30 Mart 2013 Cumartesi

sahipsiz acılar




“Neden olmuyor değil de neden olsun ki diye sormaya başladığın vakit yaralarının daha az kanadığını fark ediyorsun.”

Uzaklara doğru bir yolculuk düşünüyorum. Kaç bin tane müzik gereklidir, kaç şişe su, kaç torba uyku, ne kadar yalnızlık? Sonu olur mu peki? Olmasın. Herkes böyle bir yolculuk için karavan hayal eder, ben yürümek istiyorum. Kent kent dolaşmak. Biraz saçma. Fazla kafa yorarsan çok saçma gelebilir. Ama gerçeğe dökersen uygulamak için can atarsın. Her neyse.

“-Uzaklara gitmek istiyorum, çok uzaklara.
 -Uzaklar neresi?
 -Yakın olmayan herhangi bir yer.”

Pencereye yaklaştım. Sokak her zamankinden daha sakindi. Hava serindi. Mevsim sensizdi. Yalnızlık sessizdi. Rakım boş. Deniz manzaram yoktur. Gökyüzü çok mavi değil. Bakmak istediğim kadar mavi. Yorgunum. Hiç olmadığım kadar. Günler anlamsız bir sıralamadan ibaretti. Düzensizliğimin içinde yeni bir düzen yaratmıştım. Plansızdım. Kararsızdım. Birçok şey düşünüyordum. Aklım taşmak üzereydi. Her an patlamaya hazır bir atom bombası gibiydi fikirlerim. Bir yerlerden başlamam gerektiğini biliyordum. Fakat nerden başlamam gerektiğini bilmiyordum. Bilmediğim birçok şey vardı. Saat bir zaman dilimi olmaktan çıkmıştı. Raftan bir bardak alıp su doldurdum, içtim. Soğuktu. Çok soğuktu. Kendime gelmeye çalıştım. Nerde kaybettiğimi hatırlamıyordum. Garipti. Her şey olmaması gerektiği gibiydi. Ve öyle olmakta ısrarcıydı. Buna dayanamıyordum. Bunlar bir işaretin habercisi olabilirdi. Neden olmasın. Belki. Emin değilim. Kesinlik kavramımı yitirmiştim. Çok önceden.

“-Bana öyle bakmayın, hiç mi hücrelerine kadar yalnız bir adam görmediniz?
-Bu kadarını görmemiştik.”


“Başkalaşmaktan korkuyorsun, çünkü kendin olmaktan çok uzaksın.”


Korkuyorsun, kendini kaybetmekten. Bıraktığın tende bulamamaktan. Hangi tende bıraktığını unutmaktan. Hatırlayamamaktan. Deli gibi korkuyorsun. Tutunacak hiçbir dalın kalmamasından korkuyorsun. Kalan son birkaç dalından çoğunun kırık olduğunu biliyorsun. Farkında olduğun tehlikelerden korkuyorsun. Korkman için bir sürü sebep var. Tedirgin oluyorsun. Yanlış kararlar veriyorsun. Batıyorsun. Birine ihtiyaç duyuyorsun. Bulamıyorsun. Vasat bir durum. Değil mi? Evet. Biliyorum. Bir sigara yakıyorsun. Her bir çekişte ayrı bir dert bırakıyorsun. Ufuklarda hüzün var. Biliyorsun. Ölüme doğru bilinçli adımlar atıyorsun. Farkındasın. Hayatı sorguluyorsun. Cevap bulamıyorsun. Kapkara bir kutu oluyor hayat. Sen kendinin, o kutunun üzerinde siyah bir noktadan başka hiçbir şey ifade etmediğini anlıyorsun. Üzülüyorsun. Bir sigara daha yakıyorsun. Sigara paketinin üzerinde “Sigara içmek öldürür” yazıyor, okuduktan sonra suratında çaresiz bir gülümse beliriyor, içmesen bile günden güne öldüğünü biliyorsun. Ölümünü daha erkene çekmek için çaba sarf ediyorsun. Bunu gerçekten istiyorsun. Çok istiyorsun. Bu kadar acının varlığına artık katlanamıyorsun. Gecenin bir vakti terleyerek yatağından kalkıyorsun. Kalbin olması gerekenden daha hızlı atıyor. Korkuyorsun. Küçük bir kız çocuğu gibi. Her şeyden.

“Ölmemiş olman yaşadığın anlamına gelmez.”

Hiçbir şeyin hiçbir anlama gelmediği hissine kapıldığım anlarda, ölmekten beter olmuş gibi bir tavır takınıyorum. Bu çok anlamsız geliyor. Gitmiyor. Kalıyor. Öylece, tam karşımda. Gözlerini dikmiş bana bakıyor, beni izliyor. Rahatsız oluyorum.

O günlerde iç savaş vardı. İçimde. Dışa vurduğu da oluyordu. Bazen. Bir satranç oyununda yenilmekten beter oluyorum. Sayısız hamle yapıyorum, kaybetmemek için. Bazı durumlarda o kadar çaresiz kalırsın ki; kazanmak için değil, kaybetmemek için çabalarsın. Her bir hamlemde daha ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kalıyordum. Olsun. Bir daha ki sefere yeniden bir hamle yapıp daha iyi yeniliyordum. Garipti. Deniyordum. Durmadan deniyordum.

1 Mart 2013 Cuma

olmayan kadına notlardan

"Boynun diyorum en güzel kent."


Neler yaptın görüşmeyeli? Neler değişti hayatında? Benim için her şey aynı. Günler yine anlamsız bir sıralamadan ibaret benim için. Güneş yine aynı doğup batıyor. Karanlık yine aynı çöküyor geceme. Aklının kenarında oturup ölümü beklemeye devam ediyorum. Bu eylemi sürekli gerçekleştiriyorum bu ara. Aklına geliyor olmam benim için geçerli bir ölüm sebebidir. Çünkü bir anlamı olur ölmemin. Kalbimi eline al. Evet, sevgilim hatırla beni. Hatırla beni bir yağmur şehre inerken. Hatırlamak güzel eylem, hatırlanmakta bir o kadar güzeldir eminim. Sana sormalı? Gülüşünün kıyısından öpüyorum sevgilim. Anla beni. Sevda saç tellerine asılı bir şiir şimdi. Tut ellerimden, huzura yürüyelim. Yolun uzunluğu beni kaygılandırmıyor. Hem de hiç. Yolun uzunluğun bir önemi yok sana çıkıyorsa şayet. Sevgilim, mimiklerini ezberlemek isteyen bir adamım ben. Beni yanlış anlama. Sen çok güzelsin. İnan bana. Şiiri yazan benim şiiri şiir yapansa sen. Bu satırların altında kokun yatıyor. Kelimelerim her zamanki gibi sen kokuyor. 

Bazen garip bir hâl alıyor bu durum sevgilim. Yokluğunun varlığından bir farkını göremiyorum. Aslında gelmeni istiyor muyum onu bile bilmiyorum. Neredesin sen? Aklımı karıştırıyorsun. Bunu yapma. Sebepsizce. Bu öyle bir his ki sevgilim, seni yanımda istiyorum. Uyanıkken, uyurken; yemek yerken, tokken; dışarı çıkarken, içeri girerken. Sevgilim anla beni bu kadar uzaklık fazla bana. Gözlerin benim ilacım. Yan etkisiyse hayalin. Ama diyorum ki sen hep yanımda olursan bu fazla dozdan intihara girmez mi? Korkuyorum sanma. Böyle düşünmeni istemem. Gerçekten. Rakı sofrasında sabahlamak istiyorum seninle. Sana olan bu sevgi kabarıklığımı mazur gör. Dizlerinde uyut beni. Kokun karışsın kokuma, yayılsın odama. Dertlerimi terk edeyim öpüşlerinde. Öpüşlerinde binlerce düşü yüzdürüyorsun aklımın kıyılarında. Bunu başarıyorsun. Hiç zorlanmadan.

"Bir şiiri bırakamadım, bir de seni."

Sevgilim bağışla beni, ben bir Kafka değilim. "...yanımda yürüyordun Milena. Düşünsene, yanımda yürümüştün."  tarzında bir cümle kuramam sana. Çünkü biz seninle hiç yola çıkmadık. Sevgilim bağışla beni, ben bir Onur Ünlü olamam. Bağışla beni sana "Ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum! Çünkü bu, seni seviyorumun içine nal salmak demektir." tadında bir cümle de sarf edemem. Çünkü biz seninle hiç yan yana gelmedik. Üzgünüm.

Gülüşün baharın habercisi. Öyle güzel gülüyorsun ki dengemi kaybedecek gibi oluyorum. Bilirsin ben hüznünü içine atan bir adamım. Gelmek istersen bir şiirin ucuna oturmuş seni bekliyor olacağım. Ama beklemek zor eylem, beni yorma sevgilim. Paramparçayım.

25 Aralık 2012 Salı

intihar girişimleri



Bu intiharlar benim. Bu gri gökyüzü benim. Bu hüzünler benim. Ölmek dediğin terk etmek mi bir kadını? Ölmek dediğin kurtulduğunu sanmak mı aslında? Ölmek salaklık mı? Ölüme bilinçli gidiyorum. Bilinçaltımda yaşamak varken. Ölmek çokça soru işareti. Ölmek bir yol mu? Yoksa yolculuk mu? Ölüm ile ölmek aynı şeyler değil. Senin ölümün, öldüğün gün değildir. İnsan bir kere mi ölür? Kalp dediğin pompayı bırakır mı öldüğünde? Ölüm sonbaharda mı daha güzel yoksa kışta mı? Ölüme yağmurlu bir gün daha mı çok yakışır? Islanır mı ruhlarımız? Ne istediğini bilmediğini biliyorum. Kalkıyorsun bir gece vakti yatağından, sigaranı yakıyorsun. Sonra geri dönüyorsun. Ölüm neredeydi? Onu hiç düşündün mü? Ölüm göz pınarlarımdan taşıyor, senin kasıklarından. Kasıklarında şiirler gezdiriyorum. Uyurken ölebilir misin? Olur mu öyle şey! Uyku lan bu, huzurun daniskası. Huzurun yer altı. Ölümün elinden tutup karşıdan karşıya geçiriyorum. Sonra bir şarkı daha açıyorum. Adını unuttum neydi, evet ölmek. Ölümle haşır neşir olunca ölmeyi unuttum tabii.

Bir orospu kaç kere ölür? Bir âşık kaç kere can verir? Bir cümleyi kaç kere bitirebilirsin? Bir insanı aynı yerinden kaç defa öldürebilirsin? Bir eli kaç defa bırakabilirsin? 

Ölüm acı mı? Ölmek acıtır mı? Sevmek ölmek değil. Yaşamak ölmenin yarısı olamaz. Olsa olsa gözlerinin sahilinden atlamak intihar olabilir. Zaten seni sevmek yeterince katliam sevgilim. Ölüm sana beş harf, ona altı, bana bir paragraf. Ölüme tutunabilir misin? Sinemanın en arka koltuğunda, bir veda busesinde ölebilir misin? Kara basarken ölebilir mi bir insan? Bana öyle bak. Bak, bak ki görsünler bir cinayet nasıl işlenir. Göz göze gelmemiz ne kadar geçerli bir intihar girişimidir. Öyle birden olmaz. Ölmek miydi ölüm? Ölüm müydü ölmek? Kalabalık bir caddede ölümlülerin arasına karışıyorsun. Taşımaktan yorulduğun bedenine yağmur damlaları vuruyor. Hissediyorsun hissizliği. Hissizlik ne renk? Ölmek ne renk? Ölümü hangi renkle tasvir edebilirsin? Ölüm gecedir diyebilir misin? Gündüzler öldürür ama. Ben gece adamıyım. Gel karanlığım ağırlasın seni. Nereye oturmak istersin, kalbim uygun mudur? Yer yatağı yapayım istersen? Nasıl rahat edersen. Öldür beni, öldürebilirsen. Parmak uçlarımda intiharlar biriktiriyorum. Dokun bana. Sen şimdi sevişmekten öte, bir beden yerleştiriyorsun sevgimin içine. Bu kalbin ne işe yarar senin? Modern bir ölümdür seninle sevişmek. Ölsene benimle. Ölüm kaç kişilik? Aynı ölümden kaç kişi etkilenebilir. Ölüm bulaşıcıdır. Bitmez. Öpsene beni. Ölmekten beter olurum. Öldürsene. Öl, ölü, ölüm. Bak ölümü üçe ayırdım. Üçü de farklı hikâyeler birbirinden. Öl, ölme, ölmek. Bak üçe ayırdım bunu da. Hem de ölme dedim seni öldürürken. Sesler var kafamın içinde. Kahkahalar var. Derin rötuşlar bırakıyor hepsi. Duygularım ötenazi. Ölüm şimdi vakitsizdir. Ölmek şimdi vakitsizdir. Sen ne kadar ölüsün? Sen kaç kere öldün? Düşün...

12 Aralık 2012 Çarşamba

Yalnızlık

Yalnızlık;
saklandığın yerde gelip buluyor seni,
sakladığın duygularından vuruyor seni.

11 Aralık 2012 Salı

ortaya karışık haller

Bir şeylere inanmak veya inanmamak. İnanmadığına inanmak. İnanmayacağına inanmak. İnanamamak. Gece vakti çöken karanlığa karışmak. Giden bir arabadan atlamak. Yemek öncesi bir sigara yakmak. Kendi çölünde kaybolmak. Bilirsin biz pek sevilesi adamlar değiliz. Bir sonbahar ertesi terk edin beni. Bir şarkı sonunda unutulur gideriz. Birkaç anıdan ibaret adamlarız. Mutsuzluk üzerine birkaç sahipsizlik eki işte. Ne beklersin ki başka. Saçmalama arkadaşım ne sevişmesi. Bira var içer misin? Dur gitme. Güneşin batışını izlerken güneşin batışını kaçırmıştık. Arabesk severim. Kendi aklımın içinde sıkışıp kaldım. Bu senin hikayen değil be aslanım. Kaybolup gitmişliklerin var gibi biraz. Çok sevmişliklerin, kalbine gömmüşlüklerin var gibi biraz. Doğru muyum? Deniz çıldırıyor, gülümseme. Tek tuşla başa almak istiyorsun hayatını. Pişmanlıkların yağmur damlalarına karışmış vuruyor aklının kıyılarına. Katliam gibi seni sevmek. Yoldan geçen bir adamım ben. Yıldızlara dokunmak istiyorsan bu kadehi de fondiple. Gidiyorsun değil mi? Yardım etme ben kalkarım. Kapıyı ört. Bu nasıl bir acı? Sus. Çıkar bir şarkı yak bana hüzünlü olsun.

4 Aralık 2012 Salı

Aitlik



“Ben hep kaçmak istedim kendimden. İçinde bulunduğum durumdan. Birine ait olma fikrine hiç sıcak bakamadım. Ben pek sıcak bakmam insanlara. Tozlu raflarda bir kitabım ben, o en kalın olanlarından, göze hep hoş görünen ama hiç okunmayacak olan.”