11 Mart 2017 Cumartesi

uzun uzun bir sokaktan geçememek

"beni anlamadın ya buna yanarım; bizi anlamadın ya buna yanarım. işte ona yanarım." diyorlar. ne diyorsun? ben hissediyorum. yani yandığımı.kül olmanın ne kadar uzun zaman alabileceğini hesaplıyorum. bir organ ne kadar sıcaklığa dayanabilir, kalp mesela; kalp dediğin kaç derecelik bir hasretin altında atmaya devam edebilir diye hesaplıyorum. hesaplıyorum hesaplıyorum bir türlü çıkamıyorum içinden. yani yangının. yanlış anlama. hep aynı yere dönüyorum. sürekli gözlerine dönüyorum. sekiz defa. dokuz defa. dönüyorum. bulmaya çalışıyorum. seni bulamıyorum. çaresin. derde devasın. yeryüzüne susun. karanlığa ışıksın. bir eve penceresin. bana hayatsın. ben biçareyim. sen yoksun. alkol tüketiyorum. rakı içiyorum yani. bol bol rakı içiyorum. içimdeki yangını söndürmek için. hani belki söner diye. ama han sarhoş hancı sarhoş. yolda yabancı sarhoş. el çek tabib kalbimden, içimdeki sancı sarhoş. anlıyor musun? düğüm düğümsün içimde. sonra diyorum ki ulan yıllar oldu be. yıllar. bir değil iki değil. balık dediğin okyanusta boğulur mu? insan yeryüzünde neden nefes alamaz? yıllardır içiyorum şu rakıyı bir kadehini bile seninle tokuşturamadık; bir sezen nakaratını bile gözlerine bakarak dinleyemedim. neden yaşadım o zaman. direkt şu anda başlasaydım hayata da bir şey kaybetmezdim. belki kazanırdım. bu zamana kadar üzerimden geçen atların yorgunluğunu çekip alılardı yüreğimden. atlar dediysem de korkma, vahşi olanlar. hani tepelerden aşağı koşanlar var ya. o tepelerden aşağıya sarkıttım yüreğimi. temiz hava alsın diye. bakma öyle uzaktan neşeli göründüğüme, üzgün mü dursaydım? zaten bir stadyumun ortasında bile hüznüm dikkat çekerken, bir de ben mi bas bas bağırsaydım, burada acı çekiyoruz diye? yapma gözlerini sevdiğim. burada bir ayrılıktan değil hiç kavuşamamışlıktan bahsediyoruz. bare sözümü kesme. bare diyorum. bare. pare. pare pare. ne güzel laf. pare pare dökülüyorum. toplasana ne bekliyorsun. işte bir insanı kuyunun dibinde ışıksız ve umutsuz bırakan şey budur diye bağırıyor biri. herkes dönüp ona bakıyor, sonra gidiyorlar. gördünüz mi diyor işte yapayalnızım. ama kimse görmüyor. bir sigara yakıyorsun. bu senin için artık sıradan bir eylem. küllükle aranda bir bağ var. kalıcı. bu senin canını sıkmıyor. kaç canın kaldı? duralım biraz. yine geleceğim. bir gün sokaktan geçiyorum, her zaman geçtiğim bir sokak ama, tanıyorum yani hangi kaldırım taşının diğerinden farklı olduğunu, biliyorum nerede bir sigara izmaritlerinin biriktiğini, ben sokakları hızlı geçmem çünkü, bir sokaktan öyle hızlı geçilmez, ama o gün sanki o sokak o sokak değildi, durdum bir köşesinde, baktım her şey yerli yerinde, üzerimi kontrol ettim, ben de bendim, peki neydi bu sokağı o an farklı yaptan, hala bulamadım. merak etme bunu da sana bağlamayacağım. iyisin hoşsun ama o kadar da değil. tıkandığım yerde fotoğrafını açıyorum. oysa ellerini tutmak isterdim. bu da benim sınavım demek ki. biliyorum ama iki cümle. benim kaderim. "sen beni ömrünce unutamazsın" daki sen benim; "sen imkansızsın" cümlesindeki sen sensin. bu ayrım işte hüznü bana neşeyi sana bıraktı. yeryüzündeki tüm sevinçleri sana bıraktım hüzünleri koynuma aldım. bir hayal oldun hep yanıbaşımda. ben de gerekeni yaptım. anlayacağın üzere efkarım birikti sığmaz içime. ama giderken sigaram ağzımda; duamdır, "sen de unutama beni".

14 Aralık 2016 Çarşamba

oku. oku. anla. anla. unut. hatırlat.

gece.
                                yıldızlar.
           sen.
                    sessizlik.
                                              soğuk.
uzak.

tüm bu önümüzde duran, yıllanmış, akıp duran göl; yıkıp geçiyor içimden tüm dalları. dallarım da yapraklı. bağzı bağzı renklidir. bağzı bağzı ağlamaklı. şarkılar söyler köklerim, ama gövdeme ulaşmaz. sağlam durur gövdem, dallarım parçalanır. yeryüzünde parçalanmak resmi bir dilekçedir. yazarsın. yollarsın. ulaşır dağlara. dağlar hüznüne paralel uzanır. sen hiçbir yere sığamazsın. yüceltirsin kendini. kafanı kaldırdığın an korkarsın. kaybolmazsın bir çırpıda. uğraşır kendini yok edersin. sokaklar caddelere bağlanır. caddeler evlerin pencerelerine. sen bir manzaraya uzun süre bakamazsın. hiçbir zaman. küçülürsün durmaksızın saklanmak için. dertler kadıköye benzer. nerden gelirse gelsin elbet çıkar sana. bir şekilde. kafası güzel belki. belki imanını buz gibi bir suda yıkamışken. elbet bulur seni. sen kendini bulamazsın. bir şarkıda. bir hikayede. bir mezarlıkta. bir yatakta. sevişirken. belki sevişemezken. yastıklar da konuşur her an. konuşmak da zor eylem. insanlar anlamazken. insanlar yürür, insanlar çabalar. sen hiçbir şey elde edemezsin. elden yersin. elden yemeyen kendi ellerini kesmez. der. nefesle.

nefes.
            hiçlik.
                     gibi.
                             bir yoldan karşıya geçmek.

buraya mı ait? çift görünümlü salt sevinç. tanrısal bir işaret. korkutur mu? belli eder mi kendini yalnızlar? uzayıp giderken nehirlere çıkmayan yollar. sana nasıl çıksın? ikiden bir çıkar da bu acı nasıl çıkar? yalnıza sor. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnız. yavaş ol. yaradan geçer de zaman, yardan geçerse? üzülme. buraya mı ait? çift görünümlü salt üzüntü. johnny cash dinlerken. korkar mı kulaklar? belli eder mi kendini sandıklar? ışıksız odalarda. ama perdeleri yok. belki perdenin ne anlama geldiğini bilmiyorken. belki bir şarkının otuzyedinci saniyesinde daha sigarasını yakmamışken. ışıksız bir kalbe nasıl dokunacağını bilemezsin. sen kendini bil. kendin kendine sorar mı hiç kendinde misin diye? diye diye. diye diye. diye diye. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnız. çabuk ol. bir yaradan iki defa geçer de zaman, yardan ikinciye geçilir mi? kendini kandırma. kan.

akar.
          yol.
                         olur.
               fotoğraf.
                                  eski.
rakı içerken adını söylemek yatağının başına çiçek bırakmaktır.

kaderin kıyısında. bağışlanmayı bekleyen balıklar. her şey havada süzülüyor. bu okyanusta nereye aitsin? hava da süzülmeye devam ediyor. her şey. ayrı yazılıyor. sen ayrı yazılmıyorsun kaderinden. değiştirmekle geçseydi bağzı şeyler bazan, odamdaki kül tablasının yerini değiştirirdim. bu eski odada. yatağım. koltuğum. iki yastık. ben. sigara. gerisini sen tamamla. hayretler içinde. hayret et bir hayalete. geçerken duvarların içinden. kendini teselli et. bir duvarı yıkıp ötesini göremezken. gökyüzüne. uzun uzun bakamazken. ağrıyan el bileklerini dert et. zorlama fazla. bir kapıyı açamıyorsan olduğun yeri değiştir. başka zaman dilimleri var mıdır? sevmiyorsa gerçekten bir diyar ne kadar zamanda kısalır? dile gel kalbim. şarkısını söyle onlara hiç tanımadığın bahçelerin. gökyüzüne ulaşan da yerinde duramayan bahçelerin. methet et onlara. içindeki gülleri, akan suları. dokun onlara. ama sessizce. ses.

duymak.
                     tedirgin.
      cumartesi.
                                   şarap.
                   kadın.
                                             rağmen.

kimseyle kıyaslamadan. bir kadını kasıklarından öperken. saçlarını ayırırken. sırtına dokunurken. saat henüz kendini hatırlatmazken. tüm kusurları inkar ederken. bir çakmakla günahlarının altını yakarken. dudaklarından akan şehveti bir kiraz ağacına benzetirken. yasak say. adını söyle. varoluşunu kontrol et. ayağa kalk. yer çekimini kontrol et. ama bu çılgın yaradılış. kadın. erkek. iz bırakmadan geçerken birbirinden. hızlıca. bir şiiri yarıda bırakmadan. tek nefeste kucaklarken ölümü. daha güzel ne olabilirdi. nick cave aç. red right hand. dinle. seviş.

kaygılarımla. 

7 Kasım 2016 Pazartesi

bitti artık.

son günlerde biraz zorlandığımı hissediyorum. yaşamaya çabalarken. ayakta durmak isterken. yürümeye çalışırken. seni özlerken. uyurken. uyandıktan sonra kendime gelirken. giderken bir yerden. ardıma bakmazken. yoruluyorum. eksildiğimi görüyorum. çünkü git gide hafifliyorum. kalmak istiyorum. korkuyorum. ama burası bana ait değil. kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum. zaman geçiyor. engel olamıyorum. eksildikçe, azalırken bir şekilde; sen hep kalıyorsun, bunu nasıl başarıyorsun? bana da öğret. yoksa ben de benden ötürü bir sen kalacak sadece. bu bana haksızlıktır. şu yeryüzüne bir yaşamı sığdıramazken ben adam akıllı, sen kendine bir beden daha yaratıyorsun. dokun bana. dokun ki dinsin gecelerin havada uçuşan kül olmuş izleri. dinmeli, yoksa boğulacağım. boğulursam nefes alamam, nefes alamazsam kokuna uzak düşerim. böyle bir sebepten düşersem bir daha kalkmam. beni anlıyor musun? öksürüyorum. yoldan geçerken bana ters ters bakıyorlar. seni özlüyorum. elimde değil. ellerini özlüyorum. düşlüyorum. gecelerimi sıralıyorum ardı sıra, senin için. kendimi rezil rüsva ediyorum. en çok da yaşantımı. ama bir türlü senin adımlarına yetişemiyorum. senin o gökyüzünden yeni çıkmış bulutsu tenine varamıyorum bir türlü. anla beni. eksiliyorum. korkuyorum artık. ben de bir şekilde düzelmeye çalışıyorum. çok mu? duruyorum şimdi. artık sigara sarmıyorum. öksürüyorum çünkü. sen bunu bilmiyorsun. bunu kimse bilmiyor. bunu ben de bilmek istemiyorum. gelmek istemiyorsan söyle. gelmek istiyorsan da söyle, ama bunu bir anda yapma. yoksa düşerim. rüzgardan değil. umuttan. sevinçten. yeni doğmuş bir bebekten. adımı koysunlar. belki yeniden başlarım. olmayacak biliyorum. dikiş bile tutturamıyorum. hep farklı yerlerimden kanıyorum. hep aynı şeye kanıyorum. kanım akıyor yere. durdurmuyorum. korkuyorum. ilk defa korkuyorum. inanırsan buna. ben inanmıyorum. ama bir yere gidemiyorum. hafifliyorum. vücuduma sahip çıkabilmek için hareket etmiyorum. vefadan öleceğim. ya da şu sigaradan. biliyorum. ama bilmek istemiyorum. kendimi özlüyorum. yaşantımı biraz da. ardımda kalan. çöpü dök. perdeleri ört. kapıyı kilitle. beni de sevindir. artık. yoksa mutluluk yetersizliğinden can değil bir dünya katran dökeceğim. işte o zaman biteceğim. yerle yeksan olacağım. dağılacağım. zamanla odamın zeminine yayılacağım. bir yere varamayacağım. kuruyacağım. kendi kendimin kuruduğunu göreceğim. en çok da sabahları. sonra bir akşam sen geleceksin. ama ben göremeyeceğim. sen üzerime basacaksın. ben canımın acıdığına sevineceğim. ama bileceğim. bitti artık. eksildim ben. hafifledim. dağıldım. yayıldım. ve kurudum. bitti artık. sigara da sarmıyorum.

27 Ekim 2016 Perşembe

yavaş yavaş ayrılıyorum.

"öyle bir haldeyim ki; yüzümü döndürür hüzne, hüznü yüzüme sövdürür."

kuru dudaklarımda tüten şu tütün kadar hissedemedim hiçbir şeyin varlığını. kanımı kaynatan ne kadar hüzün varsa hepsi göğsümde farklı bir közü kucaklıyor şimdi. söylesene ne ara bu kadar karmaşık bir hale büründük. ne oldu bize gerçekten. yoruldum albayım. artık sizi de azad ediyorum. kayboluyorum sokaklarında bu gri şehrin, bu şehirde kimseyi tanımıyorum. kendime yabancıyım. adımı biliyorum, kendime sesleniyorum ama tepki vermiyor kimse. kafamda cızırtılar duyuyorum ama anlam veremiyorum. verecek bir anlam bile kalmamış içimde. peki ya sen biraz anlar mısın beni? imanım gevrildi ulan artık anlaşılmamaktan. rezil rüsva olduk şu yeryüzünde. bir sigara daha yakmasam şimdi, şu boşlukta kararsızlıktan asılı kalırım. kurur giderim. güzmüş, hazanmış, sonbaharmış, faso fiso; hepsi melankolik bir şiirde kendine yer edinir sadece, gücün yetiyorsa şu göğüs kafesimi biraz aralasana. arala da gör bakalım bir ağaç mı devrilirken daha çok sarsar bir yeri yoksa içimdeki katranın yer değiştirmesi mi. öyle oturmuş ki tam göğsüme zift gibi karanlık, ne yaparsam yapayım şu hayatla iyi geçinemiyorum. tabii diyeceksiniz ki bu bizi ne kadar ilgilendirir, bir kere dinleyin işte şurada bir dert yandık size, hemen alev aldınız. ne meraklıymışsınız yanıp tutuşmaya, yandınız madem bir faydanız olsa da ısınsa şu buz tutmuş kalpleriniz. yoksa yeryüzünde bir bir yitip gidecek bütün güzel duygular. lafım bu kadardır bu konuda. sigaramı söndürüyorum.

uyanın!

geceleri kendimi bir mezarlıkta buluyorum, kırık bir mezar taşının karşısında, adım yazıyor, adımı biliyorum; henüz unutmadım, henüz ondan vazgeçemedim. dokunuyorum lakin kendime dokunduğumu hissedemiyormuş gibi hissediyorum. toprağı parçalayıp kurtulmak istiyormuş gibi hissediyorum, ama gücüm yokmuş gibi hissediyorum. zaten takatim de kalmamış gibi. rüzgar esiyor, hava biraz serinliyor, yalnızlara sormadan. ruhum bedenime sarılmak istiyor, yoksa esen rüzgarla savrulacak bedenimden biliyor. ama yapamıyor. çünkü sarılmak nedir bilmiyor. çünkü hiç sarılmamış daha önce, bakamamış tadına. pamuk şeker yemeden, kurşun yemiş bir çocuk gibi ruhum, kendi kendine hatırlatıyor; içimden bir ses yükseliyor, "büyümez ölü çocuklar". ruhumu o kırık mezar taşında yalnız bırakıyorum. her yerden sesler yükseliyor bir anda. gürültüler oluşuyor. ortalıkta kimse yok. lakin bu gürültüden kendi sesimi seçemiyorum. acaba diyorum. mezarın içine düşüyorum. kendimi ait hissettiğim bir yerde uyumak istiyorum. kapansın gözlerim.

hatırlayın!

çırpındıkça beni daha da dibe çeken bir umudun ucuna bağladığım yaşantım kendini unutturuyor artık bana. bir alkol ortamında bir an gözün dalar ya, işte orada sıkışıp kaldım. ama unutmayın hepimiz bir gün kendi kalbimizden aşağıya atlayacağız. o yüzden susalım artık. bakalım kim kiminle aynı sessizlikte daha güçlü hissediyor. bir kadına sevdalanmak, beladan uzak durmak, soba borularını temizlemek, iki sohbet ederken çayı soğutmak; olur mu dersin? yürürken şimdi bir yolda, aslında daha hiç çıkmadık mı biz o yola? birinin yarasına dokunmak isterken o yaranın ne kadar derin olduğunu bilmeniz gerekir. yoksa bir hayatı daha orta yerinden değil, yarasından kaybederiz. gözlerinden akan şu yaşlardır aslında evrensel olan. parmak uçlarımdan parmak uçlarına uzanmayan o yoldur, tutsaklık. bir şehirde beraber yaşamak, lakin haberdar olamamaktır; çaresizlik. hiç bulamadığın birini kaybetmektir; kahrolmak. elbet bir gün bunların hepsinden bahsedeceğim sana; yaşamaktır. 

unutmayın!


burası fazla sessiz. insan bu sessizlikte ölebilir. bu sessizlik fazla ve sessizliğin basıncı kulaklarımı patlatabilir. bu sessizlik beni sonsuz karanlığın içinde sürüklüyor. bilincimi kaybetmiş gibiyim, birdenbire olduğum yere kapaklanıyorum. yerin soğuk ve o çaresiz gülümseyişini görebiliyorum. vücuduma nüfuz eden kederin bolluğunda boğulabilirim. dibe çöküyorum, batıyorum tek başıma bu hayatta. durmadan su alıyorum, okyanusun ortasında göğe bakıyorum. her yer mavi, okyanus baştan sona mavilikle parıldıyor ben ortasında griye çalan yalnızlığımla boğulmamak için uğraşıyorum. yoruluyorum, başım dönüyor. her yer karanlık oluyor, ben kendime bile çıkamıyorum o an. denizkızı gelmiyor, gemiler de batmış. tutunamıyorum, korkuyorum belki, biraz da tedirginim okyanusun dibi beni ürkütüyor. çok yalnızım bunun farkına varıyorum, kendi aklımın içinde sıkışıp kalmışım, durup biraz dinlenmek istiyorum. kimse yok burada, kimse sarılmıyor bana, ben de duruyorum bir yol ağzında kendime sarılıyorum. yine. sakladığım yaralarım kanıyor. kendi kanımın nehrinde savruluyorum. bilmediğim bir acının ortasında buluyorum kendimi, bazen bulamıyorum da. birkaç sahipsiz ses yankılanıyor aklımın koridorlarında, tanıyamıyorum ben o sesleri. dışarısı fazla sessiz, aklımın içi gürültülü. çıldırmak üzereyim galiba ya da fazla sakinim. bilmiyorum, emin değilim. benim iki tane tümörüm var. biri kafamın içinde, düşündükçe ağırlaşan,  biri de hayatımın tam ortasında, yaşadıkça ölümcülleşen. bir şeylerin düzelmeyeceğini artık ben de biliyorum. toparlanmak artık çok zor, böylesine dağıldıktan sonra; yani darmadağın olmaktan bahsediyorum. hangi parçamın hangi hüzne savrulduğunu dahi bilmiyorum. bulmak da istemiyorum ya işte, yine de acının gelişine takıyorum kafama bu hüznü. ben aslında yeniden başlamak istiyorum, belki de bir el tutmak istiyorum. evimin içinde bir ses olsun istiyorum bu sessizlik beni deli ediyor. kendi sessizliğimde kayboluyorum ben çünkü. Geceleri bu ev beni dağıtıyor, toparlanamıyorum.

ben şimdi tabancama bir mermi koyup namluyu şakağıma dayıyorum ve tetiğe basıyorum. ben bunu düzenli olarak yapıyorum, fakat hala patlamıyor silah. o kadar beceriksizim ki ölemiyorum-dağ. beceremiyorum bir türlü, her sabah düzenli olarak intihar ediyorum. tek başıma bu odada ölüme yürüyorum bilinçli adımlarla. kimse görmüyor, kimse engel olmuyor bana. kimsem yok, kendime kalıyorum yine her gece. duvarları yıkamıyorum, duvarlar üzerime geliyor, tavan yükselmiyor vicdansız. daralıyorum bu evde, her şey karmakarışık bir halde duruyor sanki. kendi düzensizliğimde ölemiyorum. kendimi kaybedecek gibi oluyorum bazen, bu bana hep oluyor.

yakın!

kalbim o kadar soğumuş ki, sanırım artık başka bir kalbe uzaklaşmışsın.

4 Eylül 2016 Pazar

savruluyorum. daha sıkı sarıl bana.

geldim yine yanına. şu kederli yanıma. sandığımdan daha ağır basan yanıma. küçümsedikçe altında ezilip durduğum yarıma. yarım yarım bir araya gelip bir tam etmeyen. baksan karşıdan var dersin. heybetli bir duruşu vardır. alırsın ellerine, getirirsin yanyana bir bütün etmez. beş para etmez. bir güzellik etmez. şu bendeki hüzün olmasa, kendi başına bir bok etmez. biraz ağzım bozulacak. özür dilerim şimdiden. hadi hep beraber yakalım sigaraları. sikeyim ne kadar hissiyat kalmışsa yeryüzünde ayakta duruyor gibi yapan. yalan ulan. inanma işte. kandırıyor seni. bazan öyle bir çölün ortasına düşüyorsun ki, çakılıp kalıyorsun orada. çıkamıyorsun. kurtulamıyorsun ulan işte. sanıyorsun ki ilk gördüğün su birikintisi aslında bering denizi. girsen içine alaskayı göreceksin. ama yalan ulan işte. o su birikintisi, bir tükürükten ibaret. girip de boşa kulaç atmaya çalışma işte. yorma kendini. yapma işte. biraz kendine kal. kendine dur biraz. her seferinde içindeki külleri dağıtmak için bir başkasına ihtiyaç duyma. bak dağıldık işte. bir dakika dursak, baksak etrafa ne oluyor diye. dağılıyoruz. illa hayatımız yolunda gidebilsin diye sürekli yola mı bakalım? yorulduk ulan. biz de kafamızı çevirip bir şu manzarayı seyretmeyelim mi? buna hakkımız yok mu? yoksa sikerim ben böyle hayatı. siz de eşlik edin. yalnız bırakmayın beni. korkmayın. söyleyin ulan işte. eksilmezsiniz. bare burada yalnız bırakmayın beni. bir faydası yok işte. hapsetmiş bizi içine, oradan oraya sürükletiyor. sürekli sabret diyor. bekle diyor. geçer elbet diyor. bunlar da bir şey mi diyor. senden daha kötüleri var diyor. şükret diyor ulan. eyvallah. bir şey demiyoruz. ama amına korum ben böyle hayatın. nereye kadar? bu da can. candır bu da bir yere kadar. dayanmıyor işte. halimiz bu kardeşim napalım. benden daha kötüleri var diye kendimi hak verdirecek bir pozisyona sokabilmek için onlardan daha mı kötü hale getireyim kendimi? haklısın amirim. geçmiyor işte. hiçbir şey geçmiyor. bu amına kodumun dünyasında bir sikim geçmiyor. duruyor. tam karşında. birikiyor. biz sadece başka yöne çeviriyoruz gözlerimizi. ama onun da bir sınırı var. sen arkana bakabilir misin olduğun yerden? solda biriktikçe sağa dönüyoruz. e sağda da birikiyor bu amına kodumun dertleri. napalım görmemek için gözlerimizi mi kapatalım. nereye kadar ulan? yapmayın. engel olmayın bana. birikmişim. biraz sağa sola çarpıp kendimi hafifleteyim. şu içimde yer edinmiş kederin rahat tavrı beni deli ediyor. artık. laf etmiyorum tamam. da bir yere kadar. o da biraz kendine çeki düzen versin. öyle değil mi albayım? sen de bir şey söylesene. sahip çıksana bana. şu içimdeki yıkıntıları görmüyor musun? görmüyorum desene. biraz vicdanın vardır senin. desene haydi. sürekli bir hayatı yaşayamamaktan geliyoruz. oraya da gelemiyorsun desene. onu da beceremiyorsun desene. niye ilk defa küfrettin evladım desene. deme. dur albayım. biraz soluklanalım. nereden desene albayım. rahat mı bırakıyorlar. biraz dinlenmek istesek, saniyelerin karşılığını saatlerle alıyoruz. önceki hayatımda ejderhaların neslini ben mi tükettim? nedir bu yaşantımızın ortasına oturup bir yere gitmeyen şanssızlık. daha ne kadar sert vurmamız lazım kırılması için? neden hissetmiyorum? bir damlayım şu okyanusta. neden dalgalar boyumdan büyük? bir yudum daha aldım. rakıdan. derin de bir nefes. sigarayı da söndürdüm. durdum galiba biraz. sakinlemiş gibi de hissetmiyorum. ama durdum biraz. gülesim de gelmiyor. bu hayat senin de mideni bulandırmıyor mu? yoruldum ama. hissediyorum yorulduğumu. düşüncelerim taşıyor. hemen aç ellerini, al, koru bu düşündüklerimi. sakla, solunda. her soluk aldığında, hatırla. hatırla ki can bulsun, solduğunda. bir başka bahara kaldık. baharlar gelip geçiyor ömrümüzden. hızla önümüzden. durduramıyoruz bir türlü. güç bela avuçlarımda saklıyorum çoğu baharı. baharlar başka baharlara kaldı şimdi. mevsimlerden yorgunluk. mevsimlerden dolayı baya yorgunduk. günler geçtikçe yorulduk. dinlenmek için vaktimiz olmadı. durdukça düştük. düştükçe battık. battıkça kaybolduk. kayboldukça unutulduk. unutuldukça öldük. bu çok kötü. yağmur bastırdı birden sakladıklarımıza. saklanacak bir yer aradık. bulamadık. ıslandık. deliler gibi ıslandık. hadi doldur şarabı. içelim bu akşamlara. gecenin kör karanlığına. kadehler kâh boşalsın kâh dolsun. gel benimle geçelim bu korkuları. bunları da. ardımızda bırakalım hepsini. bütün öldürülmüş duygularıma teker teker dokun şimdi. lirikal parmak uçlarınla. bir savaşı bitir, diğerini başlat. fırtınalar kopar, dalgaları sinirlendir. benimle ol ne önemi var? küfür gibi sakladım seni. ben bir kalaşnikof mermisiyim, sıkı sarıl bana. daha sıkı sarıl. 

31 Ağustos 2016 Çarşamba

yeryüzünde yeterince acı yoktu, ceplerimi boşalttım.

anlamlandıramıyorum. gözlerimde bir bütün haline getirmeye çalışıyorum. gerçekten olmuyor. her şey öylesine birbirinden bağımsız dağılıyor ki yeryüzünde, birine bakarken diğerini kaçırıyorum. ben de insanım albayım. hepsine birden nasıl gardımı alayım. sağıma dönüp yüzümü korurken, solumdan vuruyorlar. en çok oradan vuruyorlar. lakin ben yine de en az oraya gardımı alabiliyorum. neden böyle oluyor albayım? insan canının en çok yandığı yere nasıl böylesine duyarsız kalırdı? doğamızda var değil mi? biz buyuz işte. hala bir çerçevede göremiyorum tüm acılarımı. her biri içimin duvarında çatlaklar oluşturuyor. ama uzaktan baksan hüzünlü bir adamım ya. sanki bir tablo gibi içimdeki çatlaklar. karşıma geçip bakarken üzülüyorsun ya hani. sahip olsan bu çatlaklara aklını çıldırırsın albayım. parmak uçlarını yakarsın sigaran yerine. hala toparlayamıyorum. ellerimi sağa sola savuşturuyorum. ama öyle deli gibi değil. sadece nereye koyacağımı bilemiyorum. hayır delirmedik albayım. henüz vakit erken. bir şeyler daha yazıyorum işte. henüz vakit varken. içimdeki çatlakların üzerinden geçiyorum parmak uçlarımla. sızıntı yapıyor. katran akıyor. oluk oluk. damarlarım patlıyor sanki. ama hissetmiyorum. normal bir şeymiş gibi geliyor albayım. düşünebiliyor musunuz? eğer bir insan vurulursa ya da bıçaklanırsa kan kaybeder değil mi albayım? kanının kendi vücudunu terk ettiğini fark eder. bunu hisseder. ben korkuyorum albayım. sanki kan kaybetsem hissetmeyecekmişim gibi. onu içimden akan bir katrana benzeteceğim. bir şey yapmayacağım. ölürken fark etmeyeceğim albayım. anlamlandıramıyorum. neler oluyor? ellerimi çekiyorum çatlakların üzerinden. biraz olsun nefes alıyorum; daha rahat. hayatta güzel şeyler de var elbet. ama dokunamıyorsun. düşünsene. keşke olmasaydı diyorsun. ama var işte. sen yetişemiyorsun. nereye kadar? yine beceremedim.

yavaşça. sessiz sakin. arkamdan. yaklaşıyor. hissediyorum. birazdan dokunacak omzuma. bekleyin. evet. şimdi. durun. geliyor. hoşgeldin. yakalım mı? gülümse biraz. geç kaldın? biraz zaman verdim. eyvallah.

zannettim ki biraz vefalı olmak aranan bir huydur. ama fazlası kanser ediyor. şu yaktığım sigaradan daha fazla zarar veriyorum kendi kendime. şimdi. biraz sohbet edelim. duramıyorum. sürekli düşünmeden. duramıyorum. bu zamanın ömrümüze garezi nedir? bazan hızlı. bazan yavaş. istediğin gibi yön veremiyorsun. dur. en son seni seviyorum diyen kişi şu an nerede? aklıma geldi sorayım dedim. size birkaç dakika veriyorum. bir de siz nerdesiniz onu düşünün. kalbi çatlasa kir akacak insanların yüreğinde çiçekli bahçeler sulamak istediniz. sürekli. düşünmeden. neyse. ben devam ediyorum. şu acının köşesinden dönüp biraz soluklanacağız. atlar da koşarken yoruluyor. insan neden severken böylesine yorulur? atlar yorulduğunun farkına varmaz o yüzden ölürmüş. insanı da bu kalbine aşırı yüklediği sevdalar öldürecek. idir. diye düşünürken duraksıyorum. bağzıları için geçerli değil bu. bağzıları için kapı şurada. pencereyi açıyorum. rüzgarlı hava. hava karanlık. karanlık kalabalık. kalabalık anlamsız. anlamsızlık çoğalıyor. çoğalmakta hüzünler. hüzün karanlık. karanlık hava. evet. üzerine alındığın bir acının karşısında duramıyorsan altında kalırsın. altından kalkmak istersen öncelikle yanına almalısın. yanına almaya gücün yoksa bir daha ayağa kalkamazsın. o halüsinasyondur. gönül ister ki her şey güzel olsun. ama yeryüzü be Altan. nafile. istediğin gibi gitmiyor yollar. uzuyor falan. düşünsene. çıkıyorsun ama. bitmiyor işte. ne diyorduk, rakı var mı? neden? e neşet baba var. eyvallah. biraz ara verelim mi beynim patlayacak. olur.

sanki. bir döngü var aslında. böyle. iki dişli birbirine bağlanmış. birisi eski. birisi yeni. hangisi unutmak istesen çeviriyorsun. ama diğeri kendini hatırlatıyor. insanoğlu ne olursa olsun şu yeryüzünde acılar yaşar. eskidir. yenidir. eskiyi unutmak için yeniye hasrettir. yeniyi unutmaya çalıştıkça eskiler vurur aklının kıyılarına. artık çay içmek istemiyorsan viski koyayım Müzeyyen. yeter ki kal.

sen çok güzelsin. tenin pürüzsüz. gözlerin uçsuz bucaksız. ellerin sanki bir ağacı toprağa bağlıyor. adın hala güzel şeyler var diyor yeryüzünde. kanında seni inandırıcı kılan bir şey var. bilmiyorum. ben de buyum işte. adımlarını kovalıyorum dağınık adımlarımla. ama merak etme. yolumdan çıkmadım. beni kötü tanıma. sen gülüyorsun. çok güzel gülüyorsun. bir portakalı kokluyorum. sen hep çok güzel gülüyorsun. ben şiir okuyorum. sen doğuştan yüreğinde deniz manzarasıyla gelmişsin yeryüzüne. ben kendim yetiştirdim hep. sen hiçbir şey yapmadan güzelsin. ben yaralarımı saklamaktan yoruluyorum. senin gölgen geçtiği yerin rengine anlam katıyor. ben gökyüzüne bakarken renklerin bir önemi yok; şayet varlığına uzak isem. ama kendimi bazan düşlüyorum. gözlerinin içinde. o an ayağa kalkıyorum. yeryüzünde beni üzen ne kadar keder varsa hepsine birden dikleniyorum. sanki güçlü hissediyorum. hiç sigara içmemişim gibi şu zaman kadar. ciğerlerim dağlarda koşan vahşi bir at gibi, hissettiriyor kendini. haydi bana bir masal anlat. durma ağaçtan kirazlar toplayalım. biraz da şu dağınık duran saçlarımla uğraş. sen çok güzelsin. sen çok güzel gülüyorsun. seni buraya biraz serpiyorum ki geceyi aydınlat. sen ki. yeryüzü güzeldir hala. farkındaysan. 

artık gidiyorum. kaygılarımla. karşıdan karşıya geçerken dikkat edin.