18 Kasım 2024 Pazartesi

kasvetli biraz.

bilmelisin ki hissettiğin aslında yıllardır kaçtığındır. ve sen bu kaçtığına ölene kadar yakalanmak istemiyorsun. hayatı ne kadar hızlı yaşarsam, bununla yüzleşmem o kadar geç olur diyorsun. sırtında ne kadar vaktin kaldıysa koşarken hepsini sağa sola saçıyorsun. saçtıkça hafiflediğini düşünüyorsun. ölüme yaklaşmanın bir hayatı hafifletme ihtimali ne kadar dayanılmaz olabilir tahmin edebiliyor musun? düşünme kaybolursun. bunu seviyorum. düşünme kaybolursun. belki bir deniz kenarında belki bir dağın eteğinde. birbirinden alakasız taşların bir araya gelerek bir birliktelik oluşturması ve bunun yeryüzüne güven vermesi. hatta bir isme bile sahip olması. peki ya birbirinden alakasız insanların bir araya gelip bir birliktelik oluşturamaması? orada işin işine ne giriyor? bu soruya verilen her cevap aslında insanın neyi en çok savunduğu ile alakalı. keşke hayat bu kadar savunulması gereken bir zaman diliminden ibaret olmasaydı. diye düşünüyorum bazen. iki nokta arasında bir varlık kazanan hayatımız bu yarışın içinde bize hiç aman vermiyor. ki sen noktaların birinin nerede olduğunu dahi bilmiyorsun. ya çok hızlanmaya karar verdiğin bir anda aslında o noktaya çok fazla yaklaşmışsan? o noktayı geçme ihtimalin olmadığını biliyorsun. ki bu bir duvara çok hızlı çarpmaktan daha gerçekçi olabilir. diye düşünüyorum. kaybolmayı göze alırcasına. düşünüyorum. peki ya çok yavaş yürürsem o noktayı gördüğüm an durup bekleyemez miyim? ya o noktaya hiç varmazsam? sıkışıp kalır mıyım? asılı mı dururum yoksa bir toz bulutu gibi. ışık dahi geçirmeyen. ama bolca kasvet biriktiren. bu sefer de yalnız kaldım. herkes yürüdü ve geçti yanımdan. bu iki nokta arasında asırlardır yapayalnız kalmış gibi hissediyorum. ne yavaş ne hızlı, tam kararında sallanıyorum. ama hiçbir yere de çarpmıyorum. fiziksel olarak tahammül edemeyeceğim hiçbir ağırlığa boyun eğmiyorum. ama bu kafamın içinde dönüp duranlar. birdenbire dursun istiyorum. durmuyor. bağırıyorum, duymuyor. ne acı. konuşuyorum onunla, anlamıyor. 


bazen de yakalanıyorsun. bu amansız hastalığa. kabullenmemek. ne kadar verilebilirse veriyorsun, kendinden. bir hiç uğruna. ama aslında bir dünyayı yakabilirsin bu sebepten. bunu hiçe bel bağladıktan sonra anlıyorsun. dank ediyor yani. kafanda o yüce çan çalıyor bir anda. parmak şıklıyor. gözlerin açılıyor. ama sen daha mutsuz oluyorsun. mutsuzluğunun bir seviyesi kalmıyor, karşılaştıramayacağın kadar uzun bir zaman diliminde acı çektiğin için hatırlamıyorsun. neyin daha dikenli neyin da sarılabilir bir acı olduğunu kavrayamıyorsun. bu acının hiç geçmemesini diliyorsun. çünkü geçtiği an kabulleniyorsun. farkına varmanın yolun sonuna varmaktan daha ağır olduğunu anlıyorsun. bir insanın bir insana onun haberi olmadan yıllarını harcaması ne kadar yüce bir davranış aslında. bir insan bir insana daha ne verebilir ki? yerine asla koyamayacağın bir şey. zaman. ne sevgi. ne bağlılık. ne dürüstlük. bir daha asla aynı şekilde yaşayamayacağın yıllarını bir insana bağlamak. ve bu yılların seni yıllar içerisinde olduğundan daha başka bir yapıya dönüştürmesi. peki ya elde kalan? neyse.


seninle aynı hisleri paylaşmayı o kadar isterdim ki. bu kadar acımasız bir pervasızlığa sahip olabilmeyi ve bunu sana karşı kullanabilmeyi. bir gün bile benim yerimde olup aynı şeyleri hissetmen için bütün ömrümden vazgeçebilirdim. çünkü haklı çıkmak isterdim. ve kendimin karşısına geçip kendim için birkaç damla gözyaşı dökmek isterdim. hiç olmazsa kendime bunu verebilmek isterdim. belki kendime sarılamazdım. bir anda bu duygu yoğunluğu tüm hislerimi felç edebilirdi. ama hiç değilse kendim için ağlardım. ve yeryüzünde bir insan daha ne kadar sevilemez onu hissetmiş olurdum. bunun üstesinden gelebileceğimi düşünmüyorum. bu sefer bu engelin çok yüksek olduğunu görebiliyorum. altından geçemeyecek kadar da acı var sırtımda. ne ben eğilebiliyorum ne de dizlerimin buna izin vereceğini düşünmüyorum. ilk defa bu kadar yakın hissediyorum. karanlığa. ve ona yürümekten hiç çekinmiyorum. bu kararlılık gözümü korkutuyor. ama durduğum yerde olmaktan da hiç hoşlanmıyorum. hiçbir duyguyu pekiştirmek istemiyorum. oldukça sade kelimeler diziyorum. bu kelimelerin zihninizde neler yapabileceğini hayal etmek beni heyecanlandırıyor. ama siz yine de hayal etmeyin. ve gerçekten sevilmediğinizi düşündüğünüz hiçbir kalpte yıllarınızı karşınıza almayın.


kaygılarımla. cemkoca.

31 Mayıs 2019 Cuma

karşısından geçemeyenler

ey kentlerin kalbini kıran gereksiz kalabalıklar, çoğalmayın.
sabrın taşı çatlamaya yüz tutmuşken, köşelerde ağlamayın.
umutları törpüleyen güzel atlar, koşmayın. 
doğduğu yerde güneşin, bulutlar toplanmayın. 
koyun koyuna yatan huzursuzluklar, barışmayın. 
çakılacak evrenin dibine bu düzen, meraklanmayın. 
henüz yolun başındayız, bırakmayın.

bir çırpıda köşelerinden dönülen sokaklar. birbirini tutmayan kaldırım taşları. zorla tutulan eller. korkuyla duyulan saygı. çiçeklerin açmadığı o topraklar. bekleyin.

şimdi sana elvedadan bahsederken bu yakama yapışmış bırakmayan zorbalık. parmak uçlarımı kanser eden merhabalar. elde kalan derdin tütün kokulu ceketi. astığım portmantonun nicedir hali. zamansız adımların vardığı kapılar. damağımda kan tadı var. bu azılı sabahların tenha yalnızlığında koşan sevgi, varamayacaksın ölü şairlerin şafaklarına. sorma kimseye, sorduğunun cevabı sensin.

sırtımda gölgenin çekip gitmeyen ağırlığı. koşamayan bir kısrak, yüreğim. ezildim. bana çiçek topla, doldur bir külaha, bırak avuçlarıma. sonra geç karşıma, dünyanın ucundan düşercesine. viski ve iki buz, bir de parçalanmış sesler. uçurtmanın sarsıntısı rüzgarı korkutmuş. göğsümde zemheri bir gürültü. karşı balkonlarda mutluluk bitki örtüsü. bir elin yanında diğeri yok, iki elin birbirine kavuşası.

başıboş oturulan tanıdık sofralar.
her derde deva gereksiz ilaçlar.
şiire hasar veren parıltılı market rafları.
memleketinde zafer şarkıları okunmamış çocuklar.

aşkı çatlatan korkusuz kıskançlık duygusu. bir su birikintisinde saklı gökkuşağı. yerden kalkamayan alkolikler. bir iki bina sonra ulaşılamayan denizler. korku dolu bakışlar. çorbaya atılmış fazla tuz. gözlerine çarpan bu boş gemiler seni hiçbir yere götürmeyecek. kuşlar yağmalıyor aklını. ipin ucu kaçmak için can atıyor. ne de olsa gökyüzü uçsuz bucaksız, yeryüzü şiirsizler durağı. 

göğüs kafesime oturan iltihap. damarlarımı birbirine bağla. şarapların tadı yok. insanların zamanı. ne zaman bitecek bu kaygı? akşamların onurlu mücadelesi devam ediyor. fark edilmeden açılan üçüncü biralar. ekmek arası siyaset. şarkıların arasında gezen ütopyalar. farz ettiğin o hayalin kaşını patlatmışlar. her şey bitti diyenler. ama; le vent nous portera.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

yaşamın bilinmez döngüsü

birkaç adımda geçilecek yeryüzü, bizi nasıl etkiler? şimdi yakılan sigaranın iki saat sonra yakılacak olandan farkı nedir? ufak tefek detayların üzerinde yürürken kesilen ayak tabanları. sonrasında sağlam adımlar atmaya çalıştıkça vücuda vuran acı eşiğinin artması. bir şeylere sebep olan birtakım nedenler. nedenlerin sürekli olarak odanın etrafına dağılması. bakış açının daralması. sonra kayboldun. ya da öyle olduğunu sandın. kendini en sevdiğin müziğin ritmine kaptırdın. savruluyorsun. olmak istediğin yerlere gitmek için olmak istemediğin yerlerden geçiyorsun. hayat seni bununla sınıyor. sabırlı olmak istiyorsun, ama yollar bitmiyor. senin de çok keyfin kalmamış. belki birkaç canın kalmış. şarabın azalmış. keyfin iyice kaçmış. hala olduğun yerdeymişsin. ya da olmak istemediğin yer aslında her yermiş. önünde duran şu uçsuz bucaksız yeryüzünü daha tanıyamamışsın. ama zamanın da geçmiş. geçtikçe yıkılmışsın. yıkılırken, yıkılmaya devam etmişsin. çünkü öyle olmasını istemişsin. müzik hala çalmaya devam ediyormuş, ya da sen çoktan başa almışsın. bilmeden. ya da bilerek. sonra farkındalık kazandıkça boşluk genişleyecek. ki senin hayatın yan yana duran iki koca hiçlik arasında savrulup duran bir gerilim hattı olacak. seni ayakta tutan da bu gerilim olacak. bir şeyleri öğrenmeye devam ettikçe gerilim artacak, bu iki koca hiçliğin arasındaki mesafeyi azaltacak. sen bir şeyleri öğrendikçe yaşam alanının daraldığını hissedeceksin. ki "yaşamakta olman bile bir ön yargıdır belki" diyor bıyıklı. ben bıyıklıyı severim. sen de sevmesen bile hak vereceksin. bilinçleneceksin. bilinçlendikçe bir döngüye gireceksin, aslında hiçbir şey öğrenmemen gerektiğini hissedeceksin, ki kendi zirvene ulaşasın. kafanın içinde sürekli dönüp duran sivrisinekler gibi düşünceler aklını karıştıracak. bu bir övgüdür. deliliğe. sen belki beceremeyeceksin. bir çiçek koparır gibi, onu söküp atacaksın. müzik hala çalıyor mu? sürekli başa dönüyorum, belki daha da geriye. ilk başladığım noktanın da gerisine. ilk anın da gerisine. sonra tekrar ileri itmeye çalışıyorum hayatımı. geriye dön ve ileriye it. hayat sürekli hayatımın önünden gidiyor ve ben onu takip etmeye çalışıyorum. arkasından bakıyorum. gerisinde kalıyorum. belki birkaç sokak, belki birkaç şehir, belki de birkaç çağ. bu döngü gerilimi arttırıyor. her şeye rağmen ayakta kalmak istiyor musun? bazan doğru noktalarda durup sigaranı yaktığın zaman, hayatı daha net, daha berrak gözlemleyebiliyorsun. nasıl koca bir yalan ya da kocaman bir palavra olduğunu kavrıyorsun. belki ondan kurtulmak istediğin bir kabus gibi gelecek, belki de ulaşmaya çalıştığın bir dağ manzarası gibi gelecek. ama öyle anlar yaşayacaksın ki içinde bulunduğun durumda, bazan kaçmak istediğine ulaşmaya çalışacaksın. bazan ulaştığından kaçmak isteyeceksin. ulaşırken kaçmak ya da kaçtığına ulaşmak arasında geçip gidecek zamanın. bu süreklilik kazanacak. kurtulmaya çalışacaksın. ama ne tarafa gittiğini bilemeyeceksin. çünkü bu süreklilik seni kör edecek. aklın sana oyunlar oynamayacak, aklını şekillendiren sensin. sen kendine kendi duvarlarının arkasından oyunlar oynayacaksın. bunları ben mi istedim demekle de bir ışığa doğru yürüyemeyeceksin. çünkü hayatın istediklerin ve neyi istemediklerinin bilinmezliği içerisinde seni sürekli sorgulayacak. bu bilinmezliğin içinde savrulup duracaksın. bunları aramakla geçecek bazan zaman. sonra bir anda duvara çarpacaksın. yine de en sevdiğin müzik çalmaya devam edecek. (-joaquim) yoksa çoktan kapanmış mıydı? neyse. velhasıl kelam yaşamak eyleminde bulunduğun bir yeryüzünde o kadar fazla yer varken sen hayatını hiçbir zaman tam olarak bir yere oturtamayacaksın. hep bir çıkıntı ya da kaymışlık olacak. ve sen hep kaymış ya da çıkıntılı bir şekilde yaşayacaksın. bunlar senin hayatına hep şekil verecek. dün yaşadıkların bugüne etki edecek, belki bugünü yaşarken ertesi günden sesler duyacaksın. ama sürekli derine, daha derine doğru gittiğini göreceksin. ileriye doğru gitmeyi beklerken, daha da dibe çekildiğini anlayacaksın. bu düğüm çözülmüyor. kral da çözemiyor, bilge de. yine de her şey olması gerektiği ve olmaması gerektiği iklimler arasında gidip geliyor.

gidiyor,
geliyor..
gelirken gidiyor,
gittiği yerden geçip,
geri dönüyor.
ve sen,
yakalayamıyorsun, hep yanlış tarafta
duruyorsun.

-kaygılarımla.

21 Haziran 2018 Perşembe

come back

so take good care of me
i follow all you need and I'll take good care of you 
but you're heartless, you're heartless 
you turn it into your own so tie me back to my bones collect your love and mend my heart 
but you're fearless, you're fearless


diye başlıyordu her şey. ama son bulmuyordu. umarsızca bir boşluğun ortasında asılı kalmış gibi sürükleniyordu, hiçbir yere. bu durum süreklilik gösteriyordu. insafsızlık gösteriyordu. ama merhamet etmiyordu. şu yeryüzünde bunu gördük, hamdolsun. bitmiyor. hiçbir şekilde bitmeyecek gibi ilerliyordu. bu korkutuyordu. burada bir kesik atıyorum. hızlıca bir kesik. fazla zaman kaybetmeden.


ruhunu ziyanlarla gizlerken, daha ne kadar sürecek gözlerindeki çaresizlik. bilmeden geçiriyorken bütün zamanı, pişmanlığın ne zaman ezip geçecek bütün kemiklerini? korkma, bu yeryüzünde bize daha da bir şey olmaz. bir şarap olsaydık şayet, açmaya kıyamazlardı bizi. ama olamadık, gidip insan olmaya çalıştık. onlar da kırmaya doyamadılar.

o halde şimdi ne olacak? yaşamadık mı biz bugünü? gerçekten yok muydu aslında böyle bir akşam? o kadar mı güzeldi kafamız? her yanımızdan hayaller mi akıyordu? damarlarımdan akan kudretli alkol seni bana gerçek mi gösteriyordu? o zaman alkol ucuza gidiyor. ya da ben seni çok ciddiye alıyorum. hangisi seçmek istersin? ama her şey ortada gibi zaten. ilk defa sert konuşuyorum. normal şartlarda ocağın altını fazla açmam, sigaramı yakarken kaşlarımı yakıyorum çünkü. senden kaynaklı değil. niye her şey seninle alakalı olsun istiyorsun? o zaman gelecektin. bir saat sonra geleceğim dedikten sonra yaklaşık 46 saat geçti. 46 yok olan. ama bu sefer içe doğru. hiçlikten geçiyoruz kemerlerinizi açın, yanlışlıkla düştük dersiniz.

son sigaramı tersten yaktım. oturdum ağlamaya ramak kaldım. sonra yarım kaldım. en fenası o halde kendime kaldım. aynaları aştım, duvarları geçtim, döndüm kendime bak-amadım. sancılı anlardı. dayanılmazdı. anlamazdı. biraz daha kalamazdı. yorardı. zaman akardı. aktıkça yarardı. ama neye yarardı? bir kasvet sarardı. odanın duvarları artardı. gözlerin bir şeyleri arardı. arardı da bulamazdı. bıraktı. tutunmayı. zaten yapamazdı. bunu hiçbir zaman beceremezdi.

but I'll take care of your mind
i lost you, I miss you, I wanna hold you
so don't you deny it
i lost you, I miss you, I wanna hold you
so come back
oh, I miss you, I wanna hold you
so come back, come back


karşısına geçip bakıyorum. dağılırken seyrediyorum. çok fazla yer kaplıyor. parçalar. her yerde kırık parçalar. şahsıma ait. belki de değil. başkasının izlerini taşıyormuş gibi. başkasının acılarını da taşıyormuş gibi. bu eriyip giden beden bana ait olamaz. ben böyle olsun istemedim. ama diyecekleri ne zaman istediğimiz şeyler istediğimiz gibi istediğimiz zamanda oluyor. ben de diyeceğim ki sikeyim ne kadar istediğimiz şey varsa. ben artık bir şey istemiyorum. ama istemediğim şeyler de oluyor. o zaman siz de deyin. istemediğimiz halde olan şeyleri sikeyim. evet. anlatabiliyor muyum? bence hayır. çünkü istediğim gibi olmuyor. en azından istemediğim yöne doğru da eğilmiyor. galiba kırıldı. ama ben göremiyorum. ne fark eder? hadi gidelim. bir iki bira içelim. denize atlayalım. sonra uyanalım. kiminle olduğu önemsiz. nerede olduğu önemsiz.

kaygılarımla.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

evet. şimdi. ne olacağına karar vereceksin. sen. ben değil.

yeniden. geçen o kadar sürenin ardından. akan zamanın sancılarını avuçlarında hissettikten sonra. yakılan her sigaradan sonra bir tane daha yakmadan önce geçen zamanda. hiçbir şeyin olmadığı ama en ağır hissettiğin o boşlukta. yeryüzünde bir boşluğa tutunmaya çalışmaktan daha aciz bir durum varsa o da bu boşluğa tutunamamaktır. bir boşluk içinde yer edinmesi gereken. lakin bir boşluktur seni içinde yer edinen. fiziksel olarak bir boyut sağlaması yok. enine beş metre yada boyuna iki metre falan. herkesin boşluğu kendine diye bir şey de yoktur. şu hayatta bir boşluk yaratırsan kendine, kendin için. gecenin ikisinde ya da hiç tanımadığın insanların yanında. aslında bir eylem içerisindeymişsin gibi ama bu sadece kendini oraya ait hissettirmekten öte değilmiş gibi. arıyorsun. sürekli olarak bir yol arıyorsun. dolabı açtın ve dolapta bira var. aldın ve içmeye başladın. ya olmasaydı? içmeye devam ediyorsun. bitti. şimdi ne olacak? anladın mı? bir boşluğu yaratmakla onu yıkıp geçmek arasında farklı hikayeler vardır. çünkü onu yıkıp geçemezsin. bir boşluğu yıkmaya çalışmak ne anlama gelir? şu modern çağın içerisinde, gökdelenlerin önünde, kalabalık otobüs duraklarında, bir kıraathanede, çift kişilik yatağında, ya da daha önce hiç geçmediğin bir sokağın ortasında. gölgen seni bir gece vakti takip edemez, lakin yarattığın boşluktan kaçamazsın. bir baloncuk de mesela. henüz ağırlığını ölçemediysen ona bir baloncuk de. patlatmaya çalışırsan, patlatmakla mı geçer ömrün yoksa bir sigara gibi söndürebilir misin onu da? sürekli onu düşünürsen, sürekli aklının ortasına çivi gibi çakılmış bir boşluk yer edinmişse, düşünmek onu büyütmez mi? o zaman yitir. yitir. yitirebilirsen. kendini mi? aklını mı? kararsızlık. cesaret. eksik. yalnızlık. duraksama. yeniden yalnızlık. kararsızlık. bir duraksama daha. etrafında kimse yokken. sen ne yaparsın? bunu kendine sorsana? ama cevap verme. cevabı bul, sessizce. ne kadar zaman alır? durdum mesela. çünkü takıldım. ayağım değil, düşünceme takıldım. düştüm ama canım yanmadı. farkındalık mı kazandım? hayır. boşluk büyüdü. en son ne zaman kendim için bir şey yaptım? ya da yapmak istedim. yapamayabilirim. ama yapmak istedim. ne zaman? boşluk yine büyüdü. kendini kaybetmekle kaybolmak arasında ince bir çizgi var. çizginin yerini göremezsen kaybolursun. bak işte o zaman hikaye farklı bir hale bürünmeye başlıyor. eğer kendini kaybedersen, bir sorumluluğun kalmaz, kolayca kaçabilirsin her şeyden. yoksa istediğimiz bu mu? sorumluluk almamak ve her şeyden kaçmak. o zaman kendimizi mi kaybetmeliyiz? çözüm? bu boşluktan da kaçabilir miyiz o zaman? çıldırtıyor çünkü. tırnaklarımın söküldüğünü hissedebiliyorum ama tırnaklarım hala yerinde. bu daha kötü. çünkü görebiliyorum. tırnaklarımı. hala yerindeler. ama acı. acı da gerçek. olmayan bir sancının acısını çekmek. kendi yarattığım boşluğun içinde. kendi vücudumda. sebepsiz yere. sürekli olarak. acı var. acı çok. acı bitmiyor. sancı. sancılı. güneş doğuyor. gece olana kadar. sancı var. acı gerçek. sancı baki. boşluk duruyor. ben nerdeyim? sürekli. acı var. sancılı. tırnaklarım. boşluk. bira? duraksama. duraksadım. kalakaldım. insan kendi içinde sürekli olarak bir anda kalakalır mı? ben kaldım. zaten kalakalmak bir anda olur. o zaman aklım da sarsılıyor. fren sistemi gibi mi? motorlar duruyor. fren ve akıl güm. vücut yerinde. bir şeye mi çarpacaktım? neden fren? bir anda. boşluk? çünkü göremiyorum. mesela birayı görebiliyorum. elime alıyorum ve içiyorum. hissedebiliyorum soğukluğunu. ama boşluk? onu da görebilseydim karşıma alıp konuşur muydum onunla? bir dakika. hangi şarkı çalıyor? evet. joaquim. her zaman o çalar. çünkü o benim hayatımın melodisi. melodram. ne kadar güzel bir kelime. kelimelere gereken değeri vermeliyiz. insanlarda bunu başaramadık bari kelimelere karşı saygılı olalım. onları sevelim. onları iyi kullanalım. insanları da kullanıyor muyuz? ne için? birini sevmek istemekle onu sevmek arasında çok uzun bir yol ve zaman var. birini sevebilirsin elbette. birden fazla kişiyi de sevebilirsin. bunları aynı anda da yapabilirsin. ama birini sevmek istemek. bunu önce kendine inandırıyorsun. düşünsene. birini sevmek istemek onu sevmekten daha güzel. güzel mi? kelime bulamadım. siz bulursanız orası için bana bir kelime ısmarlayın.(şayet okursanız) şarkıyı loop yapmışız. bira. bir tane daha varmış. merhaba. ben de buradayım. fark etmedin mi? bir saattir konuşuyorum. e sigaranın dumanını da mı görmedin? yine geldik mi başa. en başa. başladığımız noktaya döndük. yürüdük. yürüdük. onca yolu yürüdük. aklımızda. sonra yine başa döndük. yorulduk. çok yorulduk. ama yorgunluk geçer. peki ya zaman? o yüzden önce istemeli. istemeden ayağa bile kalkmamalı. sonrasında pişmanlık olmasın. olsun mu? rakı var. kaç kadeh bir terazide pişmanlığa göre ağır basar? hiçbir kadeh. hiçbir şarkı. hiçbir uyku. o zaman bir başkası. tanımadığın ama sana benzeyen ya da benzemeyen. bir bakıma dokunabildiğin başka bir ten. yabancı bir ten. mesela kalçasında gamzesi olan bir ten. saçları uzun bir kadın ya da kısa. yatağa uzandığında sabahların varlığının yok olmasını istediğin bir kadın. en sevdiğin şarkı çalıyorken arkada. biraz da sarhoşsun. durdun. ona baktın. yataktaki çarşafın onun vücudunun etkisiyle kıvrılmasına baktın. en azından bir gün. en azından bir gün dedin. bugün. işte şu an. yalnız değilim. biri beni anlayacak. biri benimle beraber şu hayatta bir olacak ve tarihte bugün benim yalnız olmadığım biri tarafından da olsa bilinecek. seviştin onunla. çorapların yerde şekilsiz bir şekilde dururken. bira şişeleri etrafta kokarken. en sevdiğin posterin bir köşesi hafif açılmışken. diğer tüm insanlar nefes alıp verirken. şimdi unuttun mu? boşluğu. yoksa onun vücuduna dokunurken yıkıp geçtin mi? yoksa zaten boşluğun içinde miydin? peki ya yine de onu hatırladın mı? hatırlamadıysan bir şeyleri yıkmışız demektir. burada ayrılabiliriz. hatırladıysan şayet bir sigara daha yakıp devam edelim. bir gün evden çıkıyorsun. akşam vakti hafif bir rüzgar. güzel giyinmişsin. hiçbir şey umrunda değil. içmeye gidiyorsun. sarhoş olmakla olmamak arasında kalmayı içerken kararlaştıracaksın. en sevdiğin bara girdin. sesler. suratlar. ıslanmış masalar. gürültü. belki müzik. farklı kıyafetler. yarın yok gibi içen insanlar. bir bira içip kalkanlar. garson. sipariş. masana yerleşme. ve tamam. başlıyoruz. sigaranı yaktın. saçlarını düzelttin. birandan bir yudum aldın. etrafa bakındın. konuşan insanlar. etrafa bakınan insanlar. göz göze geldin. bekledin. kafanı çevirdin. şimdi? hangi insan bugün sana eşlik edebilir. güven mi? hayır. cesaret? hayır. bulamadın. bir tane daha içtin. bir tane daha. sarhoş olmak istedin. hala aynı insanlar. şanslıysan belki daha farklı. peki ya sonra? tamam bir tane daha. bir tane daha. pakette iki tek kaldı zamanlamanı yapıyorsun. eve yalnız döneceksin. anlaşıldı. o an mı geldi boşluk aklına? yoksa hep var mıydı? evden neden çıktın? eve neden geri dönmek zorunda kaldın? yoksa hiç o boşluktan çıkmamış mıydın aslında? para harcadın. sarhoş oldun. insanların içine karıştın. onlar neden peki bu boşlukta değildi? ya da boşlukta mıydı? aynı mıydı boşluk? evet mi? burada hesabı ödeyip kalkabilirsin. hayır mı? birer tane daha söyleyip cila yapalım o zaman. evrensel olan nedir? müzik? acı? sevinç? hüzün? mutluluk? bir dakika, şarkı çalıyor, evet joaquim. hala devam ediyor. hayatımın melodisi. telefonuna baktın, mesaj yok. belki birkaç gündür yok. belki istediğin bir mesaj yok. beklediğin bir mesaj var mı? yoksa içmek de haklısın. varsa işin zor. atmıyorsun da. sarhoşsun yine de atmıyorsun. ne fark eder diyorsun? olsaydı olurdu zaten. olmasa da olur. olmadıysa olmuyordur. olmaması belki olmasından daha iyidir. ama olsaydı be. olmalı mıydı? ama olmadı. o zaman? kalan ikiden birini yaktın. duraksama. saçlarını düzelttin. o an hayatında olan insanları düşündün. hepsini bir teraziden geçirdin. sayıyı azalttın. yerini sorguladın. etrafına baktın. zamanı kontrol ettin. geçen zamanı. sigaranı içmeye devam ettin. eve dönmen gerek. yatağına. soğuk ya da sıcak. toplu ya da dağınık. kendi yatağına. belki dün bir yabancıyla seviştiğin, belki tanıdık. belki hiç sevişmediğin o yatağına. döneceksin. birkaç sokak yürümen gerek. yolu uzatmak istedin. kafanı dağıtmak istedin. belki kafan güzel. çünkü içtin. epey içtin. sigaranı söndürdün. sokağa çıktın. etrafa bakındın, soğaka karar verdin ve yürümeye başladın. kulaklığı taktın. bir şarkı açtın. joaquim. hoşuna gitti. şarkının mekanda çaldığını düşünmüyordunuz herhalde. in your mind. tabii sokağa çıktığında gökyüzünden gelen bir melodi olarak duymak, fiziksel olarak duymak hoş olurdu. ama olmuyor. bir iki sokak yürüdün. mekanlar. bir sürü insanlar. tek. çift. daha fazla. grup. insanlar. herkesin farklı bir hikayesi. hepsini bir bir geçtin. zaman da geçti. biraz. belki epey. ne kadar yürümek istediysen. ama sonunda o sokaktan döndün. bir anda sokaklar bitti. o en tanıdık sokağa girdin işte. yürüdün. kapıya geldin. artık dönecek bir sokak kalmadı. her şey bitti. yanında kimse yok. kafan güzel. son bir sigaran kaldı. paranı biraya verdin. ama hesaplamadın. (hesapladıysan buraya kadar gelmene gerek yoktu) evet. kapının önündesin. şimdi ne olacak? ya da ne oldu? olmalı mıydı? olması için miydi? olmadığı için mi yeniden denedin. ne yaptın? yürüdün. geldin. durdun. burdasın. bitiş noktası. her şey bitecek. yatağına döneceksin. kapıyı anahtarınla çevireceksin, huzursuzlukla açılacak kapı ve o yıllanmış yalnızlık rutubet gibi suratına vuracak. ne yapacaksın? kapının önündesin. açtın kapıyı. ışık yandı. fark edildin. senin yüzünden mi? yoksa yaratılan boşluğun mu? unutmuş muydun? yoksa zaten yürürken sadece o boşluğun içinde miydin? düşün. ben son sigaramı yatağıma sakladım. sen ne yapacağına karar ver. eyvallah.

kaygılarımla. 

7 Mayıs 2017 Pazar

sen

gözlerin uzun ve aslında bir o kadar da kısa ovaları andırıyor. uzun ve ışıksız bir yoldan geçer gibi. yan yana duran iki girdap misali, okyanus derin; ama karşısına geçtiğin zaman göz gözü görmüyor zaten. aslında varlar; lakin, yaradılışından daha öteler. tam karşımızda duran bir tepenin arkasını her zaman merak ederiz, gözlerinin arkasını merak ediyorum; eminim kalbinin bir yansıması vardır. yoksa böyle içten bir dokunuşun başka bir açıklaması olamaz. diyerek sözlerime başlıyorum ve ellerini arıyor gözlerim. ellerin var senin, şu yeryüzünde bir ağaçların kökleri bir de senin ellerin. tutunmak için daha güzel iki yaradılış olamaz. işte sen diyorum, inanmakla başlıyorsa her şey, sana inanırım ben de ve öyle başlarım yüreğimin üzerine birikmiş tozu temizlemeye. bilirim büyük intihardır. ama seninle bir intihara kalkışmak şu hayatta alınacak en güzel karardır. kararında bırakırsın kendini yüreğinden aşağıya. ve elbet çiçekli bir bahçenin ortasına düşersin. düşmek dediysem, gözün korkmasın, kemik kıran bir düşmek değil bu. aşka düşmek gibi. rakıya düşmek gibi. sıcak bir yaz günü soğuk suya düşmek gibi. kimse itmeden. o soğuk suya girme kararını kendin vermişsin gibi. bu hiç de kolay değildir. önce bir ayağını değdirirsin, yani bir gözlerine bakarsın önce, sonra ayağını çekersin, yani gözlerini kaçırırsın, sonra etrafına bir bakarsın, yani ellerinle bir sigara ararsın, ve gücünü toplayıp atlarsın suya, yani sigaranı yakmışsın ama aslında kalbinin altındaki ateşi biraz harlamışsın. anlıyor musun beni? anlamıyorsan da sorun değil, karşıma otur ben sana yavaş yavaş anlatırım. mevzu daha fazla karşımda durma ihtimalin. ve ihtimallerin ihtilal olma yolunda emin adımlar ilerlemesi. sevmek de bir devrimdir, sevda da aslında büyük savaşları başlatan en hoyrat sebeptir. aklın ile yüreğin arasında mekik dokuyan düşünceler. birbirine çarpıp içinde deprem yaratan düşünceler. düşünceler. düşünceler. düşünceler. düşünceler. ve yine düşünceler. ta ki dönüşünceye kadar kadehte bir japon balığına. ve seyretmek onu hafif rüzgarlı bir akşam esintisinde, kafan güzel iken. bir yandan da düşünmek, gözlerini, ellerini, saçlarını, bakışlarını, dudaklarını, dudak kıvrımlarını, boynunu, boynuna düşen saçlarını, omzunu, omzunun üzerinde duran şalın ihtişamını ve şansını, tenine değen rüzgarın azizliğini. sonrası güzel bir şiir ve bolca papatya. seni sevmek diyorum işte, yeryüzünde edinilmesi en görkemli eylem. seni seven insan olmak. bunu göğsünde bir arma gibi taşımak. hiç utanmadan. hiç usanmadan. göğsünü gere gere dünyaya diklenmek. bir seksen boyun ve sigarayı tutan ince uzun el parmaklarınla kafa tutmak koca yeryüzüne. karşısına geçip beni artık yıkamazsın nidalarıyla uzun uzun dalmak. ve sevinmek bir bakıma, şu koca kirli dünyanın en güzel yerinden tuttum diyerek. bak ellerimde çiçek açıyor diyerek dağlara paralel el sallamak. bunu yapmak ve yapmaya devam etmek. işte seni sevmek. bunu bilmek. seni sevmeye devam etmek. bu algıyla adım atmak. bastığın kaldırım taşına dönüp beni unutmayacaksın demek. hissetmek. seni bir renge benzetmek. sonra onun sıcaklığını hissetmek. hayatta kalmaya çalışır gibi içindeki hissi canlı tutmaya çalışmak. işte böyle. bu dünyanın hali duman, bu dünyanın çivisi paslı, böyle bir dünyanın içinde seni bulmak. artık. beni öp ve yeniden doğur. tüm bu yaşanmışların içinden. çek ve çıkar. al koynuna.