Bu sefer daha bir hüzünlü anlatabilirim seni. Belki de yılların getirdiği hüzünle artık yorulmuşumdur ben de. Belki de olmayışının resmettiği karanlık beni iyice içine çekmiştir. Bu hayatta oluyor böyle şeyler, bu hayatta insanlar ölebiliyor. Ama hiçbir insan kendi ölümünü göremiyor, kimse kendi mezarına çiçek bırakamıyor. Ben kalemi elime alıyorum ve adına sahipsiz birkaç satır karalıyorum, ayrıca kendi mezarıma birkaç şiir serpiştiriyorum böylece. Yine de eyvallah, sayende kalemim tütüyor.
Yoksun yine, her zaman ki gibi. Ne kadar zaman geçti aradan, aramızdan akan zaman nehrinde boğuluyorum ben hala. Sen görmüyorsun, yoksun çünkü, uzaksın öldüğüm noktaya. Az bir ömrüm kaldı gibi bir de, fark edebiliyorum artık. Yaktım da bütün köprüleri, suyun dibinde çırpınıyorum tek başıma. Belki de son haykırışlarımdır bunlar, kendimi yukarı çekmeye çalıştığım son kulaçtır belki bu da. Bence ağla buna. Beni madem anlamadın, ağla artık. Ağla ve temizlensin kalbinin kiri. Göğüs kafesinin içine birikmiş sahte sevgi ve yalandan kalbini göremiyorum. Kalbine dokunamıyorum bile bir şiirle. Yine de bu nehirde yaşıyorum, yarın olduğunda seni yeniden sevebilmek için. Bir de kafama takılan bir soru var aslında. Gelmeyişinin sebebi sevgime inanmıyor oluşun değildir inşallah; şayet öyleyse, öldür beni gördüğün yerde. Çünkü bu güvensizlik ve değersizliğin keskin bakışları altında daha fazla hayatta kalamam. Bu beni kederin dibinde çürütür. Artık buna dayanacak gücüm kalmadı.
Mutsuzluk üzerine kurulmuş birkaç dizeden ibaret bizim hikayemiz. Eskimiş birkaç sahipsizlik eki getiriyorum öznesi olduğun cümlelerin sonuna. Yeryüzünde yeterince acı yoktu, tanrı seni karşıma çıkardı. Gerçekten ne saçmalıyorum ben de bilmiyorum. Yokluğun başıma vurdu galiba. Ellerim de titriyor biraz. Bu sessizlik sağır ediyor beni. Kendimi kaybediyorum seni yazdığım satırlarda. Zaten en iyi yaptığım şey; kaybetmek. Ağla şimdi, ağla ve değsin başın omzuma.
Başıma geliyor işte sonunda korktuğum,
Canımı ellerinin arasında parçalıyor yokluğun.
Tutmasan da bir gün geleceğine söz ver. Ben ona tutunurum. Ben onun çaresizliği altında ezilirim ve kendi gölgeme sığınırım bir süre zarfında. Gelmeyişin sevdama engel olamaz zaten, azaltmaz da bir nebze. Sadece beni öldürür yokluğun, üzüldün mü? Dikine doğru uzuyor yokluğun. Derime işlemiş bir yaradır yokluğun. Biraz üstüne düştüm galiba bu sefer yokluğunun. Ama yokluğunun ağırlığına daha fazla dayanamadım ve dökmek istedim kağıda. Seni anlattığımdan bu kağıt parçası da dar geliyor bana. Gidebileceğim bir yer yok içerisinde ikimizinde olacağı. Bu beni kahrediyor. Acıdan parmak uçlarım uyuşuyor, bilincimi kaybediyorum kısa süreli acılarla. Rüyalarımın başrolündeki sen artık kabuslarımın merkezinde duruyorsun elinde bir tabancayla. Kalbim göğüs kafesinden sarkıyor, taşıyamamışsın görüyorum o an. Zaten biliyordum da insan görünce kötü oluyor işte. Kabuslarım kurtulamadığım bir kar küresi oluyor, solum buz tutuyor. Seni severek ısınmaya çalışıyorum, sen de tutmuyorsun ellerimden. Yine de deniyorum.
Yarım bırakıyorum bu sefer bu satırları, ölmeye kaldığım yerden devam edeceğim inşallah.
eger bu kadar cok uzuluyosan seni hak etmeyen bi kadın var demektir
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil