüğünde deniz çıldırırdı. gülüşüne karşı koymak zordu. insanı alıp götürürdü. o bana gülümserken şehre mavi yağmurlar yağardı. sonra gitti. şimdi ondan geriye hiçbir şey kalmadı. aslında ben bile kendime kalmadım. alıp götürdü. bilmediğim bir şehre.
elbet bir gün yapraklar da eskir. insanlar gibi. her şey eskir. farkına varır insan fakat yaşadıkça. söylemek istediğim son bir şey var. içimi kemirip duruyor. kendimi bu sorunun cevabına teslim etmiş gibiyim. - ben bile kendimi artık tanıyamazken, nasıl geri kendime gelebilirdim?
yine aşırı güzel olmuş. büyük tebrik.
YanıtlaSilya bi erkek olarak senin blogunu cok seviyorum
YanıtlaSil