bilmelisin ki hissettiğin aslında yıllardır kaçtığındır. ve sen bu kaçtığına ölene kadar yakalanmak istemiyorsun. hayatı ne kadar hızlı yaşarsam, bununla yüzleşmem o kadar geç olur diyorsun. sırtında ne kadar vaktin kaldıysa koşarken hepsini sağa sola saçıyorsun. saçtıkça hafiflediğini düşünüyorsun. ölüme yaklaşmanın bir hayatı hafifletme ihtimali ne kadar dayanılmaz olabilir tahmin edebiliyor musun? düşünme kaybolursun. bunu seviyorum. düşünme kaybolursun. belki bir deniz kenarında belki bir dağın eteğinde. birbirinden alakasız taşların bir araya gelerek bir birliktelik oluşturması ve bunun yeryüzüne güven vermesi. hatta bir isme bile sahip olması. peki ya birbirinden alakasız insanların bir araya gelip bir birliktelik oluşturamaması? orada işin işine ne giriyor? bu soruya verilen her cevap aslında insanın neyi en çok savunduğu ile alakalı. keşke hayat bu kadar savunulması gereken bir zaman diliminden ibaret olmasaydı. diye düşünüyorum bazen. iki nokta arasında bir varlık kazanan hayatımız bu yarışın içinde bize hiç aman vermiyor. ki sen noktaların birinin nerede olduğunu dahi bilmiyorsun. ya çok hızlanmaya karar verdiğin bir anda aslında o noktaya çok fazla yaklaşmışsan? o noktayı geçme ihtimalin olmadığını biliyorsun. ki bu bir duvara çok hızlı çarpmaktan daha gerçekçi olabilir. diye düşünüyorum. kaybolmayı göze alırcasına. düşünüyorum. peki ya çok yavaş yürürsem o noktayı gördüğüm an durup bekleyemez miyim? ya o noktaya hiç varmazsam? sıkışıp kalır mıyım? asılı mı dururum yoksa bir toz bulutu gibi. ışık dahi geçirmeyen. ama bolca kasvet biriktiren. bu sefer de yalnız kaldım. herkes yürüdü ve geçti yanımdan. bu iki nokta arasında asırlardır yapayalnız kalmış gibi hissediyorum. ne yavaş ne hızlı, tam kararında sallanıyorum. ama hiçbir yere de çarpmıyorum. fiziksel olarak tahammül edemeyeceğim hiçbir ağırlığa boyun eğmiyorum. ama bu kafamın içinde dönüp duranlar. birdenbire dursun istiyorum. durmuyor. bağırıyorum, duymuyor. ne acı. konuşuyorum onunla, anlamıyor.
bazen de yakalanıyorsun. bu amansız hastalığa. kabullenmemek. ne kadar verilebilirse veriyorsun, kendinden. bir hiç uğruna. ama aslında bir dünyayı yakabilirsin bu sebepten. bunu hiçe bel bağladıktan sonra anlıyorsun. dank ediyor yani. kafanda o yüce çan çalıyor bir anda. parmak şıklıyor. gözlerin açılıyor. ama sen daha mutsuz oluyorsun. mutsuzluğunun bir seviyesi kalmıyor, karşılaştıramayacağın kadar uzun bir zaman diliminde acı çektiğin için hatırlamıyorsun. neyin daha dikenli neyin da sarılabilir bir acı olduğunu kavrayamıyorsun. bu acının hiç geçmemesini diliyorsun. çünkü geçtiği an kabulleniyorsun. farkına varmanın yolun sonuna varmaktan daha ağır olduğunu anlıyorsun. bir insanın bir insana onun haberi olmadan yıllarını harcaması ne kadar yüce bir davranış aslında. bir insan bir insana daha ne verebilir ki? yerine asla koyamayacağın bir şey. zaman. ne sevgi. ne bağlılık. ne dürüstlük. bir daha asla aynı şekilde yaşayamayacağın yıllarını bir insana bağlamak. ve bu yılların seni yıllar içerisinde olduğundan daha başka bir yapıya dönüştürmesi. peki ya elde kalan? neyse.
seninle aynı hisleri paylaşmayı o kadar isterdim ki. bu kadar acımasız bir pervasızlığa sahip olabilmeyi ve bunu sana karşı kullanabilmeyi. bir gün bile benim yerimde olup aynı şeyleri hissetmen için bütün ömrümden vazgeçebilirdim. çünkü haklı çıkmak isterdim. ve kendimin karşısına geçip kendim için birkaç damla gözyaşı dökmek isterdim. hiç olmazsa kendime bunu verebilmek isterdim. belki kendime sarılamazdım. bir anda bu duygu yoğunluğu tüm hislerimi felç edebilirdi. ama hiç değilse kendim için ağlardım. ve yeryüzünde bir insan daha ne kadar sevilemez onu hissetmiş olurdum. bunun üstesinden gelebileceğimi düşünmüyorum. bu sefer bu engelin çok yüksek olduğunu görebiliyorum. altından geçemeyecek kadar da acı var sırtımda. ne ben eğilebiliyorum ne de dizlerimin buna izin vereceğini düşünmüyorum. ilk defa bu kadar yakın hissediyorum. karanlığa. ve ona yürümekten hiç çekinmiyorum. bu kararlılık gözümü korkutuyor. ama durduğum yerde olmaktan da hiç hoşlanmıyorum. hiçbir duyguyu pekiştirmek istemiyorum. oldukça sade kelimeler diziyorum. bu kelimelerin zihninizde neler yapabileceğini hayal etmek beni heyecanlandırıyor. ama siz yine de hayal etmeyin. ve gerçekten sevilmediğinizi düşündüğünüz hiçbir kalpte yıllarınızı karşınıza almayın.
kaygılarımla. cemkoca.