2 Mayıs 2016 Pazartesi

göğüs kafesime bir umut astım çiviyle

birkaç şey üzerine konuşmak istiyorum. gürültü etmeyiniz. yasaktır. öncelikle sağlıklı bir hüzün doğurabilmemiz için gecenin koynuna, sessizlik yaratmamız gerekir. sonra yüreğimizi kafesinden sarkıtıp karanlığın içinde hasretlemeliyiz. birkaç dakika sonra katran dolu bir hüzne sahip olabiliriz. bu dipnotu verdikten sonra bir sigara yakıyorum. mentollü sigara içenler mentolünü patlatabilir, onlara da aramızda yer var merak etmesinler. nerede kalmıştık, evet; daha başlamamıştık doğru. ciğerime giden damarlarımı sıkıca bağlıyorum. kalbimi oda sıcaklığında vefasız insanların ulaşamayacağı bir yere konuşlandırıyorum. saçlarımı suratıma düşmesin diye arkadan topluyorum. bu işlemler hayatımdan birkaç dakika alıyor, ama umursamıyorum. bu eylemler size uzun gelirse eğer den den koyup benimle devam edebilirsiniz. sonuçta kimsenin kalbi kimsenin kalbinin umrunda değil. haksız mıyız? haklıysam da önemli değil. haklı olmanın haksız olmaktan bir farkı kalmadı zaten. herkes kendince bir bakıma haklı hissediyor haksızlığa maruz kaldığında. kamu spotu tadında atıştırmalıkları bir yudumla fondipleyip arkama yaslanıyorum. hüznümü yüreğimin ortasından çıkarıp komodinin üzerine bırakıyorum, rahat nefes alabilmek için. bunu her gece uyumadan önce yaparım, yoksa rahat uyuyamıyorum. bir türlü toparlayamadım. çünkü aklımın bahçelerinde yetişmiş kederleri uzun zamandır toplamadım. aklımın içinde yürürken epey güçlük yaşıyorum. yavaş yavaş toplamalıyım onları. evet bahsetmek istediğim ilk konu mutluluk galiba. galibadan öte bunun üzerine birkaç bir şey söylemek istiyorum, izniniz olursa albayım? ... albayım uyuyor galiba, sessiz olun. bilirsiniz bağzı alkoller bağzı hüzünlerin üzerine yalnız içilmezdi. bağzı sokaklardan da yalnız geçilmezdi. bağzı hatıralardan sonra. bazan içinde bulunduğun yeryüzünün ciddiyetini anlayabilmen için etrafta bir ölünün bulunması gerekir. ona bakıp kendini görmen gerekir. ama neden bu gereklilik olmadan da bunu yapamıyorlar? çünkü her şeyi bir o kadar komik ve umarsızca yaşayıp bu durumu aptalca bir düzenin içinde dönüp duran sivrisineklere benzetiyorsunuz. sonra kendinizi onların yerine koyup kapana kısılıp kaldığınız yalnızlık fanusundan çıkabilmek için mutluluğa kafa atıyorsunuz. kurtuluş yolunuz mutluluktan geçiyormuş gibi. alla alla. bak sen şu işe. kendinizi buna inandırıp mutluluğun peşinde sürükleniyorsunuz. sürekli mutluluğa kafa atıp yalnızlığınızdan dışarı çıkmaya çalışıyorsunuz. kaçırdığınız bir nokta var ki mutluluğun varlığının aklınızda halisünasyonlar oluşturması ile aslında bunun size zarar verdiğini fark etmiyorsunuz bile. yazık. camın varlığını fark etmelisiniz. mutluluk öldürür. fark etmelisiniz. zavallı insanlar, mutluluk peşinde canına kıyan zavallı insanlar. ne yazık fark ettiğinizde ölmüş olacaksınız. her şey için çok geç olacak. ben bunun üzerine bir sigara daha yakacağım. sonra dumanını üfleyeceğim. ama gökyüzü hep mavi kalacak. ben tek başıma ne yapabilirim ki. etrafta bu kadar mutlu olmak isteyen insan varken. benim sahip olduğum katran dolu bir ciğer yeryüzüne hüzün, gökyüzüne gri ekemez. sizin yerinize de sigara yakamaz daha fazla. artık kendinize bir çeki düzen verin ve dünya üzerinde kişi başına düşen hüzün hasılatından payınıza ne düşüyorsa çekin onu; kaçmayın. bir yere kadar birkaçınızın payını da ben sırtlanabilirim, ama bir yere kadar. benim ciğerlerim de bir yere kadar. her şey gibi benim yaşantım da bir yere kadar. albayım? ... albayım? ... hala uyuyor. yaşlılık işte. aklıma mukayyet olmalıyım. düşüncelerim beni tedirgin ediyor. kalkıp penceremi açtım. gidiş yolum doğruydu, kendime birkaç dal sigara daha fazla verdim. esiyor hava, hava kapalı, umutlar için bir darağacı, ortasında karanlığın, gürültüsü insanların, beynime vuruyor, mide bulantısı, aklım karışıyor, yere düşüyorum. artık güvendeyim. boktanlık ve daha boktansı bir alışkanlık bu dünya üzerinde ayakta durmak var ya. geçiyorum şimdi bizi yerle bir eden ne kadar insan varsa. yok mu ulan bu dünya üzerinde kalan birkaç parça güzel şey? soruyorum size? kaldı mı tanımaya değer insanlar? kaldı mı peşinde sürüklenmeye değer kadınlar? kalkın ayağa. direnelim. ne varsa kalmış geride bu katrandan, ne varsa bu yüreğinizin kıyısından akan, güzellik adına. öksürdüm. başım da döndü biraz. tutun beni bir dakika, düşerim şimdi yere. fazla yükseldim bir anda. bu dünyadan şüpheliyim. en fazla da kendimden. geçenlerde birisi bunu suratıma vurdu, "sana en çok zararı veren yine kendinsin" inandım. haklıydı, haklısın ama ne güzel değil mi dedim. ne yapıyorsam kendime, neslim tükeniyor; bana sahip çıkacağınıza bir de üzüyorsunuz. aynısını ejderhalara da yaptınız. ayıp. albayım? ... o da hala uyanmamış. ejderhalar da geri dönmedi. ben de gidersem arkamdan bakarsınız, sonra bir sigara yakarsınız. ama üzülmeyin. havai fişek patlatın cenazemde, ama kahrından gitti demeyi de unutmayın. vasiyetimdir. ciddiye alın. gerekirse resmi gazetede yayınlayın. neyse. bu sene leicester bile şampiyon olacak biz seninle hala kavuşamadık. yoruldum artık. dağılalım mı? dağılalım bence. etrafa daha fazla hüzün sıçratıp insanları rahatsız etmeyelim. önce yalnızlar ve meteliksizler çıksın daha sonra tek sıra halinde göğüs kafeslerimizi terk edelim. bu arada gece vakti beni odamda yalnız bırakmayan cağnım kamü ve lucky strike'a saygılarımı borç bilirim. hayde sağlıcakla kalın. kaygılarımla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder