herkes taşıyabileceği yükü omuzlanır,
omuzlarında yapış yapış bir yükün ağırlığı.
ağırlığın kararlılığı,
altında ezildikçe döner durur gecenin karanlığı.
bir adam;
kararmış günahların ucunda bekler durup,
kurur gider ya elbet, gerçekleşmezse hiçbir umut.
ancak iki dünya arasında tamamlanır sözler,
ve bir anlam ifade eder; tutku ve hüzün.
oysa kim şahit olmuş, bir menekşenin kokusuna.
tüm güzelliklerin arasında,
arayıp da bulamadığın bir bulantı gibi aklından,
kayıp giden bir göl resmidir;
şimdi ulaşamadığın doruklar.
soğuk bir titreme gibi dudaklarına yerleştirdiğin
sigaran,
ve parmak uçlarında başlattığın lirikal bir savaş
zaman zaman.
beklediğim.
ki biz öyleyiz geçip giderken birbirimizden
rüzgardan paralanmış,
kuş çığlıklarına maruz kalmış,
bir akarsunun yardımıyla başımızı dik tutup
yürürken tanrının elleri arasından
uzaklaşıyoruz ve başıboş bırakılmış,
bir rüyanın haykırışlarında buluyoruz
kendimizi, geçip giderken birbirimizden.
gerçekten bu kadar kırılgan mıyız?
ve bu kadar korkan iki dudağa mı sahibiz?
yeryüzünün faniliği üzerinde bizi,
selamlayan kaderin görüntüsü karşısında,
bu kadar erken mi havlu atıyoruz,
köklerinden bu kadar mı erken kopuyor umut tohumlarımız?
eyvah! nerdeyiz? derken hep daha ileriyi-
hayal etmenin ve bir uçurtmanın,
gökyüzünde kayboluşuna tanık olmanın verdiği,
hisse korkulu gözlerle bakarken bile,
bulunduğumuz yerin uzağında olmak istiyoruz,
gülüşlerin uzağında koşturuyoruz ve yoruluyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder