Hepinizden teker teker özür dilerim uzun bir süredir burada sizlerin okuyacağı bir şeyler paylaşmıyorum, paylaşamadığımdan değil elbet elimde bir sürü malzeme var ama paylaşmıyorum. Bir kitap dosyası ile 2 ay gibi bir süredir yayın evlerinden haber bekliyorum. O yüzden buraya bir şeyler bırakmıyorum.
Hepinize eyvallah.
17 Kasım 2014 Pazartesi
25 Temmuz 2014 Cuma
eylülü beklemek
bana pek gülmüyor hayat, sen gül. gül, yüzünde baharlar topla bana. gül, deniz çıldırsın. bu karanlıkta yol göster bana. gül ve bu hayata tutunmam için bir sebep daha yarat bana. bildiğim bütün şiirleri unutturuyorsa yüzün, gülümse. yoksa bütün çiçekler solacak biliyorum. dudaklarında patlayan bir fırtına gibi. beni üzen ne varsa al götür içimden. şayet şu dünyada birkaç parça güzellik kalmışsa, hepsine senin yanında maruz kalmak isterim. bitmeyen bir zamanda, lanet bir sabahın gelmediği o gece vaktinde, gül ve beni yalnız bırakma.
uzun süredir bir kenarda beklemekteyim. bu süre zarfında sonsuz kez kırıldım. sonsuz kez toparlanmaya çalıştım. her seferinde aynı yerimden kanadım. aynı yerimden daha çok kanadım. acı varmış her daim. anladım. ne yazık, alıştım. alışmak bütün eylemleri bir bir çarmıha geriyormuş. anladım.
düşerken tut beni. severken öp. üşürken sar. ama üzme artık beni. elimde kalan birtakım anların doğurduğu hüzünden fazlası değil. isterdim ki gözlerinin güzelliği göğsüme dolsun. lakin ne kadar mutsuzluk varsa boğazımda düğümlenmiş. göğüs kafesime baskı yapan birçok acı var. ölümün dizlerine uzanmış gibiyim. sanki varlığım bir yanılsamadan ibaret. kimse görmüyor. yüreğimden ölü kuşlar çıkarıyorum her sabah. bu, kentin kalabalığına karışmak gibi bir şey değil ve yalnızlığına boğulmaktan daha farklı. kendi içimde ayrılıyorum. dağılıyorum. hüzne karışıp göğe yükseliyorum. yağmur olup yeryüzüne yağıyorum. artık ayağımdan tutup da bataklığa çekmeyin. daraldım. bu bir istek değil. beklenti de denemez. umut etmeye gücüm de kalmadı. henüz adını koyamadım. belki bir gün bunun da literatürde bir anlamı olur. çünkü anlamsızlığım bir dağ gibi. alaska'yı yaşayabilirim.
ah şu ellerim, nasıl da hasret ellerine. bundan daha da ileri gitmeyeceğim bu sefer. ve hiçbir zaman da anlamayacağım; nasıl bir gerekliliktir, gitmek. bu konulara fazla girmek de istemiyorum, yaralarım ayaklanacak yoksa. oysa çürüyen bir şeyler var bu odada. tut ki mutluluğumdur. tut ki ruhumdur. neden uzak bu kadar cennet? uçurumlara yakınlığım yüzündendir. tanrım falsolu bir ıstırap yarattım bu paragrafta. umarım okurken kafan karışmamıştır. çünkü böyle olsun istedim.
saat 02:09 ve yalnızlığım kendini hatırlatıyor. çünkü yalnızlığım gıcırdayan bir yatak gibi her gece rahatsız etmeye başlıyor beni. durması için ısrar etmiyorum. durmayacağını biliyorum. o yüzden ben kalemi bırakıyorum artık kenara. affola yazdığım birkaç cümleyle kalbini kırdıysam. ama bir kalbin olduğunu hatırlatmak istedim sana. bunu da bir dipnot olarak geçiyorum buraya. arka fonda "damien rice" çalsınlar. ricamdır. söyle kırmasınlar.
uzun süredir bir kenarda beklemekteyim. bu süre zarfında sonsuz kez kırıldım. sonsuz kez toparlanmaya çalıştım. her seferinde aynı yerimden kanadım. aynı yerimden daha çok kanadım. acı varmış her daim. anladım. ne yazık, alıştım. alışmak bütün eylemleri bir bir çarmıha geriyormuş. anladım.
düşerken tut beni. severken öp. üşürken sar. ama üzme artık beni. elimde kalan birtakım anların doğurduğu hüzünden fazlası değil. isterdim ki gözlerinin güzelliği göğsüme dolsun. lakin ne kadar mutsuzluk varsa boğazımda düğümlenmiş. göğüs kafesime baskı yapan birçok acı var. ölümün dizlerine uzanmış gibiyim. sanki varlığım bir yanılsamadan ibaret. kimse görmüyor. yüreğimden ölü kuşlar çıkarıyorum her sabah. bu, kentin kalabalığına karışmak gibi bir şey değil ve yalnızlığına boğulmaktan daha farklı. kendi içimde ayrılıyorum. dağılıyorum. hüzne karışıp göğe yükseliyorum. yağmur olup yeryüzüne yağıyorum. artık ayağımdan tutup da bataklığa çekmeyin. daraldım. bu bir istek değil. beklenti de denemez. umut etmeye gücüm de kalmadı. henüz adını koyamadım. belki bir gün bunun da literatürde bir anlamı olur. çünkü anlamsızlığım bir dağ gibi. alaska'yı yaşayabilirim.
ah şu ellerim, nasıl da hasret ellerine. bundan daha da ileri gitmeyeceğim bu sefer. ve hiçbir zaman da anlamayacağım; nasıl bir gerekliliktir, gitmek. bu konulara fazla girmek de istemiyorum, yaralarım ayaklanacak yoksa. oysa çürüyen bir şeyler var bu odada. tut ki mutluluğumdur. tut ki ruhumdur. neden uzak bu kadar cennet? uçurumlara yakınlığım yüzündendir. tanrım falsolu bir ıstırap yarattım bu paragrafta. umarım okurken kafan karışmamıştır. çünkü böyle olsun istedim.
saat 02:09 ve yalnızlığım kendini hatırlatıyor. çünkü yalnızlığım gıcırdayan bir yatak gibi her gece rahatsız etmeye başlıyor beni. durması için ısrar etmiyorum. durmayacağını biliyorum. o yüzden ben kalemi bırakıyorum artık kenara. affola yazdığım birkaç cümleyle kalbini kırdıysam. ama bir kalbin olduğunu hatırlatmak istedim sana. bunu da bir dipnot olarak geçiyorum buraya. arka fonda "damien rice" çalsınlar. ricamdır. söyle kırmasınlar.
9 Şubat 2014 Pazar
soğuk bir an
uzun ve ışıksız bir sokaktan geçiyorum
bu sokakta yalnızım, yanımda kimse yok
kimse sarılmıyor, duruyorum ben de yol ağzında
kendime sarılıyorum
kanıyor senden arta kalan ne kadar yara varsa
kendi kanımın nehrinde kayboluyorum, kimse görmüyor
bir düş kuruyorum, o an bir düşe tutunuyorum
düşümde suretin karşımda duruyor
bana bakan hüzünlü bakışların
filizlenen birkaç umut tanesi bekliyorum fakat
yandığını görüyorum bu sevdanın ateşiyle
kurtuluşun tüm kapılarının
her şey kül oluyor ve bir evin çatısının altına sığınıyorum
doğru zaman gelmiyor hiçbir zaman, kıpırdayamıyorum
ben sana ölüyorum düzenli olarak, sen bana gelmiyorsun
biliyorsun gözlerinden geçmek kolay değil öylece
feryat figan acılarım bilmeden seviyoruz işte
dilim şimdi uçurum kesiliyor bir ayrılığın ertesinde
tenin tenime uzak ya gerisi teferruat diyor bir adam
zulmünden çıldırıyor tanrı ve bir kadın yalnızlığıyla sevişiyor
o akşam adam kendi yatağında gıcırdayan ölümüne göz kırpıyor
bir ceset gibi duruyor özlemin karşımda
kaldırıp da atamıyorum, günden güne bitiyorum
ben kimi çok istediysem en az ona kalabildim
sorun değildi, verebilirdim sana acılarımı ya
biliyorum o zaman da baştan aşağı kirlenir bu dünya.
7 Aralık 2013 Cumartesi
olmayan kadına notlardan
Bu sefer daha bir hüzünlü anlatabilirim seni. Belki de yılların getirdiği hüzünle artık yorulmuşumdur ben de. Belki de olmayışının resmettiği karanlık beni iyice içine çekmiştir. Bu hayatta oluyor böyle şeyler, bu hayatta insanlar ölebiliyor. Ama hiçbir insan kendi ölümünü göremiyor, kimse kendi mezarına çiçek bırakamıyor. Ben kalemi elime alıyorum ve adına sahipsiz birkaç satır karalıyorum, ayrıca kendi mezarıma birkaç şiir serpiştiriyorum böylece. Yine de eyvallah, sayende kalemim tütüyor.
Yoksun yine, her zaman ki gibi. Ne kadar zaman geçti aradan, aramızdan akan zaman nehrinde boğuluyorum ben hala. Sen görmüyorsun, yoksun çünkü, uzaksın öldüğüm noktaya. Az bir ömrüm kaldı gibi bir de, fark edebiliyorum artık. Yaktım da bütün köprüleri, suyun dibinde çırpınıyorum tek başıma. Belki de son haykırışlarımdır bunlar, kendimi yukarı çekmeye çalıştığım son kulaçtır belki bu da. Bence ağla buna. Beni madem anlamadın, ağla artık. Ağla ve temizlensin kalbinin kiri. Göğüs kafesinin içine birikmiş sahte sevgi ve yalandan kalbini göremiyorum. Kalbine dokunamıyorum bile bir şiirle. Yine de bu nehirde yaşıyorum, yarın olduğunda seni yeniden sevebilmek için. Bir de kafama takılan bir soru var aslında. Gelmeyişinin sebebi sevgime inanmıyor oluşun değildir inşallah; şayet öyleyse, öldür beni gördüğün yerde. Çünkü bu güvensizlik ve değersizliğin keskin bakışları altında daha fazla hayatta kalamam. Bu beni kederin dibinde çürütür. Artık buna dayanacak gücüm kalmadı.
Mutsuzluk üzerine kurulmuş birkaç dizeden ibaret bizim hikayemiz. Eskimiş birkaç sahipsizlik eki getiriyorum öznesi olduğun cümlelerin sonuna. Yeryüzünde yeterince acı yoktu, tanrı seni karşıma çıkardı. Gerçekten ne saçmalıyorum ben de bilmiyorum. Yokluğun başıma vurdu galiba. Ellerim de titriyor biraz. Bu sessizlik sağır ediyor beni. Kendimi kaybediyorum seni yazdığım satırlarda. Zaten en iyi yaptığım şey; kaybetmek. Ağla şimdi, ağla ve değsin başın omzuma.
Başıma geliyor işte sonunda korktuğum,
Canımı ellerinin arasında parçalıyor yokluğun.
Tutmasan da bir gün geleceğine söz ver. Ben ona tutunurum. Ben onun çaresizliği altında ezilirim ve kendi gölgeme sığınırım bir süre zarfında. Gelmeyişin sevdama engel olamaz zaten, azaltmaz da bir nebze. Sadece beni öldürür yokluğun, üzüldün mü? Dikine doğru uzuyor yokluğun. Derime işlemiş bir yaradır yokluğun. Biraz üstüne düştüm galiba bu sefer yokluğunun. Ama yokluğunun ağırlığına daha fazla dayanamadım ve dökmek istedim kağıda. Seni anlattığımdan bu kağıt parçası da dar geliyor bana. Gidebileceğim bir yer yok içerisinde ikimizinde olacağı. Bu beni kahrediyor. Acıdan parmak uçlarım uyuşuyor, bilincimi kaybediyorum kısa süreli acılarla. Rüyalarımın başrolündeki sen artık kabuslarımın merkezinde duruyorsun elinde bir tabancayla. Kalbim göğüs kafesinden sarkıyor, taşıyamamışsın görüyorum o an. Zaten biliyordum da insan görünce kötü oluyor işte. Kabuslarım kurtulamadığım bir kar küresi oluyor, solum buz tutuyor. Seni severek ısınmaya çalışıyorum, sen de tutmuyorsun ellerimden. Yine de deniyorum.
Yarım bırakıyorum bu sefer bu satırları, ölmeye kaldığım yerden devam edeceğim inşallah.
Yoksun yine, her zaman ki gibi. Ne kadar zaman geçti aradan, aramızdan akan zaman nehrinde boğuluyorum ben hala. Sen görmüyorsun, yoksun çünkü, uzaksın öldüğüm noktaya. Az bir ömrüm kaldı gibi bir de, fark edebiliyorum artık. Yaktım da bütün köprüleri, suyun dibinde çırpınıyorum tek başıma. Belki de son haykırışlarımdır bunlar, kendimi yukarı çekmeye çalıştığım son kulaçtır belki bu da. Bence ağla buna. Beni madem anlamadın, ağla artık. Ağla ve temizlensin kalbinin kiri. Göğüs kafesinin içine birikmiş sahte sevgi ve yalandan kalbini göremiyorum. Kalbine dokunamıyorum bile bir şiirle. Yine de bu nehirde yaşıyorum, yarın olduğunda seni yeniden sevebilmek için. Bir de kafama takılan bir soru var aslında. Gelmeyişinin sebebi sevgime inanmıyor oluşun değildir inşallah; şayet öyleyse, öldür beni gördüğün yerde. Çünkü bu güvensizlik ve değersizliğin keskin bakışları altında daha fazla hayatta kalamam. Bu beni kederin dibinde çürütür. Artık buna dayanacak gücüm kalmadı.
Mutsuzluk üzerine kurulmuş birkaç dizeden ibaret bizim hikayemiz. Eskimiş birkaç sahipsizlik eki getiriyorum öznesi olduğun cümlelerin sonuna. Yeryüzünde yeterince acı yoktu, tanrı seni karşıma çıkardı. Gerçekten ne saçmalıyorum ben de bilmiyorum. Yokluğun başıma vurdu galiba. Ellerim de titriyor biraz. Bu sessizlik sağır ediyor beni. Kendimi kaybediyorum seni yazdığım satırlarda. Zaten en iyi yaptığım şey; kaybetmek. Ağla şimdi, ağla ve değsin başın omzuma.
Başıma geliyor işte sonunda korktuğum,
Canımı ellerinin arasında parçalıyor yokluğun.
Tutmasan da bir gün geleceğine söz ver. Ben ona tutunurum. Ben onun çaresizliği altında ezilirim ve kendi gölgeme sığınırım bir süre zarfında. Gelmeyişin sevdama engel olamaz zaten, azaltmaz da bir nebze. Sadece beni öldürür yokluğun, üzüldün mü? Dikine doğru uzuyor yokluğun. Derime işlemiş bir yaradır yokluğun. Biraz üstüne düştüm galiba bu sefer yokluğunun. Ama yokluğunun ağırlığına daha fazla dayanamadım ve dökmek istedim kağıda. Seni anlattığımdan bu kağıt parçası da dar geliyor bana. Gidebileceğim bir yer yok içerisinde ikimizinde olacağı. Bu beni kahrediyor. Acıdan parmak uçlarım uyuşuyor, bilincimi kaybediyorum kısa süreli acılarla. Rüyalarımın başrolündeki sen artık kabuslarımın merkezinde duruyorsun elinde bir tabancayla. Kalbim göğüs kafesinden sarkıyor, taşıyamamışsın görüyorum o an. Zaten biliyordum da insan görünce kötü oluyor işte. Kabuslarım kurtulamadığım bir kar küresi oluyor, solum buz tutuyor. Seni severek ısınmaya çalışıyorum, sen de tutmuyorsun ellerimden. Yine de deniyorum.
Yarım bırakıyorum bu sefer bu satırları, ölmeye kaldığım yerden devam edeceğim inşallah.
22 Kasım 2013 Cuma
unutulanlar
Hava kararmak üzere, insanlık çekiliyor yeryüzünden. Sevgi azalıyor birden, içine doğru uzuyor acılar. Rüyalarımın peşinde sürüklenmek istiyorum; olmuyor, yere kapaklanıyorum. Gerçekliğin keskin parıltısında gözlerim kör oluyor, bu dünya beni zehirliyor. Kendime kalıyorum yine, gece vakti çöken bir hüzünle kendime sarılıyorum. Kimse yok, kimse gelmiyor. Saatler garip bir hal almış sanki, beni bırakıyor bir noktada kendi yoluna devam ediyor. Akrep ve yelkovan omuz omuza vermiş, onları yıkmak pek güç. Ben de biraz yoruldum, biraz da kayboldum. Zihnimde solan çiçekler ve yeşil topraklarım bölünüyor büyük parçalara. Kendi aklımın içinde dağılıyorum. Paramparça oluyorum gece vakti; kimse görmüyor, kimse bilmiyor. Bilincimi kaybediyorum bazen, bazen duvara kafa atıyorum kendime gelebilmek için. Gelemiyorum; canım acıyor, yaşadığımı anlıyorum fakat hissedemiyorum. Sanki bir boşluğun tam ortasında sıkışıp kalmış gibiyim. Kederin merkezine paralel acı çekiyorum, hiçbir yere varamıyorum. Parmak uçlarım intiharlar kesiliyor, ölüme doğru bilinçli adımlar atıyorum. Yatağımın kenarına bırakılmış bir uçurum var biliyorum. Gökyüzüm gri, kuşlar uçmuyor uzun zamandır ve ben de uzaklaşıyorum zaten günbegün gökyüzünden. Yerin dibine doğru afili bir yolculuk başlatıyorum. Bir çantam ve içinde bir sürü hayal kırıklıklarımla ardıma bakmadan öylece yürüyorum. Hafızalarda kapladığım yerler siliniyor, anılarım mezarlığın yolunu tutmuş fakat hala soluk alıp veriyorlar. Farkına varıyorum unutulduğumun bir daha hatırlanmayacak olmamın kederli gölgesi altında kayboluyorum. Kanıyorum durmadan, yaralarım isyan ediyor bana. Kendi kanımın nehrinde boğuluyorum. Bu dünya üzerinde bir yara izi bile olamayacağım galiba. Yalnızlığım hücrelerime nüfuz etmiş, derime işlemiş adeta. Derimin üzerine bir kat daha atılmış gibi. Yalnızlığın sürekliliğinde çaresizce bekliyorum. Kendi hayatım kaçamayıp hapsolduğum bir kabus gibi geliyor bazen. Biliyorum bir şey olacağı yok. Unutuluyorum artık; ölüyorum biraz da, kimse bilmiyor. Bu sefer zor olacak görüyorum. Yolun kenarında bir bank buluyorum, oturuyorum oraya. Bekliyorum bir süre zarfı içerisinde. Ceset gibi duruyorum öylece, soğuk bakışlarla etrafı süzüyorum. Üşüyorum biraz, ellerimi ceplerime koyuyorum. Sonra ayağa kalkıp devam ediyorum yürümeye.
24 Eylül 2013 Salı
olmayan kadına notlardan
Yürümeye devam ediyorum bu yolda sevgilim. Epey yoruldum fakat yine de yürüyorum. Biliyorum bu yol bitmez hiçbir zaman. Biliyorum bu yolun sonunu göremeyeceğim ve yollar seni bana yaklaştırmayacak her seferinde. Ama sana varmak yerine rastlamak umuduyla yürüyorum işte. Belki bir yol kenarında karşıma çıkarsın ya da bir bankta otururken bulurum seni, yanına otururum ben de. Konu sen olunca pek şanslı olduğum söylenemez, fakat bu durum beni yolumdan döndürecek değil. Bilirsin beni, ben yolundan dönecek bir adam değilim; olmadım, olmam da.
Benim ellerimde bir sevdadır tutmaya çalıştığım ve dudaklarımda gelgit yapan bir şiir; sana yakılmış. Sevgilim senin gözlerin bana uzakmış, uzaklar intihar; yaklaş biraz. Biraz da olsa adımların bana doğru yönelsin. Yorgunluğumu az da olsa alıp götürür bu ihtimal. Aklıma gülüşün düşer yerli yersiz, bir eylül akşamı esintisinde gözlerimin önünde canlanan yüzün; mavi yüzün sevgilim, boynuna serpiştirdiğim yeşim umutlar beni ayakta tutar. Hüznü böler ve daha sonra daha büyük bir hüzne sürükler beni yüzün. Sitemkar değilim yanlış anlama. Biraz yorgunum, istiyorum ki dizlerine koyayım başımı ve beraber uzanalım huzurun en tepesinde. Ben senin kokunu hiç bilmiyorum sevgilim, eminim çok güzeldir kokun. Belki de sevdiğim bir şiir kokuyorsundur, kim bilir.
Sabahları yatakta uykulu haline maruz kalmak istiyorum. Geceleri yatağa girdiğimde ayaklarımı ısıtanım ol istiyorum. Senin sesinle yankılan ve adımlarınla anlam kazanan bir ev düşlüyorum. Fazlasında gözüm yok sevgilim. Ama insan özeniyor işte. Ellerin ellerimde bir bir terk edelim bu sokakları ve arkamızda bırakalım bu kentte bizi üzen ne varsa.
Sana yürürken bu yolda hayal kırıklığına uğruyorum her seferinde ya da ne bileyim tuhaf oluyorum işte. Ben sevmesini bilmiyorum galiba. Ben birçok şeyi bilmiyorum. Mesela nerdesin şu an, ne yapıyorsun, kiminlesin (...) Bir bakıma bunlar güzel kalıyor, bir de nefes alıyor musun acaba sorusu zihnimde canlandığında. O an tedirgin oluyorum.
Belki de tenine dokunurum bir gün. Tenine dokunsam zulmünden çıldıracak tanrı. Belki de gözleri dolacak sevdadan ve gökyüzü yağmurunu yeryüzüne armağan edecek, sırılsıklam olacak ruhlarımız. Sen beni öpersen belki de bu dünya temizlenir. Dünya umrumda değil fakat sen yine de öp beni. Dudakların dudaklarıma tutunsun yaşamın bu anlamsızlığında ve bir özlemin doruklarına ulaştığı vakit. Kendime gelmem için dudaklarından ne geliyorsa yap. Senin sevdandan benim için artakalan hiçbir şey yok. Belki sana yazdığım birkaç kırık dökük paragraf veya hasret kokan şiirlerim. Sana doğru var oluşum bir bakıma ölümü de beraberinde getiriyor. Bu durum beni rahatsız etmiyor fakat vaktimin azaldığını fark edebiliyorum. Zaten halim darmadağın zaten paramparçayım; ama alışkınım. Neyse beni boşver şimdi.
Gürültüler netleşiyor bir anda, bir anda gri oluyor bütün düşler ve bir at kendisi gibi koşmayı bırakıyor tepelerin ardından, kesiliyor acının nefesi, ayrılıyor gökyüzü ortadan ikiye. Ben o an sana karaladığım satırların son raddelerine geliyorum. Birazdan düşerim efkarın dibine, biliyorum. Ama sen gelirsen omzuna yaslarım başımı, biraz dinlenirim yanında. Her neyse işte. Ben hala yürüyorum sevgilim. Beni bu belirsizlik bitirecek, beni bu sana gelemeyişlerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)