puslu sokaklarda sürekleşen peşi sıra adımların vardığı bir yoldu
gecenin karanlığına benim sana varmayı beklediğim bir andı
karşı çıkamadığın bir güç çekip alamadığın bir hasret içinden
gecenin dördünden sabahın beşine kadar gördüğün bir rüyadan öte
bir şeydi ya hayat bizim inanmamak için çaba sarf ettiğimiz şey
ne varsa kırıp dökmek istediğin yeryüzünde seni sana uzak hissettiren
ve umudun kıyısında bile boğulacakmış gibi hissetmenin çaresizliği
dudaklarının kenarına sürekli paralel uzanmanın sitemkarlığı
kokunun varlığına aşina olup tadından bir haber nefes alıp vermek
gibi sıradan hislerin acısını parmak uçlarında yaşamaktan
başka bir şey değildi ya hayat inanmamak için çaba sarf ettiğimiz şey
yalnızlığımın yüreğimi delip geçtiği bir organizma
karanlığın ruhumun içinde derin bir ıstırap oluşturması
aklımın kuytularında volta atıp duran bir kadının ayak izleri
ciğerlerimin yeryüzünde tanıklık ettiği tek şey tütün
gibi materyal hüzünlerden oluşmuş bir yerdi ya hayat
inanmamak içi..
ne diyorduk şimdi, her şeyin son bulduğu noktadan sonra
belki yarın belki bir sonraki gün mü gelecekti o gün
sonrasında diye diye beklediğin o sonrası mı,
yoksa kurtuluş yolunu ararken aslında dönüp durduğun
o cam fanus mu hayat dedikleri yer bir türlü tutunamadığın?
seslendim arkasından "hey! buradayım ben" diyerek
döndü arkasına ve baktı; ileriye doğru
sonra yoluna devam etti
o gün hayatta bir yer kaplamadığımı öğrendim
saydam bir vücut idim, ama tek farkım
ben ışık değil acı geçiriyordum üzerimden
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder