22 Ocak 2015 Perşembe

sarsıntı

Şimdi her şeyi başlattığım o ana döndüm. O ilk hissizliğime kapıyı açtığım ana. Kendimi bir çırpıda ardımda bıraktığım ve artık sorgulamaktan vazgeçtiğim. Her şeyin bir yanılgıdan ibaret olduğunu kendime inandırdığım ve inanmanın en büyük kötülük olduğuna kanaat getirdiğim ana. Kendimle çelişmekten hiç bu kadar yorulmamıştım. Güçlü olmaya çalışmaktan hiç bu kadar yorulmamıştım. Umursamaz davranmanın o ezici üstünlüğüne kendimi o kadar kolay kaptırmıştım ki tanrının beni daha nelerle sınayabileceğini düşünmemiştim. Kendimi hiç bu kadar dağılmış hissetmemiştim. Parçalarımın parçalandığını gözlerimle gördüm. Gerçeklik hiç bu kadar yakmamıştı canımı. Vahşi bir at gibi ufka koşmaktan yorulmak bilmezdim. Şimdi özgürlüğüme dâhil olmaktan çekinmeyen birinin beni kendisiyle sınaması beni deli gibi korkutuyor. Korkunun bedenimi bu denli esir alıp tüm hücrelerime soğuk duş etkisi yaratabileceğinin farkına varmak hiç bu kadar sarsmamıştı beni. Sarsılmaktan başım değil varoluşum ters köşe olmuştu. Yıllarımı verdiğim basmakalıp yaradılışımı bir anda tuzla buz eden bu durumun geleceğini hiç hesap etmemiştim. Ben bunları hiç düşünmemiştim. Düşünmekten öte kaybolmaktan yorulmayan biriydim. Şimdi kaybetmekten korkan bir aptala dönüşmekten çekiniyorum. Oysa her şeyi başlattığım o ana dönmenin üzerimde oluşturacağı baskıya karşı koyamayacak gibi hissediyorum. Hissizliğimin sonsuzluğuna bir sigara yakmaktan daha güzel bir şey yokken, beni yıkan bu hissin karşısına bile geçemiyordum.

Kaybetmek; bir kelime, bir eylem.
Kaybetmek; birkaç kere, aynı yerinden.


Oysa bir insanı on dört yerinden bıçaklayabilen bir yokluğun arka planında yatan tüm hüzünlerin simasına aşinaydım. Zamanında maruz kalmaktan korktuğun bütün duyguların şimdi özlemini çekmekten öte acısını parmak uçlarında hissederken kalem tutmanın nasıl zor olduğunu bilemezsin. Şimdi bir kalemi ortadan ikiye kırmak kolay olansa ben parmak uçlarımı kazımak isterdim. Lakin lirikal birkaç cümleye gebe kalacaksa parmaklarım, bu olasılığın ağırlığı altında kalamam; bunun yerine ellerine paralel uzanmak isterim. Parmak uçlarını kazıtmanın nasıl bir anlama denk geldiği üzerine kafa yorarsak şayet benliğine gölge düşürmek değil de hatıraların üzerine bir çizik atmaktır; diyebilirdim. Seni bir başkasına değil de kendine uzak hissettiren mesafelerin derinliğine uzansan ellerinle; dokunabilir misin? Bir başkasına çıkmasını beklediğin bütün yolların sonunda kendini kaybetmenin çaresizliği bir gölge gibi düşüyorsa üzerine, yaktığın her sigara kendini arayıştır belki de. 

2 Aralık 2014 Salı

arayış

öyle uzun hikayeler dinlemişiz ki sanki, ne zaman bir hikayeye kahraman olacak bir konuma gelsek, sonunu yaşamadan tahmin ederiz. sanki bir köprünün başından sonuna yürüsek, sonundan başına yürümüş gibi hissedeceğiz. bir yabancının uzattığı sigarayı yaktıktan sonra, her şeyin başladığı o anı düşünüp bütün köprüleri yakmaktan daha feci bir şey yapamazdık oysa. oysa köprüden tek başına geçmektense, köprüden hiç geçmemek daha mı iyidir? şimdi durup düşünmekten başka bir şey gelmiyorsa elimden, durmaktan başka ne yapabilirdim ki? kararsızlığın karşısına geçip bir sigara yakarak hayata küfür edebilirdim. bunu yapmaktansa hayatı hiçe saymak da geçmiyor değildi içimden. bu diyarların bir uzunluğu varsa yeryüzünde, oraları yürüyerek geçmedikten sonra ne anlamı kalırdı? bir şarkının en güzel kısmına eşlik etmesek, şarkıya saygısızlık etmiş olur muyduk? peki ya sen beni görmezden gelerek şu yeryüzünde beni soyutlamış mı oluyorsun? biliyorum senden geçmek kolay değil lakin senden geçmek isteyen kim? dağılmış saçlarından, parmak uçlarından veya göğüs kafesinden uzaklaşmak isteyen kim? yağmur yağıyorsa şu an yağan yağmura karışıp bir anlam kazanmak isterdim şayet saçlarına dokunabiliyorsa tanelerim. gecenin tam ortasında durup kentin yalnızlığına karşı bir şiir okurdum, kendi yalnızlığımı unutmak için. her şiirin sonunda tökezlerdim. bakışlarına maruz kalmak isterdim. içinden geldiği gibi olan bütün davranışlarına dokunmak isterdim. peki ya karşımda dururken suretin, dokunamamanın verdiği acıya eş değer midir diğer acılar? seni sevmenin sonsuz denizinde sürekli kulaç atıp yorulmaktansa, yokluğunun bataklığında çırpınmamak daha mı iyidir? şimdi her şeyi bırakıp karanlığın içinde oturuyorum yere ve soruyorum kendime, tezer özlü okuduktan sonra nasıl aynı kalabilirdim ki? ne kadar parçalanmış yanım varsa alın gidin artık. ne kadar mutluluğum kalmışsa iç cebimde alın gidin artık. hepsi sizin olsun. kurtarılmak değil derdim, bir bakıma kendime kalmak isterken kendimi de aramaktan yoruldum ve kendimi de nerede unuttuğumdan bir haber dolanıyorum öyle şehrin boş sokaklarında. belki de kan pompalamaktan başka bir işe yaramayan kalplerinizden kaçıyorumdur. o soğuk ve bir o kadar da adi kalplerinizden. kaçışlarımın hiçbirine bir isim vermedim. verseydim şayet yeni bir acı doğurmuş olurdum. yeni bir acı daha ve yeni bir acıya daha gebe kalırdım sonra. şimdi size sormaktan öte, yakınıyorum; karanlıkta oturup size uzanan bir eli beklemenin ne anlam ifade ettiğini bilemezsiniz. gıcırdayan bir kapının sesine hasret kalmanın ne demek olduğunu anlayamazsınız, kapının önünde durup anahtarınızı aramaktan başka bir çareniz yoksa. ellerimin sigaramı yakmaktan ve kalem tutmaktan başka bir yeteneği kalmamışsa suçlusu ellerindir. kusura bakma bunu söylemek zorundaydım. çünkü ben bu dünyada başkasının elleri nasıl tutulur bilmiyorum. göğüs kafesime baskı yapan tüm çaresizliklerin üzerine bir sigara yakmaktan başka bir çarem kalmamışsa, o sigarayı seninle beraber yakmak isterim. her şey öyle garip bir hal alıyordu ve almaya da devam ediyordu ki ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. öyleyse durup düşünmek mi yoksa bunca acıdan sonra ne olacaksa olsun diye yaşamak mı daha iyidir? sabahları uyanıp geceyi beklemenin üzüntüsünü hep yaşarım. sabahların o anlamsız aydınlığına hiç alışamadım ben. belki de ruhumun aradığı şey karanlıktır. mezarlıkta ıslık çalarak kendini arayan bir adam oldum. ölülerin ayaklanması bekliyormuş gibi. aralarından kendini seçmek istiyormuş gibi. bunu öylesine arzuluyordum ki bir bakıma hayatta olduğuma bir kanıt arıyormuş gibiydim. kendini orada bulmak mı çare yoksa aramayı bırakmak mı? emin değildim. aynanın karşısında yabancı hissetmek gibi. geri dönmek isterken yolunu kaybetmiş gibi. ne zaman kendimi bir cümlenin altına yatırmak istesem sürekli hüznüm göze çarpıyor. öylesine yalnız bir adam hayal edin ki; sürekli yanlış anlaşılmaktan doğru olmayı unutmuş gibi. bunun ne demek olduğunu yeryüzünde açıklayacak bir insan evladı yoktur. doğmamıştır. doğsa bile bunun ne anlama geldiğini anladıktan sonra, o ağırlığın altında ezilip terk etmiştir kendisini. şimdi gözlerinde biriktirdiğin uçurumlardan atlarken hayal ediyorum kendimi. buraları çabucak geçelim sevgilim. sigaram bitiyor. karanlık çoğalıyor. son bir defa daha içimi döküyorum. dönüp durmaktan, düşüp kalkmaktan, inanıp parçalanmaktan, arayıp kaybolmaktan, sevip yok olmaktan çok sıkıldım artık. evet, bu sefer bu yolda epey yürüdük. yoruldum ben de. artık bir kenara çekilip dinlenme vakti. eyvallah.

17 Kasım 2014 Pazartesi

kamu spotu tadında özür mahiyetinde

Hepinizden teker teker özür dilerim uzun bir süredir burada sizlerin okuyacağı bir şeyler paylaşmıyorum, paylaşamadığımdan değil elbet elimde bir sürü malzeme var ama paylaşmıyorum. Bir kitap dosyası ile 2 ay gibi bir süredir yayın evlerinden haber bekliyorum. O yüzden buraya bir şeyler bırakmıyorum. 

Hepinize eyvallah.

25 Temmuz 2014 Cuma

eylülü beklemek

bana pek gülmüyor hayat, sen gül. gül, yüzünde baharlar topla bana. gül, deniz çıldırsın. bu karanlıkta yol göster bana. gül ve bu hayata tutunmam için bir sebep daha yarat bana. bildiğim bütün şiirleri unutturuyorsa yüzün, gülümse. yoksa bütün çiçekler solacak biliyorum. dudaklarında patlayan bir fırtına gibi. beni üzen ne varsa al götür içimden. şayet şu dünyada birkaç parça güzellik kalmışsa, hepsine senin yanında maruz kalmak isterim. bitmeyen bir zamanda, lanet bir sabahın gelmediği o gece vaktinde, gül ve beni yalnız bırakma.

uzun süredir bir kenarda beklemekteyim. bu süre zarfında sonsuz kez kırıldım. sonsuz kez toparlanmaya çalıştım. her seferinde aynı yerimden kanadım. aynı yerimden daha çok kanadım. acı varmış her daim. anladım. ne yazık, alıştım. alışmak bütün eylemleri bir bir çarmıha geriyormuş. anladım. 

düşerken tut beni. severken öp. üşürken sar. ama üzme artık beni. elimde kalan birtakım anların doğurduğu hüzünden fazlası değil. isterdim ki gözlerinin güzelliği göğsüme dolsun. lakin ne kadar mutsuzluk varsa boğazımda düğümlenmiş. göğüs kafesime baskı yapan birçok acı var. ölümün dizlerine uzanmış gibiyim. sanki varlığım bir yanılsamadan ibaret. kimse görmüyor. yüreğimden ölü kuşlar çıkarıyorum her sabah. bu, kentin kalabalığına karışmak gibi bir şey değil ve yalnızlığına boğulmaktan daha farklı. kendi içimde ayrılıyorum. dağılıyorum. hüzne karışıp göğe yükseliyorum. yağmur olup yeryüzüne yağıyorum. artık ayağımdan tutup da bataklığa çekmeyin. daraldım. bu bir istek değil. beklenti de denemez. umut etmeye gücüm de kalmadı. henüz adını koyamadım. belki bir gün bunun da literatürde bir anlamı olur. çünkü anlamsızlığım bir dağ gibi. alaska'yı yaşayabilirim.

ah şu ellerim, nasıl da hasret ellerine. bundan daha da ileri gitmeyeceğim bu sefer. ve hiçbir zaman da anlamayacağım; nasıl bir gerekliliktir, gitmek. bu konulara fazla girmek de istemiyorum, yaralarım ayaklanacak yoksa. oysa çürüyen bir şeyler var bu odada. tut ki mutluluğumdur. tut ki ruhumdur. neden uzak bu kadar cennet? uçurumlara yakınlığım yüzündendir. tanrım falsolu bir ıstırap yarattım bu paragrafta. umarım okurken kafan karışmamıştır. çünkü böyle olsun istedim.

saat 02:09 ve yalnızlığım kendini hatırlatıyor. çünkü yalnızlığım gıcırdayan bir yatak gibi her gece rahatsız etmeye başlıyor beni. durması için ısrar etmiyorum. durmayacağını biliyorum. o yüzden ben kalemi bırakıyorum artık kenara. affola yazdığım birkaç cümleyle kalbini kırdıysam. ama bir kalbin olduğunu hatırlatmak istedim sana. bunu da bir dipnot olarak geçiyorum buraya. arka fonda "damien rice" çalsınlar. ricamdır. söyle kırmasınlar.

9 Şubat 2014 Pazar

soğuk bir an

uzun ve ışıksız bir sokaktan geçiyorum
bu sokakta yalnızım, yanımda kimse yok
kimse sarılmıyor, duruyorum ben de yol ağzında
kendime sarılıyorum
kanıyor senden arta kalan ne kadar yara varsa
kendi kanımın nehrinde kayboluyorum, kimse görmüyor
bir düş kuruyorum, o an bir düşe tutunuyorum
düşümde suretin karşımda duruyor
bana bakan hüzünlü bakışların
filizlenen birkaç umut tanesi bekliyorum fakat
yandığını görüyorum bu sevdanın ateşiyle
kurtuluşun tüm kapılarının
her şey kül oluyor ve bir evin çatısının altına sığınıyorum
doğru zaman gelmiyor hiçbir zaman, kıpırdayamıyorum
ben sana ölüyorum düzenli olarak, sen bana gelmiyorsun
biliyorsun gözlerinden geçmek kolay değil öylece
feryat figan acılarım bilmeden seviyoruz işte
dilim şimdi uçurum kesiliyor bir ayrılığın ertesinde
tenin tenime uzak ya gerisi teferruat diyor bir adam
zulmünden çıldırıyor tanrı ve bir kadın yalnızlığıyla sevişiyor
o akşam adam kendi yatağında gıcırdayan ölümüne göz kırpıyor
bir ceset gibi duruyor özlemin karşımda
kaldırıp da atamıyorum, günden güne bitiyorum
ben kimi çok istediysem en az ona kalabildim
sorun değildi, verebilirdim sana acılarımı ya
biliyorum o zaman da baştan aşağı kirlenir bu dünya.

7 Aralık 2013 Cumartesi

olmayan kadına notlardan

Bu sefer daha bir hüzünlü anlatabilirim seni. Belki de yılların getirdiği hüzünle artık yorulmuşumdur ben de. Belki de olmayışının resmettiği karanlık beni iyice içine çekmiştir. Bu hayatta oluyor böyle şeyler, bu hayatta insanlar ölebiliyor. Ama hiçbir insan kendi ölümünü göremiyor, kimse kendi mezarına çiçek bırakamıyor. Ben kalemi elime alıyorum ve adına sahipsiz birkaç satır karalıyorum, ayrıca kendi mezarıma birkaç şiir serpiştiriyorum böylece. Yine de eyvallah, sayende kalemim tütüyor.

Yoksun yine, her zaman ki gibi. Ne kadar zaman geçti aradan, aramızdan akan zaman nehrinde boğuluyorum ben hala. Sen görmüyorsun, yoksun çünkü, uzaksın öldüğüm noktaya. Az bir ömrüm kaldı gibi bir de, fark edebiliyorum artık. Yaktım da bütün köprüleri, suyun dibinde çırpınıyorum tek başıma. Belki de son haykırışlarımdır bunlar, kendimi yukarı çekmeye çalıştığım son kulaçtır belki bu da. Bence ağla buna. Beni madem anlamadın, ağla artık. Ağla ve temizlensin kalbinin kiri. Göğüs kafesinin içine birikmiş sahte sevgi ve yalandan kalbini göremiyorum. Kalbine dokunamıyorum bile bir şiirle. Yine de bu nehirde yaşıyorum, yarın olduğunda seni yeniden sevebilmek için. Bir de kafama takılan bir soru var aslında. Gelmeyişinin sebebi sevgime inanmıyor oluşun değildir inşallah; şayet öyleyse, öldür beni gördüğün yerde. Çünkü bu güvensizlik ve değersizliğin keskin bakışları altında daha fazla hayatta kalamam. Bu beni kederin dibinde çürütür. Artık buna dayanacak gücüm kalmadı.

Mutsuzluk üzerine kurulmuş birkaç dizeden ibaret bizim hikayemiz. Eskimiş birkaç sahipsizlik eki getiriyorum öznesi olduğun cümlelerin sonuna. Yeryüzünde yeterince acı yoktu, tanrı seni karşıma çıkardı. Gerçekten ne saçmalıyorum ben de bilmiyorum. Yokluğun başıma vurdu galiba. Ellerim de titriyor biraz. Bu sessizlik sağır ediyor beni. Kendimi kaybediyorum seni yazdığım satırlarda. Zaten en iyi yaptığım şey; kaybetmek. Ağla şimdi, ağla ve değsin başın omzuma.

Başıma geliyor işte sonunda korktuğum,
Canımı ellerinin arasında parçalıyor yokluğun.

Tutmasan da bir gün geleceğine söz ver. Ben ona tutunurum. Ben onun çaresizliği altında ezilirim ve kendi gölgeme sığınırım bir süre zarfında. Gelmeyişin sevdama engel olamaz zaten, azaltmaz da bir nebze. Sadece beni öldürür yokluğun, üzüldün mü? Dikine doğru uzuyor yokluğun. Derime işlemiş bir yaradır yokluğun. Biraz üstüne düştüm galiba bu sefer yokluğunun. Ama yokluğunun ağırlığına daha fazla dayanamadım ve dökmek istedim kağıda. Seni anlattığımdan bu kağıt parçası da dar geliyor bana. Gidebileceğim bir yer yok içerisinde ikimizinde olacağı. Bu beni kahrediyor. Acıdan parmak uçlarım uyuşuyor, bilincimi kaybediyorum kısa süreli acılarla. Rüyalarımın başrolündeki sen artık kabuslarımın merkezinde duruyorsun elinde bir tabancayla. Kalbim göğüs kafesinden sarkıyor, taşıyamamışsın görüyorum o an. Zaten biliyordum da insan görünce kötü oluyor işte. Kabuslarım kurtulamadığım bir kar küresi oluyor, solum buz tutuyor. Seni severek ısınmaya çalışıyorum, sen de tutmuyorsun ellerimden. Yine de deniyorum.

Yarım bırakıyorum bu sefer bu satırları, ölmeye kaldığım yerden devam edeceğim inşallah.