so take good care of me
i follow all you need and I'll take good care of you
but you're heartless, you're heartless
you turn it into your own so tie me back to my bones collect your love and mend my heart
but you're fearless, you're fearless
diye başlıyordu her şey. ama son bulmuyordu. umarsızca bir boşluğun ortasında asılı kalmış gibi sürükleniyordu, hiçbir yere. bu durum süreklilik gösteriyordu. insafsızlık gösteriyordu. ama merhamet etmiyordu. şu yeryüzünde bunu gördük, hamdolsun. bitmiyor. hiçbir şekilde bitmeyecek gibi ilerliyordu. bu korkutuyordu. burada bir kesik atıyorum. hızlıca bir kesik. fazla zaman kaybetmeden.
ruhunu ziyanlarla gizlerken, daha ne kadar sürecek gözlerindeki çaresizlik. bilmeden geçiriyorken bütün zamanı, pişmanlığın ne zaman ezip geçecek bütün kemiklerini? korkma, bu yeryüzünde bize daha da bir şey olmaz. bir şarap olsaydık şayet, açmaya kıyamazlardı bizi. ama olamadık, gidip insan olmaya çalıştık. onlar da kırmaya doyamadılar.
o halde şimdi ne olacak? yaşamadık mı biz bugünü? gerçekten yok muydu aslında böyle bir akşam? o kadar mı güzeldi kafamız? her yanımızdan hayaller mi akıyordu? damarlarımdan akan kudretli alkol seni bana gerçek mi gösteriyordu? o zaman alkol ucuza gidiyor. ya da ben seni çok ciddiye alıyorum. hangisi seçmek istersin? ama her şey ortada gibi zaten. ilk defa sert konuşuyorum. normal şartlarda ocağın altını fazla açmam, sigaramı yakarken kaşlarımı yakıyorum çünkü. senden kaynaklı değil. niye her şey seninle alakalı olsun istiyorsun? o zaman gelecektin. bir saat sonra geleceğim dedikten sonra yaklaşık 46 saat geçti. 46 yok olan. ama bu sefer içe doğru. hiçlikten geçiyoruz kemerlerinizi açın, yanlışlıkla düştük dersiniz.
son sigaramı tersten yaktım. oturdum ağlamaya ramak kaldım. sonra yarım kaldım. en fenası o halde kendime kaldım. aynaları aştım, duvarları geçtim, döndüm kendime bak-amadım. sancılı anlardı. dayanılmazdı. anlamazdı. biraz daha kalamazdı. yorardı. zaman akardı. aktıkça yarardı. ama neye yarardı? bir kasvet sarardı. odanın duvarları artardı. gözlerin bir şeyleri arardı. arardı da bulamazdı. bıraktı. tutunmayı. zaten yapamazdı. bunu hiçbir zaman beceremezdi.
but I'll take care of your mind
i lost you, I miss you, I wanna hold you
so don't you deny it
i lost you, I miss you, I wanna hold you
so come back
oh, I miss you, I wanna hold you
so come back, come back
karşısına geçip bakıyorum. dağılırken seyrediyorum. çok fazla yer kaplıyor. parçalar. her yerde kırık parçalar. şahsıma ait. belki de değil. başkasının izlerini taşıyormuş gibi. başkasının acılarını da taşıyormuş gibi. bu eriyip giden beden bana ait olamaz. ben böyle olsun istemedim. ama diyecekleri ne zaman istediğimiz şeyler istediğimiz gibi istediğimiz zamanda oluyor. ben de diyeceğim ki sikeyim ne kadar istediğimiz şey varsa. ben artık bir şey istemiyorum. ama istemediğim şeyler de oluyor. o zaman siz de deyin. istemediğimiz halde olan şeyleri sikeyim. evet. anlatabiliyor muyum? bence hayır. çünkü istediğim gibi olmuyor. en azından istemediğim yöne doğru da eğilmiyor. galiba kırıldı. ama ben göremiyorum. ne fark eder? hadi gidelim. bir iki bira içelim. denize atlayalım. sonra uyanalım. kiminle olduğu önemsiz. nerede olduğu önemsiz.
kaygılarımla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder