kuru dudaklarımda tüten şu tütün kadar hissedemedim hiçbir şeyin varlığını. kanımı kaynatan ne kadar hüzün varsa hepsi göğsümde farklı bir közü kucaklıyor şimdi. söylesene ne ara bu kadar karmaşık bir hale büründük. ne oldu bize gerçekten. yoruldum albayım. artık sizi de azad ediyorum. kayboluyorum sokaklarında bu gri şehrin, bu şehirde kimseyi tanımıyorum. kendime yabancıyım. adımı biliyorum, kendime sesleniyorum ama tepki vermiyor kimse. kafamda cızırtılar duyuyorum ama anlam veremiyorum. verecek bir anlam bile kalmamış içimde. peki ya sen biraz anlar mısın beni? imanım gevrildi ulan artık anlaşılmamaktan. rezil rüsva olduk şu yeryüzünde. bir sigara daha yakmasam şimdi, şu boşlukta kararsızlıktan asılı kalırım. kurur giderim. güzmüş, hazanmış, sonbaharmış, faso fiso; hepsi melankolik bir şiirde kendine yer edinir sadece, gücün yetiyorsa şu göğüs kafesimi biraz aralasana. arala da gör bakalım bir ağaç mı devrilirken daha çok sarsar bir yeri yoksa içimdeki katranın yer değiştirmesi mi. öyle oturmuş ki tam göğsüme zift gibi karanlık, ne yaparsam yapayım şu hayatla iyi geçinemiyorum. tabii diyeceksiniz ki bu bizi ne kadar ilgilendirir, bir kere dinleyin işte şurada bir dert yandık size, hemen alev aldınız. ne meraklıymışsınız yanıp tutuşmaya, yandınız madem bir faydanız olsa da ısınsa şu buz tutmuş kalpleriniz. yoksa yeryüzünde bir bir yitip gidecek bütün güzel duygular. lafım bu kadardır bu konuda. sigaramı söndürüyorum.
uyanın!
geceleri kendimi bir mezarlıkta buluyorum, kırık bir mezar taşının karşısında, adım yazıyor, adımı biliyorum; henüz unutmadım, henüz ondan vazgeçemedim. dokunuyorum lakin kendime dokunduğumu hissedemiyormuş gibi hissediyorum. toprağı parçalayıp kurtulmak istiyormuş gibi hissediyorum, ama gücüm yokmuş gibi hissediyorum. zaten takatim de kalmamış gibi. rüzgar esiyor, hava biraz serinliyor, yalnızlara sormadan. ruhum bedenime sarılmak istiyor, yoksa esen rüzgarla savrulacak bedenimden biliyor. ama yapamıyor. çünkü sarılmak nedir bilmiyor. çünkü hiç sarılmamış daha önce, bakamamış tadına. pamuk şeker yemeden, kurşun yemiş bir çocuk gibi ruhum, kendi kendine hatırlatıyor; içimden bir ses yükseliyor, "büyümez ölü çocuklar". ruhumu o kırık mezar taşında yalnız bırakıyorum. her yerden sesler yükseliyor bir anda. gürültüler oluşuyor. ortalıkta kimse yok. lakin bu gürültüden kendi sesimi seçemiyorum. acaba diyorum. mezarın içine düşüyorum. kendimi ait hissettiğim bir yerde uyumak istiyorum. kapansın gözlerim.
hatırlayın!
çırpındıkça beni daha da dibe çeken bir umudun ucuna bağladığım yaşantım kendini unutturuyor artık bana. bir alkol ortamında bir an gözün dalar ya, işte orada sıkışıp kaldım. ama unutmayın hepimiz bir gün kendi kalbimizden aşağıya atlayacağız. o yüzden susalım artık. bakalım kim kiminle aynı sessizlikte daha güçlü hissediyor. bir kadına sevdalanmak, beladan uzak durmak, soba borularını temizlemek, iki sohbet ederken çayı soğutmak; olur mu dersin? yürürken şimdi bir yolda, aslında daha hiç çıkmadık mı biz o yola? birinin yarasına dokunmak isterken o yaranın ne kadar derin olduğunu bilmeniz gerekir. yoksa bir hayatı daha orta yerinden değil, yarasından kaybederiz. gözlerinden akan şu yaşlardır aslında evrensel olan. parmak uçlarımdan parmak uçlarına uzanmayan o yoldur, tutsaklık. bir şehirde beraber yaşamak, lakin haberdar olamamaktır; çaresizlik. hiç bulamadığın birini kaybetmektir; kahrolmak. elbet bir gün bunların hepsinden bahsedeceğim sana; yaşamaktır.
unutmayın!
burası fazla sessiz. insan bu sessizlikte ölebilir. bu sessizlik fazla ve sessizliğin basıncı
kulaklarımı patlatabilir. bu sessizlik beni sonsuz karanlığın içinde
sürüklüyor. bilincimi kaybetmiş gibiyim, birdenbire olduğum yere kapaklanıyorum. yerin soğuk ve o çaresiz gülümseyişini görebiliyorum. vücuduma nüfuz eden
kederin bolluğunda boğulabilirim. dibe çöküyorum, batıyorum tek başıma bu
hayatta. durmadan su alıyorum, okyanusun ortasında göğe bakıyorum. her yer
mavi, okyanus baştan sona mavilikle parıldıyor ben ortasında griye çalan
yalnızlığımla boğulmamak için uğraşıyorum. yoruluyorum, başım dönüyor. her yer
karanlık oluyor, ben kendime bile çıkamıyorum o an. denizkızı gelmiyor, gemiler
de batmış. tutunamıyorum, korkuyorum belki, biraz da tedirginim okyanusun dibi
beni ürkütüyor. çok yalnızım bunun farkına varıyorum, kendi aklımın içinde
sıkışıp kalmışım, durup biraz dinlenmek istiyorum. kimse yok burada, kimse
sarılmıyor bana, ben de duruyorum bir yol ağzında kendime sarılıyorum. yine. sakladığım
yaralarım kanıyor. kendi kanımın nehrinde savruluyorum. bilmediğim bir acının
ortasında buluyorum kendimi, bazen bulamıyorum da. birkaç sahipsiz ses
yankılanıyor aklımın koridorlarında, tanıyamıyorum ben o sesleri. dışarısı
fazla sessiz, aklımın içi gürültülü. çıldırmak üzereyim galiba ya da fazla
sakinim. bilmiyorum, emin değilim. benim iki
tane tümörüm var. biri kafamın içinde,
düşündükçe ağırlaşan, biri de hayatımın
tam ortasında, yaşadıkça ölümcülleşen. bir şeylerin düzelmeyeceğini artık ben
de biliyorum. toparlanmak artık çok zor, böylesine dağıldıktan sonra; yani
darmadağın olmaktan bahsediyorum. hangi parçamın hangi hüzne savrulduğunu dahi
bilmiyorum. bulmak da istemiyorum ya işte, yine de acının gelişine takıyorum
kafama bu hüznü. ben aslında yeniden başlamak istiyorum, belki de bir el tutmak
istiyorum. evimin içinde bir ses olsun istiyorum bu sessizlik beni deli ediyor. kendi sessizliğimde kayboluyorum ben çünkü. Geceleri bu ev beni dağıtıyor,
toparlanamıyorum.
ben
şimdi tabancama bir mermi koyup namluyu şakağıma dayıyorum ve tetiğe basıyorum. ben bunu düzenli olarak yapıyorum, fakat hala patlamıyor silah. o kadar
beceriksizim ki ölemiyorum-dağ. beceremiyorum bir türlü, her sabah düzenli
olarak intihar ediyorum. tek başıma bu odada ölüme yürüyorum bilinçli
adımlarla. kimse görmüyor, kimse engel olmuyor bana. kimsem yok, kendime
kalıyorum yine her gece. duvarları yıkamıyorum, duvarlar üzerime geliyor, tavan
yükselmiyor vicdansız. daralıyorum bu evde, her şey karmakarışık bir halde
duruyor sanki. kendi düzensizliğimde ölemiyorum. kendimi kaybedecek gibi
oluyorum bazen, bu bana hep oluyor.
yakın!
kalbim o kadar soğumuş ki, sanırım artık başka bir kalbe uzaklaşmışsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder