Güneşin
rengini saçlarından aldığı bir gündü. Gökyüzü kıskanılası mavi
gözlerinden daha mavi olmasın, iyiydi sevgilim. Estağfurullah, sensin en
güzeli. Şiir gibi kadınsın vesselam. Belki de senin adındır huzur.
Belki de senin yanındır yurdum. İşte budur diye bağırır akciğerlerim
kokunu alarak. Kokun saray yapar bu taşrayı. Saçların parmaklarıma
memleket olsun istiyorum. Çok görme.
Gözlerinin mavisi bir okyanus ve ben derinlerine açılmak istiyorum.
Boğulursam çek kurtar beni. Eyvallah. Bütün ihtimaller aklımda pozitif,
birleşince adınla. Gel bana bir adımla. Seni yormak istemem ama
bilirsin, ne pis bir huydur özlemek. Sesinin her tonunu ezberlemek
istiyorum. En güzel notalara beş basar. Kederi unutturur varlığın.
Benimle ol kafi. Ne güzel bir intihar olur seni öpmek. Rüzgarın en uysal
estiği an, saçların dağılır. Dur, ben düzeltirim. Zahmet etme. Belki de
seni öpersem her yer mavi olur. Ne dersin deneyelim mi ? Ama. Nerdesin ?
Gel artık.
30 Ağustos 2012 Perşembe
Kaos
Kaos yaratıyor bana bakışın. Bütün duygularım birbirine giriyor. Kocaman bir devrimdir şimdi seninle konuşmak. Konuşmaya başlarsam yeni bir akım başlar. Seni yazsam bu satırlara herkes seni sever. Ama bilirsin bencilim sevgilim. Paylaşmam kokunu.
28 Ağustos 2012 Salı
...
seninle ben oturuyoruz bir hikayenin başına,
farklı dillerde aynı konuyu işliyoruz,
bizden aynı alkışı toplamamızı bekliyorlar.
ne kadar garip değil mi ?
kısıtlı imkanlarımız var.
sen uzun yoldan kahramanları öldürüyorsun,
ben kısa yoldan seni seviyorum.
bir devrim hareketindeyiz seninle diyorum,
bayrağı benim elime vermişler.
vatan millet yalnızlık diye bağırıyor bir iki densiz,
sende gülüyorsun onlara.
aldırma protestodur,
şayet bizi kıskanacaklar sevgilim.
söylesene bu hayat geçer mi sensiz ?
özletmen yeterli, bu acı da neyin nesi ?
hayat bazen zor oluyor değil mi ?
öyle.
çay demle de içelim.
benim ki demli olsun diye bağırıyorum arkandan.
sen duymuyorsun beni, ben uyanıyorum.
şimdi seninle biz kalkıyoruz bir hikayenin başından.
kadıköyden kalkar gibi
denize el sallıyoruz birbirimizden habersiz.
martılara simit atıyorsun sen,
herkes seni izliyor.
ben hüzün dolu ellerle yeni bir hikaye yazıyorum
adına yalnızlık koyuyorlar.
şarkılar aynı çalmıyor.
sen alkışı topluyorsun sevgilim,
herkes ayakta.
hiç görmemişler böylesine mutlu resmedilmiş bir ayrılığı.
ben arkandan bağırıyorum,
kalemimi kırma kalbim kafi.
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Soğuk bir andı gerçekten.
Üstüme ceketimi alıp gıcırdayan kapıdan çıktım dışarıya. O anda gök
gürlese korkmazdım. Bizler korkmayan adamlarız, bazı şeylerden. Bizler
gök gürlemesinden korkmayan adamlarız. Çiseleyen bir yağmur gömlek
yakalarımı durmadan ıslatıyordu. Buna sinir olurum, katlasan katlanmaz.
Katlanılmaz bir durum bu. Onca insan onca insanın arasına karışıyor. Hiç
kimse hiç kimsenin sikinde değil. Sizler de benim sikimde değilsiniz.
Ama yolda olmak iyi bir şey. Ha yürür pozisyon ha durur. Yolda olmak
hoş. Herkes bana mı bakıyor yoksa ben mi herkese bakıyorum ? Hangi yol
gitmek istediğim yere çıkıyor ? Peki ya ben nereye gitmek istiyorum ?
Peki ya ben nereye gitmek için çıktım evimden ? Peki ya ben neden çıkmak
istedim evimden ? Peki ya ben ? Hala yağmur yağıyor. Ceplerimi
yokladım, metelik yoktu. Mazaret değil yalnızlığım başlı başına bir
rezalet. Zaten ben aşk adamı değilim, olamadım da. Olamayacağım da.
Olmakta istemiyorum. Peki ya olabilir miydim, eğer isteseydim ? Zaten
halim yok bir şey istemeye. Ama aklı fikri düzüşmek olan bir kadın
bulursam ona değer verebilirim. Çünkü buna ihtiyacım var. Sakalımı
kaşıyarak durakladım, sağıma soluma baktım. Köşeden dönerek tekelden iki
bira aldım. Sonra eve döndüm.
4 Temmuz 2012 Çarşamba
Bazen
Bazen söylemek istediğin şeyler olur, içinden atamazsın. İçin içini yer.
Kördüğüm olursun konuşamazsın. Bazen anlatamamaktan, anlaşılmamaktan
korkarsın. Bir kış gecesi soğukta kalmış küçük bir çocuk gibi korkarsın.
Bazen sol tarafın acır. Bazen yara olur ama merhem bulamazsın. Hani
sabaha kadar gözüne uyku girmez yataktan çıkamazsın ya aynı öyle. Sağa
dönsen duvar, sola dönsen duvar. Bazen ölmek istersin ama hatırlanmayan
biri olmak koyar sana. Zaten bu kafayla günden güne ölürsün. Zaman mutlu
olduğun anlarda yokuş aşağı atağa kalkar mutsuz olduğunda sırtına yük
bağlanmış bir katır olur. Sen de istemezsin mutlu olmak. Bazen hayat
mutsuzluktur. Bazen hayat mutlu olamadığını kabullenmektir. Bazen şans
sana gülmüş gibi yapar. Bazen güler ama sapsarı dişleriyle. Gökyüzün
tavanın olur. Bulutsuzluk denebilir bir bakıma. Bazen bir kuş olmak
istersin. Özgürce kanat çırpmak sonsuza doğru. Ama yapamazsın. Bazen
zamanı durdurmak istersin. Onu iki elinin arasına alıp boğmak istersin.
Ama yapamazsın. Bazen sevilmek istersin. Önce çok seversin ama
sevilmezsin. Hatayı yine kendinde ararsın çünkü sen zavallı bir
kaybedensin. Bazen ellerin terler. Sıcaktan değil yalnızlıktan. Bazen
buz gibi bir gecede soğuk yatağına yatarsın. Dizlerini karnına doğru
çeker kendi kendini ısıtmaya çalışırsın. Ama yapamazsın. Bazen ‘benden
bu kadar beyler’ diyerek çekip gitmek istersin ama onu bile
başaramazsın. Bazen karanlıkta kalırsın. Duygularını en iyi karanlıkta
saklar insan. Kimse görmez ne hissettiğini kimse anlamaz o an ki halini.
Bazen içmek istersin. Sızıp kalmak istersin masanın başında. Bir el
uyandırsın istersin seni sarhoşluğundan. Bazen kendine bir dünya
kurarsın. Cehennemi de sen yaratırsın cenneti de. Ama yine ölürsün. Sen
kendi kurduğun dünyanda bile ölmeye mahkumsun. Bazen ütopyana gidersin.
En çok olmasını istediğin şeyler vardır orda. Doya doya dokunursun,
sarılırsın onlara. Ne de olsa senin ütopyan kimse karışamaz sana. Yine
de gerçek hayat kolay kolay hayal kurdurmaz sana. Gerçekler hayallerin
dişlerini döküp eline verir. Gerçekler kötü adam olur sen neye
uğradığını şaşırırsın. Bazen uyumak istersin yastığın bile terk etmiştir
seni. Bazen ben niye yaşıyorum diye sorarsın kendine. Cevap veremezsin.
Bazen ben niye yaşıyorum diye sorarsın kendine. Yine bir cevap
veremezsin. Bazen ben böyle hayatım ta amına koyayım demek istersin. Ve
bunu öyle içten söylersin ki. Hayat eğer boynunu usulca siktirip gider
gözlerinin önünden. Bazen ölürsün. Bazen sen zaten ölüsün.
14 Haziran 2012 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

