yeniden. geçen o kadar sürenin ardından. akan zamanın sancılarını avuçlarında hissettikten sonra. yakılan her sigaradan sonra bir tane daha yakmadan önce geçen zamanda. hiçbir şeyin olmadığı ama en ağır hissettiğin o boşlukta. yeryüzünde bir boşluğa tutunmaya çalışmaktan daha aciz bir durum varsa o da bu boşluğa tutunamamaktır. bir boşluk içinde yer edinmesi gereken. lakin bir boşluktur seni içinde yer edinen. fiziksel olarak bir boyut sağlaması yok. enine beş metre yada boyuna iki metre falan. herkesin boşluğu kendine diye bir şey de yoktur. şu hayatta bir boşluk yaratırsan kendine, kendin için. gecenin ikisinde ya da hiç tanımadığın insanların yanında. aslında bir eylem içerisindeymişsin gibi ama bu sadece kendini oraya ait hissettirmekten öte değilmiş gibi. arıyorsun. sürekli olarak bir yol arıyorsun. dolabı açtın ve dolapta bira var. aldın ve içmeye başladın. ya olmasaydı? içmeye devam ediyorsun. bitti. şimdi ne olacak? anladın mı? bir boşluğu yaratmakla onu yıkıp geçmek arasında farklı hikayeler vardır. çünkü onu yıkıp geçemezsin. bir boşluğu yıkmaya çalışmak ne anlama gelir? şu modern çağın içerisinde, gökdelenlerin önünde, kalabalık otobüs duraklarında, bir kıraathanede, çift kişilik yatağında, ya da daha önce hiç geçmediğin bir sokağın ortasında. gölgen seni bir gece vakti takip edemez, lakin yarattığın boşluktan kaçamazsın. bir baloncuk de mesela. henüz ağırlığını ölçemediysen ona bir baloncuk de. patlatmaya çalışırsan, patlatmakla mı geçer ömrün yoksa bir sigara gibi söndürebilir misin onu da? sürekli onu düşünürsen, sürekli aklının ortasına çivi gibi çakılmış bir boşluk yer edinmişse, düşünmek onu büyütmez mi? o zaman yitir. yitir. yitirebilirsen. kendini mi? aklını mı? kararsızlık. cesaret. eksik. yalnızlık. duraksama. yeniden yalnızlık. kararsızlık. bir duraksama daha. etrafında kimse yokken. sen ne yaparsın? bunu kendine sorsana? ama cevap verme. cevabı bul, sessizce. ne kadar zaman alır? durdum mesela. çünkü takıldım. ayağım değil, düşünceme takıldım. düştüm ama canım yanmadı. farkındalık mı kazandım? hayır. boşluk büyüdü. en son ne zaman kendim için bir şey yaptım? ya da yapmak istedim. yapamayabilirim. ama yapmak istedim. ne zaman? boşluk yine büyüdü. kendini kaybetmekle kaybolmak arasında ince bir çizgi var. çizginin yerini göremezsen kaybolursun. bak işte o zaman hikaye farklı bir hale bürünmeye başlıyor. eğer kendini kaybedersen, bir sorumluluğun kalmaz, kolayca kaçabilirsin her şeyden. yoksa istediğimiz bu mu? sorumluluk almamak ve her şeyden kaçmak. o zaman kendimizi mi kaybetmeliyiz? çözüm? bu boşluktan da kaçabilir miyiz o zaman? çıldırtıyor çünkü. tırnaklarımın söküldüğünü hissedebiliyorum ama tırnaklarım hala yerinde. bu daha kötü. çünkü görebiliyorum. tırnaklarımı. hala yerindeler. ama acı. acı da gerçek. olmayan bir sancının acısını çekmek. kendi yarattığım boşluğun içinde. kendi vücudumda. sebepsiz yere. sürekli olarak. acı var. acı çok. acı bitmiyor. sancı. sancılı. güneş doğuyor. gece olana kadar. sancı var. acı gerçek. sancı baki. boşluk duruyor. ben nerdeyim? sürekli. acı var. sancılı. tırnaklarım. boşluk. bira? duraksama. duraksadım. kalakaldım. insan kendi içinde sürekli olarak bir anda kalakalır mı? ben kaldım. zaten kalakalmak bir anda olur. o zaman aklım da sarsılıyor. fren sistemi gibi mi? motorlar duruyor. fren ve akıl güm. vücut yerinde. bir şeye mi çarpacaktım? neden fren? bir anda. boşluk? çünkü göremiyorum. mesela birayı görebiliyorum. elime alıyorum ve içiyorum. hissedebiliyorum soğukluğunu. ama boşluk? onu da görebilseydim karşıma alıp konuşur muydum onunla? bir dakika. hangi şarkı çalıyor? evet. joaquim. her zaman o çalar. çünkü o benim hayatımın melodisi. melodram. ne kadar güzel bir kelime. kelimelere gereken değeri vermeliyiz. insanlarda bunu başaramadık bari kelimelere karşı saygılı olalım. onları sevelim. onları iyi kullanalım. insanları da kullanıyor muyuz? ne için? birini sevmek istemekle onu sevmek arasında çok uzun bir yol ve zaman var. birini sevebilirsin elbette. birden fazla kişiyi de sevebilirsin. bunları aynı anda da yapabilirsin. ama birini sevmek istemek. bunu önce kendine inandırıyorsun. düşünsene. birini sevmek istemek onu sevmekten daha güzel. güzel mi? kelime bulamadım. siz bulursanız orası için bana bir kelime ısmarlayın.(şayet okursanız) şarkıyı loop yapmışız. bira. bir tane daha varmış. merhaba. ben de buradayım. fark etmedin mi? bir saattir konuşuyorum. e sigaranın dumanını da mı görmedin? yine geldik mi başa. en başa. başladığımız noktaya döndük. yürüdük. yürüdük. onca yolu yürüdük. aklımızda. sonra yine başa döndük. yorulduk. çok yorulduk. ama yorgunluk geçer. peki ya zaman? o yüzden önce istemeli. istemeden ayağa bile kalkmamalı. sonrasında pişmanlık olmasın. olsun mu? rakı var. kaç kadeh bir terazide pişmanlığa göre ağır basar? hiçbir kadeh. hiçbir şarkı. hiçbir uyku. o zaman bir başkası. tanımadığın ama sana benzeyen ya da benzemeyen. bir bakıma dokunabildiğin başka bir ten. yabancı bir ten. mesela kalçasında gamzesi olan bir ten. saçları uzun bir kadın ya da kısa. yatağa uzandığında sabahların varlığının yok olmasını istediğin bir kadın. en sevdiğin şarkı çalıyorken arkada. biraz da sarhoşsun. durdun. ona baktın. yataktaki çarşafın onun vücudunun etkisiyle kıvrılmasına baktın. en azından bir gün. en azından bir gün dedin. bugün. işte şu an. yalnız değilim. biri beni anlayacak. biri benimle beraber şu hayatta bir olacak ve tarihte bugün benim yalnız olmadığım biri tarafından da olsa bilinecek. seviştin onunla. çorapların yerde şekilsiz bir şekilde dururken. bira şişeleri etrafta kokarken. en sevdiğin posterin bir köşesi hafif açılmışken. diğer tüm insanlar nefes alıp verirken. şimdi unuttun mu? boşluğu. yoksa onun vücuduna dokunurken yıkıp geçtin mi? yoksa zaten boşluğun içinde miydin? peki ya yine de onu hatırladın mı? hatırlamadıysan bir şeyleri yıkmışız demektir. burada ayrılabiliriz. hatırladıysan şayet bir sigara daha yakıp devam edelim. bir gün evden çıkıyorsun. akşam vakti hafif bir rüzgar. güzel giyinmişsin. hiçbir şey umrunda değil. içmeye gidiyorsun. sarhoş olmakla olmamak arasında kalmayı içerken kararlaştıracaksın. en sevdiğin bara girdin. sesler. suratlar. ıslanmış masalar. gürültü. belki müzik. farklı kıyafetler. yarın yok gibi içen insanlar. bir bira içip kalkanlar. garson. sipariş. masana yerleşme. ve tamam. başlıyoruz. sigaranı yaktın. saçlarını düzelttin. birandan bir yudum aldın. etrafa bakındın. konuşan insanlar. etrafa bakınan insanlar. göz göze geldin. bekledin. kafanı çevirdin. şimdi? hangi insan bugün sana eşlik edebilir. güven mi? hayır. cesaret? hayır. bulamadın. bir tane daha içtin. bir tane daha. sarhoş olmak istedin. hala aynı insanlar. şanslıysan belki daha farklı. peki ya sonra? tamam bir tane daha. bir tane daha. pakette iki tek kaldı zamanlamanı yapıyorsun. eve yalnız döneceksin. anlaşıldı. o an mı geldi boşluk aklına? yoksa hep var mıydı? evden neden çıktın? eve neden geri dönmek zorunda kaldın? yoksa hiç o boşluktan çıkmamış mıydın aslında? para harcadın. sarhoş oldun. insanların içine karıştın. onlar neden peki bu boşlukta değildi? ya da boşlukta mıydı? aynı mıydı boşluk? evet mi? burada hesabı ödeyip kalkabilirsin. hayır mı? birer tane daha söyleyip cila yapalım o zaman. evrensel olan nedir? müzik? acı? sevinç? hüzün? mutluluk? bir dakika, şarkı çalıyor, evet joaquim. hala devam ediyor. hayatımın melodisi. telefonuna baktın, mesaj yok. belki birkaç gündür yok. belki istediğin bir mesaj yok. beklediğin bir mesaj var mı? yoksa içmek de haklısın. varsa işin zor. atmıyorsun da. sarhoşsun yine de atmıyorsun. ne fark eder diyorsun? olsaydı olurdu zaten. olmasa da olur. olmadıysa olmuyordur. olmaması belki olmasından daha iyidir. ama olsaydı be. olmalı mıydı? ama olmadı. o zaman? kalan ikiden birini yaktın. duraksama. saçlarını düzelttin. o an hayatında olan insanları düşündün. hepsini bir teraziden geçirdin. sayıyı azalttın. yerini sorguladın. etrafına baktın. zamanı kontrol ettin. geçen zamanı. sigaranı içmeye devam ettin. eve dönmen gerek. yatağına. soğuk ya da sıcak. toplu ya da dağınık. kendi yatağına. belki dün bir yabancıyla seviştiğin, belki tanıdık. belki hiç sevişmediğin o yatağına. döneceksin. birkaç sokak yürümen gerek. yolu uzatmak istedin. kafanı dağıtmak istedin. belki kafan güzel. çünkü içtin. epey içtin. sigaranı söndürdün. sokağa çıktın. etrafa bakındın, soğaka karar verdin ve yürümeye başladın. kulaklığı taktın. bir şarkı açtın. joaquim. hoşuna gitti. şarkının mekanda çaldığını düşünmüyordunuz herhalde. in your mind. tabii sokağa çıktığında gökyüzünden gelen bir melodi olarak duymak, fiziksel olarak duymak hoş olurdu. ama olmuyor. bir iki sokak yürüdün. mekanlar. bir sürü insanlar. tek. çift. daha fazla. grup. insanlar. herkesin farklı bir hikayesi. hepsini bir bir geçtin. zaman da geçti. biraz. belki epey. ne kadar yürümek istediysen. ama sonunda o sokaktan döndün. bir anda sokaklar bitti. o en tanıdık sokağa girdin işte. yürüdün. kapıya geldin. artık dönecek bir sokak kalmadı. her şey bitti. yanında kimse yok. kafan güzel. son bir sigaran kaldı. paranı biraya verdin. ama hesaplamadın. (hesapladıysan buraya kadar gelmene gerek yoktu) evet. kapının önündesin. şimdi ne olacak? ya da ne oldu? olmalı mıydı? olması için miydi? olmadığı için mi yeniden denedin. ne yaptın? yürüdün. geldin. durdun. burdasın. bitiş noktası. her şey bitecek. yatağına döneceksin. kapıyı anahtarınla çevireceksin, huzursuzlukla açılacak kapı ve o yıllanmış yalnızlık rutubet gibi suratına vuracak. ne yapacaksın? kapının önündesin. açtın kapıyı. ışık yandı. fark edildin. senin yüzünden mi? yoksa yaratılan boşluğun mu? unutmuş muydun? yoksa zaten yürürken sadece o boşluğun içinde miydin? düşün. ben son sigaramı yatağıma sakladım. sen ne yapacağına karar ver. eyvallah.
kaygılarımla.
19 Ağustos 2017 Cumartesi
7 Mayıs 2017 Pazar
sen
gözlerin uzun ve aslında bir o kadar da kısa ovaları andırıyor. uzun ve ışıksız bir yoldan geçer gibi. yan yana duran iki girdap misali, okyanus derin; ama karşısına geçtiğin zaman göz gözü görmüyor zaten. aslında varlar; lakin, yaradılışından daha öteler. tam karşımızda duran bir tepenin arkasını her zaman merak ederiz, gözlerinin arkasını merak ediyorum; eminim kalbinin bir yansıması vardır. yoksa böyle içten bir dokunuşun başka bir açıklaması olamaz. diyerek sözlerime başlıyorum ve ellerini arıyor gözlerim. ellerin var senin, şu yeryüzünde bir ağaçların kökleri bir de senin ellerin. tutunmak için daha güzel iki yaradılış olamaz. işte sen diyorum, inanmakla başlıyorsa her şey, sana inanırım ben de ve öyle başlarım yüreğimin üzerine birikmiş tozu temizlemeye. bilirim büyük intihardır. ama seninle bir intihara kalkışmak şu hayatta alınacak en güzel karardır. kararında bırakırsın kendini yüreğinden aşağıya. ve elbet çiçekli bir bahçenin ortasına düşersin. düşmek dediysem, gözün korkmasın, kemik kıran bir düşmek değil bu. aşka düşmek gibi. rakıya düşmek gibi. sıcak bir yaz günü soğuk suya düşmek gibi. kimse itmeden. o soğuk suya girme kararını kendin vermişsin gibi. bu hiç de kolay değildir. önce bir ayağını değdirirsin, yani bir gözlerine bakarsın önce, sonra ayağını çekersin, yani gözlerini kaçırırsın, sonra etrafına bir bakarsın, yani ellerinle bir sigara ararsın, ve gücünü toplayıp atlarsın suya, yani sigaranı yakmışsın ama aslında kalbinin altındaki ateşi biraz harlamışsın. anlıyor musun beni? anlamıyorsan da sorun değil, karşıma otur ben sana yavaş yavaş anlatırım. mevzu daha fazla karşımda durma ihtimalin. ve ihtimallerin ihtilal olma yolunda emin adımlar ilerlemesi. sevmek de bir devrimdir, sevda da aslında büyük savaşları başlatan en hoyrat sebeptir. aklın ile yüreğin arasında mekik dokuyan düşünceler. birbirine çarpıp içinde deprem yaratan düşünceler. düşünceler. düşünceler. düşünceler. düşünceler. ve yine düşünceler. ta ki dönüşünceye kadar kadehte bir japon balığına. ve seyretmek onu hafif rüzgarlı bir akşam esintisinde, kafan güzel iken. bir yandan da düşünmek, gözlerini, ellerini, saçlarını, bakışlarını, dudaklarını, dudak kıvrımlarını, boynunu, boynuna düşen saçlarını, omzunu, omzunun üzerinde duran şalın ihtişamını ve şansını, tenine değen rüzgarın azizliğini. sonrası güzel bir şiir ve bolca papatya. seni sevmek diyorum işte, yeryüzünde edinilmesi en görkemli eylem. seni seven insan olmak. bunu göğsünde bir arma gibi taşımak. hiç utanmadan. hiç usanmadan. göğsünü gere gere dünyaya diklenmek. bir seksen boyun ve sigarayı tutan ince uzun el parmaklarınla kafa tutmak koca yeryüzüne. karşısına geçip beni artık yıkamazsın nidalarıyla uzun uzun dalmak. ve sevinmek bir bakıma, şu koca kirli dünyanın en güzel yerinden tuttum diyerek. bak ellerimde çiçek açıyor diyerek dağlara paralel el sallamak. bunu yapmak ve yapmaya devam etmek. işte seni sevmek. bunu bilmek. seni sevmeye devam etmek. bu algıyla adım atmak. bastığın kaldırım taşına dönüp beni unutmayacaksın demek. hissetmek. seni bir renge benzetmek. sonra onun sıcaklığını hissetmek. hayatta kalmaya çalışır gibi içindeki hissi canlı tutmaya çalışmak. işte böyle. bu dünyanın hali duman, bu dünyanın çivisi paslı, böyle bir dünyanın içinde seni bulmak. artık. beni öp ve yeniden doğur. tüm bu yaşanmışların içinden. çek ve çıkar. al koynuna.
11 Mart 2017 Cumartesi
uzun uzun bir sokaktan geçememek
"beni anlamadın ya buna yanarım; bizi anlamadın ya buna yanarım. işte ona yanarım." diyorlar. ne diyorsun? ben hissediyorum. yani yandığımı.kül olmanın ne kadar uzun zaman alabileceğini hesaplıyorum. bir organ ne kadar sıcaklığa dayanabilir, kalp mesela; kalp dediğin kaç derecelik bir hasretin altında atmaya devam edebilir diye hesaplıyorum. hesaplıyorum hesaplıyorum bir türlü çıkamıyorum içinden. yani yangının. yanlış anlama. hep aynı yere dönüyorum. sürekli gözlerine dönüyorum. sekiz defa. dokuz defa. dönüyorum. bulmaya çalışıyorum. seni bulamıyorum. çaresin. derde devasın. yeryüzüne susun. karanlığa ışıksın. bir eve penceresin. bana hayatsın. ben biçareyim. sen yoksun. alkol tüketiyorum. rakı içiyorum yani. bol bol rakı içiyorum. içimdeki yangını söndürmek için. hani belki söner diye. ama han sarhoş hancı sarhoş. yolda yabancı sarhoş. el çek tabib kalbimden, içimdeki sancı sarhoş. anlıyor musun? düğüm düğümsün içimde. sonra diyorum ki ulan yıllar oldu be. yıllar. bir değil iki değil. balık dediğin okyanusta boğulur mu? insan yeryüzünde neden nefes alamaz? yıllardır içiyorum şu rakıyı bir kadehini bile seninle tokuşturamadık; bir sezen nakaratını bile gözlerine bakarak dinleyemedim. neden yaşadım o zaman. direkt şu anda başlasaydım hayata da bir şey kaybetmezdim. belki kazanırdım. bu zamana kadar üzerimden geçen atların yorgunluğunu çekip alılardı yüreğimden. atlar dediysem de korkma, vahşi olanlar. hani tepelerden aşağı koşanlar var ya. o tepelerden aşağıya sarkıttım yüreğimi. temiz hava alsın diye. bakma öyle uzaktan neşeli göründüğüme, üzgün mü dursaydım? zaten bir stadyumun ortasında bile hüznüm dikkat çekerken, bir de ben mi bas bas bağırsaydım, burada acı çekiyoruz diye? yapma gözlerini sevdiğim. burada bir ayrılıktan değil hiç kavuşamamışlıktan bahsediyoruz. bare sözümü kesme. bare diyorum. bare. pare. pare pare. ne güzel laf. pare pare dökülüyorum. toplasana ne bekliyorsun. işte bir insanı kuyunun dibinde ışıksız ve umutsuz bırakan şey budur diye bağırıyor biri. herkes dönüp ona bakıyor, sonra gidiyorlar. gördünüz mi diyor işte yapayalnızım. ama kimse görmüyor. bir sigara yakıyorsun. bu senin için artık sıradan bir eylem. küllükle aranda bir bağ var. kalıcı. bu senin canını sıkmıyor. kaç canın kaldı? duralım biraz. yine geleceğim. bir gün sokaktan geçiyorum, her zaman geçtiğim bir sokak ama, tanıyorum yani hangi kaldırım taşının diğerinden farklı olduğunu, biliyorum nerede bir sigara izmaritlerinin biriktiğini, ben sokakları hızlı geçmem çünkü, bir sokaktan öyle hızlı geçilmez, ama o gün sanki o sokak o sokak değildi, durdum bir köşesinde, baktım her şey yerli yerinde, üzerimi kontrol ettim, ben de bendim, peki neydi bu sokağı o an farklı yaptan, hala bulamadım. merak etme bunu da sana bağlamayacağım. iyisin hoşsun ama o kadar da değil. tıkandığım yerde fotoğrafını açıyorum. oysa ellerini tutmak isterdim. bu da benim sınavım demek ki. biliyorum ama iki cümle. benim kaderim. "sen beni ömrünce unutamazsın" daki sen benim; "sen imkansızsın" cümlesindeki sen sensin. bu ayrım işte hüznü bana neşeyi sana bıraktı. yeryüzündeki tüm sevinçleri sana bıraktım hüzünleri koynuma aldım. bir hayal oldun hep yanıbaşımda. ben de gerekeni yaptım. anlayacağın üzere efkarım birikti sığmaz içime. ama giderken sigaram ağzımda; duamdır, "sen de unutama beni".
14 Aralık 2016 Çarşamba
oku. oku. anla. anla. unut. hatırlat.
gece.
yıldızlar.
sen.
sessizlik.
soğuk.
uzak.
tüm bu önümüzde duran, yıllanmış, akıp duran göl; yıkıp geçiyor içimden tüm dalları. dallarım da yapraklı. bağzı bağzı renklidir. bağzı bağzı ağlamaklı. şarkılar söyler köklerim, ama gövdeme ulaşmaz. sağlam durur gövdem, dallarım parçalanır. yeryüzünde parçalanmak resmi bir dilekçedir. yazarsın. yollarsın. ulaşır dağlara. dağlar hüznüne paralel uzanır. sen hiçbir yere sığamazsın. yüceltirsin kendini. kafanı kaldırdığın an korkarsın. kaybolmazsın bir çırpıda. uğraşır kendini yok edersin. sokaklar caddelere bağlanır. caddeler evlerin pencerelerine. sen bir manzaraya uzun süre bakamazsın. hiçbir zaman. küçülürsün durmaksızın saklanmak için. dertler kadıköye benzer. nerden gelirse gelsin elbet çıkar sana. bir şekilde. kafası güzel belki. belki imanını buz gibi bir suda yıkamışken. elbet bulur seni. sen kendini bulamazsın. bir şarkıda. bir hikayede. bir mezarlıkta. bir yatakta. sevişirken. belki sevişemezken. yastıklar da konuşur her an. konuşmak da zor eylem. insanlar anlamazken. insanlar yürür, insanlar çabalar. sen hiçbir şey elde edemezsin. elden yersin. elden yemeyen kendi ellerini kesmez. der. nefesle.
nefes.
hiçlik.
gibi.
bir yoldan karşıya geçmek.
buraya mı ait? çift görünümlü salt sevinç. tanrısal bir işaret. korkutur mu? belli eder mi kendini yalnızlar? uzayıp giderken nehirlere çıkmayan yollar. sana nasıl çıksın? ikiden bir çıkar da bu acı nasıl çıkar? yalnıza sor. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnız. yavaş ol. yaradan geçer de zaman, yardan geçerse? üzülme. buraya mı ait? çift görünümlü salt üzüntü. johnny cash dinlerken. korkar mı kulaklar? belli eder mi kendini sandıklar? ışıksız odalarda. ama perdeleri yok. belki perdenin ne anlama geldiğini bilmiyorken. belki bir şarkının otuzyedinci saniyesinde daha sigarasını yakmamışken. ışıksız bir kalbe nasıl dokunacağını bilemezsin. sen kendini bil. kendin kendine sorar mı hiç kendinde misin diye? diye diye. diye diye. diye diye. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnız. çabuk ol. bir yaradan iki defa geçer de zaman, yardan ikinciye geçilir mi? kendini kandırma. kan.
akar.
yol.
olur.
fotoğraf.
eski.
rakı içerken adını söylemek yatağının başına çiçek bırakmaktır.
kaderin kıyısında. bağışlanmayı bekleyen balıklar. her şey havada süzülüyor. bu okyanusta nereye aitsin? hava da süzülmeye devam ediyor. her şey. ayrı yazılıyor. sen ayrı yazılmıyorsun kaderinden. değiştirmekle geçseydi bağzı şeyler bazan, odamdaki kül tablasının yerini değiştirirdim. bu eski odada. yatağım. koltuğum. iki yastık. ben. sigara. gerisini sen tamamla. hayretler içinde. hayret et bir hayalete. geçerken duvarların içinden. kendini teselli et. bir duvarı yıkıp ötesini göremezken. gökyüzüne. uzun uzun bakamazken. ağrıyan el bileklerini dert et. zorlama fazla. bir kapıyı açamıyorsan olduğun yeri değiştir. başka zaman dilimleri var mıdır? sevmiyorsa gerçekten bir diyar ne kadar zamanda kısalır? dile gel kalbim. şarkısını söyle onlara hiç tanımadığın bahçelerin. gökyüzüne ulaşan da yerinde duramayan bahçelerin. methet et onlara. içindeki gülleri, akan suları. dokun onlara. ama sessizce. ses.
duymak.
tedirgin.
cumartesi.
şarap.
kadın.
rağmen.
kimseyle kıyaslamadan. bir kadını kasıklarından öperken. saçlarını ayırırken. sırtına dokunurken. saat henüz kendini hatırlatmazken. tüm kusurları inkar ederken. bir çakmakla günahlarının altını yakarken. dudaklarından akan şehveti bir kiraz ağacına benzetirken. yasak say. adını söyle. varoluşunu kontrol et. ayağa kalk. yer çekimini kontrol et. ama bu çılgın yaradılış. kadın. erkek. iz bırakmadan geçerken birbirinden. hızlıca. bir şiiri yarıda bırakmadan. tek nefeste kucaklarken ölümü. daha güzel ne olabilirdi. nick cave aç. red right hand. dinle. seviş.
kaygılarımla.
yıldızlar.
sen.
sessizlik.
soğuk.
uzak.
tüm bu önümüzde duran, yıllanmış, akıp duran göl; yıkıp geçiyor içimden tüm dalları. dallarım da yapraklı. bağzı bağzı renklidir. bağzı bağzı ağlamaklı. şarkılar söyler köklerim, ama gövdeme ulaşmaz. sağlam durur gövdem, dallarım parçalanır. yeryüzünde parçalanmak resmi bir dilekçedir. yazarsın. yollarsın. ulaşır dağlara. dağlar hüznüne paralel uzanır. sen hiçbir yere sığamazsın. yüceltirsin kendini. kafanı kaldırdığın an korkarsın. kaybolmazsın bir çırpıda. uğraşır kendini yok edersin. sokaklar caddelere bağlanır. caddeler evlerin pencerelerine. sen bir manzaraya uzun süre bakamazsın. hiçbir zaman. küçülürsün durmaksızın saklanmak için. dertler kadıköye benzer. nerden gelirse gelsin elbet çıkar sana. bir şekilde. kafası güzel belki. belki imanını buz gibi bir suda yıkamışken. elbet bulur seni. sen kendini bulamazsın. bir şarkıda. bir hikayede. bir mezarlıkta. bir yatakta. sevişirken. belki sevişemezken. yastıklar da konuşur her an. konuşmak da zor eylem. insanlar anlamazken. insanlar yürür, insanlar çabalar. sen hiçbir şey elde edemezsin. elden yersin. elden yemeyen kendi ellerini kesmez. der. nefesle.
nefes.
hiçlik.
gibi.
bir yoldan karşıya geçmek.
buraya mı ait? çift görünümlü salt sevinç. tanrısal bir işaret. korkutur mu? belli eder mi kendini yalnızlar? uzayıp giderken nehirlere çıkmayan yollar. sana nasıl çıksın? ikiden bir çıkar da bu acı nasıl çıkar? yalnıza sor. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnız. yavaş ol. yaradan geçer de zaman, yardan geçerse? üzülme. buraya mı ait? çift görünümlü salt üzüntü. johnny cash dinlerken. korkar mı kulaklar? belli eder mi kendini sandıklar? ışıksız odalarda. ama perdeleri yok. belki perdenin ne anlama geldiğini bilmiyorken. belki bir şarkının otuzyedinci saniyesinde daha sigarasını yakmamışken. ışıksız bir kalbe nasıl dokunacağını bilemezsin. sen kendini bil. kendin kendine sorar mı hiç kendinde misin diye? diye diye. diye diye. diye diye. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnıza sor. yalnız. çabuk ol. bir yaradan iki defa geçer de zaman, yardan ikinciye geçilir mi? kendini kandırma. kan.
akar.
yol.
olur.
fotoğraf.
eski.
rakı içerken adını söylemek yatağının başına çiçek bırakmaktır.
kaderin kıyısında. bağışlanmayı bekleyen balıklar. her şey havada süzülüyor. bu okyanusta nereye aitsin? hava da süzülmeye devam ediyor. her şey. ayrı yazılıyor. sen ayrı yazılmıyorsun kaderinden. değiştirmekle geçseydi bağzı şeyler bazan, odamdaki kül tablasının yerini değiştirirdim. bu eski odada. yatağım. koltuğum. iki yastık. ben. sigara. gerisini sen tamamla. hayretler içinde. hayret et bir hayalete. geçerken duvarların içinden. kendini teselli et. bir duvarı yıkıp ötesini göremezken. gökyüzüne. uzun uzun bakamazken. ağrıyan el bileklerini dert et. zorlama fazla. bir kapıyı açamıyorsan olduğun yeri değiştir. başka zaman dilimleri var mıdır? sevmiyorsa gerçekten bir diyar ne kadar zamanda kısalır? dile gel kalbim. şarkısını söyle onlara hiç tanımadığın bahçelerin. gökyüzüne ulaşan da yerinde duramayan bahçelerin. methet et onlara. içindeki gülleri, akan suları. dokun onlara. ama sessizce. ses.
duymak.
tedirgin.
cumartesi.
şarap.
kadın.
rağmen.
kimseyle kıyaslamadan. bir kadını kasıklarından öperken. saçlarını ayırırken. sırtına dokunurken. saat henüz kendini hatırlatmazken. tüm kusurları inkar ederken. bir çakmakla günahlarının altını yakarken. dudaklarından akan şehveti bir kiraz ağacına benzetirken. yasak say. adını söyle. varoluşunu kontrol et. ayağa kalk. yer çekimini kontrol et. ama bu çılgın yaradılış. kadın. erkek. iz bırakmadan geçerken birbirinden. hızlıca. bir şiiri yarıda bırakmadan. tek nefeste kucaklarken ölümü. daha güzel ne olabilirdi. nick cave aç. red right hand. dinle. seviş.
kaygılarımla.
7 Kasım 2016 Pazartesi
bitti artık.
son günlerde biraz zorlandığımı hissediyorum. yaşamaya çabalarken. ayakta durmak isterken. yürümeye çalışırken. seni özlerken. uyurken. uyandıktan sonra kendime gelirken. giderken bir yerden. ardıma bakmazken. yoruluyorum. eksildiğimi görüyorum. çünkü git gide hafifliyorum. kalmak istiyorum. korkuyorum. ama burası bana ait değil. kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum. zaman geçiyor. engel olamıyorum. eksildikçe, azalırken bir şekilde; sen hep kalıyorsun, bunu nasıl başarıyorsun? bana da öğret. yoksa ben de benden ötürü bir sen kalacak sadece. bu bana haksızlıktır. şu yeryüzüne bir yaşamı sığdıramazken ben adam akıllı, sen kendine bir beden daha yaratıyorsun. dokun bana. dokun ki dinsin gecelerin havada uçuşan kül olmuş izleri. dinmeli, yoksa boğulacağım. boğulursam nefes alamam, nefes alamazsam kokuna uzak düşerim. böyle bir sebepten düşersem bir daha kalkmam. beni anlıyor musun? öksürüyorum. yoldan geçerken bana ters ters bakıyorlar. seni özlüyorum. elimde değil. ellerini özlüyorum. düşlüyorum. gecelerimi sıralıyorum ardı sıra, senin için. kendimi rezil rüsva ediyorum. en çok da yaşantımı. ama bir türlü senin adımlarına yetişemiyorum. senin o gökyüzünden yeni çıkmış bulutsu tenine varamıyorum bir türlü. anla beni. eksiliyorum. korkuyorum artık. ben de bir şekilde düzelmeye çalışıyorum. çok mu? duruyorum şimdi. artık sigara sarmıyorum. öksürüyorum çünkü. sen bunu bilmiyorsun. bunu kimse bilmiyor. bunu ben de bilmek istemiyorum. gelmek istemiyorsan söyle. gelmek istiyorsan da söyle, ama bunu bir anda yapma. yoksa düşerim. rüzgardan değil. umuttan. sevinçten. yeni doğmuş bir bebekten. adımı koysunlar. belki yeniden başlarım. olmayacak biliyorum. dikiş bile tutturamıyorum. hep farklı yerlerimden kanıyorum. hep aynı şeye kanıyorum. kanım akıyor yere. durdurmuyorum. korkuyorum. ilk defa korkuyorum. inanırsan buna. ben inanmıyorum. ama bir yere gidemiyorum. hafifliyorum. vücuduma sahip çıkabilmek için hareket etmiyorum. vefadan öleceğim. ya da şu sigaradan. biliyorum. ama bilmek istemiyorum. kendimi özlüyorum. yaşantımı biraz da. ardımda kalan. çöpü dök. perdeleri ört. kapıyı kilitle. beni de sevindir. artık. yoksa mutluluk yetersizliğinden can değil bir dünya katran dökeceğim. işte o zaman biteceğim. yerle yeksan olacağım. dağılacağım. zamanla odamın zeminine yayılacağım. bir yere varamayacağım. kuruyacağım. kendi kendimin kuruduğunu göreceğim. en çok da sabahları. sonra bir akşam sen geleceksin. ama ben göremeyeceğim. sen üzerime basacaksın. ben canımın acıdığına sevineceğim. ama bileceğim. bitti artık. eksildim ben. hafifledim. dağıldım. yayıldım. ve kurudum. bitti artık. sigara da sarmıyorum.
27 Ekim 2016 Perşembe
yavaş yavaş ayrılıyorum.
"öyle bir haldeyim ki; yüzümü döndürür hüzne, hüznü yüzüme sövdürür."
kuru dudaklarımda tüten şu tütün kadar hissedemedim hiçbir şeyin varlığını. kanımı kaynatan ne kadar hüzün varsa hepsi göğsümde farklı bir közü kucaklıyor şimdi. söylesene ne ara bu kadar karmaşık bir hale büründük. ne oldu bize gerçekten. yoruldum albayım. artık sizi de azad ediyorum. kayboluyorum sokaklarında bu gri şehrin, bu şehirde kimseyi tanımıyorum. kendime yabancıyım. adımı biliyorum, kendime sesleniyorum ama tepki vermiyor kimse. kafamda cızırtılar duyuyorum ama anlam veremiyorum. verecek bir anlam bile kalmamış içimde. peki ya sen biraz anlar mısın beni? imanım gevrildi ulan artık anlaşılmamaktan. rezil rüsva olduk şu yeryüzünde. bir sigara daha yakmasam şimdi, şu boşlukta kararsızlıktan asılı kalırım. kurur giderim. güzmüş, hazanmış, sonbaharmış, faso fiso; hepsi melankolik bir şiirde kendine yer edinir sadece, gücün yetiyorsa şu göğüs kafesimi biraz aralasana. arala da gör bakalım bir ağaç mı devrilirken daha çok sarsar bir yeri yoksa içimdeki katranın yer değiştirmesi mi. öyle oturmuş ki tam göğsüme zift gibi karanlık, ne yaparsam yapayım şu hayatla iyi geçinemiyorum. tabii diyeceksiniz ki bu bizi ne kadar ilgilendirir, bir kere dinleyin işte şurada bir dert yandık size, hemen alev aldınız. ne meraklıymışsınız yanıp tutuşmaya, yandınız madem bir faydanız olsa da ısınsa şu buz tutmuş kalpleriniz. yoksa yeryüzünde bir bir yitip gidecek bütün güzel duygular. lafım bu kadardır bu konuda. sigaramı söndürüyorum.
uyanın!
geceleri kendimi bir mezarlıkta buluyorum, kırık bir mezar taşının karşısında, adım yazıyor, adımı biliyorum; henüz unutmadım, henüz ondan vazgeçemedim. dokunuyorum lakin kendime dokunduğumu hissedemiyormuş gibi hissediyorum. toprağı parçalayıp kurtulmak istiyormuş gibi hissediyorum, ama gücüm yokmuş gibi hissediyorum. zaten takatim de kalmamış gibi. rüzgar esiyor, hava biraz serinliyor, yalnızlara sormadan. ruhum bedenime sarılmak istiyor, yoksa esen rüzgarla savrulacak bedenimden biliyor. ama yapamıyor. çünkü sarılmak nedir bilmiyor. çünkü hiç sarılmamış daha önce, bakamamış tadına. pamuk şeker yemeden, kurşun yemiş bir çocuk gibi ruhum, kendi kendine hatırlatıyor; içimden bir ses yükseliyor, "büyümez ölü çocuklar". ruhumu o kırık mezar taşında yalnız bırakıyorum. her yerden sesler yükseliyor bir anda. gürültüler oluşuyor. ortalıkta kimse yok. lakin bu gürültüden kendi sesimi seçemiyorum. acaba diyorum. mezarın içine düşüyorum. kendimi ait hissettiğim bir yerde uyumak istiyorum. kapansın gözlerim.
hatırlayın!
çırpındıkça beni daha da dibe çeken bir umudun ucuna bağladığım yaşantım kendini unutturuyor artık bana. bir alkol ortamında bir an gözün dalar ya, işte orada sıkışıp kaldım. ama unutmayın hepimiz bir gün kendi kalbimizden aşağıya atlayacağız. o yüzden susalım artık. bakalım kim kiminle aynı sessizlikte daha güçlü hissediyor. bir kadına sevdalanmak, beladan uzak durmak, soba borularını temizlemek, iki sohbet ederken çayı soğutmak; olur mu dersin? yürürken şimdi bir yolda, aslında daha hiç çıkmadık mı biz o yola? birinin yarasına dokunmak isterken o yaranın ne kadar derin olduğunu bilmeniz gerekir. yoksa bir hayatı daha orta yerinden değil, yarasından kaybederiz. gözlerinden akan şu yaşlardır aslında evrensel olan. parmak uçlarımdan parmak uçlarına uzanmayan o yoldur, tutsaklık. bir şehirde beraber yaşamak, lakin haberdar olamamaktır; çaresizlik. hiç bulamadığın birini kaybetmektir; kahrolmak. elbet bir gün bunların hepsinden bahsedeceğim sana; yaşamaktır.
unutmayın!
kuru dudaklarımda tüten şu tütün kadar hissedemedim hiçbir şeyin varlığını. kanımı kaynatan ne kadar hüzün varsa hepsi göğsümde farklı bir közü kucaklıyor şimdi. söylesene ne ara bu kadar karmaşık bir hale büründük. ne oldu bize gerçekten. yoruldum albayım. artık sizi de azad ediyorum. kayboluyorum sokaklarında bu gri şehrin, bu şehirde kimseyi tanımıyorum. kendime yabancıyım. adımı biliyorum, kendime sesleniyorum ama tepki vermiyor kimse. kafamda cızırtılar duyuyorum ama anlam veremiyorum. verecek bir anlam bile kalmamış içimde. peki ya sen biraz anlar mısın beni? imanım gevrildi ulan artık anlaşılmamaktan. rezil rüsva olduk şu yeryüzünde. bir sigara daha yakmasam şimdi, şu boşlukta kararsızlıktan asılı kalırım. kurur giderim. güzmüş, hazanmış, sonbaharmış, faso fiso; hepsi melankolik bir şiirde kendine yer edinir sadece, gücün yetiyorsa şu göğüs kafesimi biraz aralasana. arala da gör bakalım bir ağaç mı devrilirken daha çok sarsar bir yeri yoksa içimdeki katranın yer değiştirmesi mi. öyle oturmuş ki tam göğsüme zift gibi karanlık, ne yaparsam yapayım şu hayatla iyi geçinemiyorum. tabii diyeceksiniz ki bu bizi ne kadar ilgilendirir, bir kere dinleyin işte şurada bir dert yandık size, hemen alev aldınız. ne meraklıymışsınız yanıp tutuşmaya, yandınız madem bir faydanız olsa da ısınsa şu buz tutmuş kalpleriniz. yoksa yeryüzünde bir bir yitip gidecek bütün güzel duygular. lafım bu kadardır bu konuda. sigaramı söndürüyorum.
uyanın!
geceleri kendimi bir mezarlıkta buluyorum, kırık bir mezar taşının karşısında, adım yazıyor, adımı biliyorum; henüz unutmadım, henüz ondan vazgeçemedim. dokunuyorum lakin kendime dokunduğumu hissedemiyormuş gibi hissediyorum. toprağı parçalayıp kurtulmak istiyormuş gibi hissediyorum, ama gücüm yokmuş gibi hissediyorum. zaten takatim de kalmamış gibi. rüzgar esiyor, hava biraz serinliyor, yalnızlara sormadan. ruhum bedenime sarılmak istiyor, yoksa esen rüzgarla savrulacak bedenimden biliyor. ama yapamıyor. çünkü sarılmak nedir bilmiyor. çünkü hiç sarılmamış daha önce, bakamamış tadına. pamuk şeker yemeden, kurşun yemiş bir çocuk gibi ruhum, kendi kendine hatırlatıyor; içimden bir ses yükseliyor, "büyümez ölü çocuklar". ruhumu o kırık mezar taşında yalnız bırakıyorum. her yerden sesler yükseliyor bir anda. gürültüler oluşuyor. ortalıkta kimse yok. lakin bu gürültüden kendi sesimi seçemiyorum. acaba diyorum. mezarın içine düşüyorum. kendimi ait hissettiğim bir yerde uyumak istiyorum. kapansın gözlerim.
hatırlayın!
çırpındıkça beni daha da dibe çeken bir umudun ucuna bağladığım yaşantım kendini unutturuyor artık bana. bir alkol ortamında bir an gözün dalar ya, işte orada sıkışıp kaldım. ama unutmayın hepimiz bir gün kendi kalbimizden aşağıya atlayacağız. o yüzden susalım artık. bakalım kim kiminle aynı sessizlikte daha güçlü hissediyor. bir kadına sevdalanmak, beladan uzak durmak, soba borularını temizlemek, iki sohbet ederken çayı soğutmak; olur mu dersin? yürürken şimdi bir yolda, aslında daha hiç çıkmadık mı biz o yola? birinin yarasına dokunmak isterken o yaranın ne kadar derin olduğunu bilmeniz gerekir. yoksa bir hayatı daha orta yerinden değil, yarasından kaybederiz. gözlerinden akan şu yaşlardır aslında evrensel olan. parmak uçlarımdan parmak uçlarına uzanmayan o yoldur, tutsaklık. bir şehirde beraber yaşamak, lakin haberdar olamamaktır; çaresizlik. hiç bulamadığın birini kaybetmektir; kahrolmak. elbet bir gün bunların hepsinden bahsedeceğim sana; yaşamaktır.
unutmayın!
burası fazla sessiz. insan bu sessizlikte ölebilir. bu sessizlik fazla ve sessizliğin basıncı
kulaklarımı patlatabilir. bu sessizlik beni sonsuz karanlığın içinde
sürüklüyor. bilincimi kaybetmiş gibiyim, birdenbire olduğum yere kapaklanıyorum. yerin soğuk ve o çaresiz gülümseyişini görebiliyorum. vücuduma nüfuz eden
kederin bolluğunda boğulabilirim. dibe çöküyorum, batıyorum tek başıma bu
hayatta. durmadan su alıyorum, okyanusun ortasında göğe bakıyorum. her yer
mavi, okyanus baştan sona mavilikle parıldıyor ben ortasında griye çalan
yalnızlığımla boğulmamak için uğraşıyorum. yoruluyorum, başım dönüyor. her yer
karanlık oluyor, ben kendime bile çıkamıyorum o an. denizkızı gelmiyor, gemiler
de batmış. tutunamıyorum, korkuyorum belki, biraz da tedirginim okyanusun dibi
beni ürkütüyor. çok yalnızım bunun farkına varıyorum, kendi aklımın içinde
sıkışıp kalmışım, durup biraz dinlenmek istiyorum. kimse yok burada, kimse
sarılmıyor bana, ben de duruyorum bir yol ağzında kendime sarılıyorum. yine. sakladığım
yaralarım kanıyor. kendi kanımın nehrinde savruluyorum. bilmediğim bir acının
ortasında buluyorum kendimi, bazen bulamıyorum da. birkaç sahipsiz ses
yankılanıyor aklımın koridorlarında, tanıyamıyorum ben o sesleri. dışarısı
fazla sessiz, aklımın içi gürültülü. çıldırmak üzereyim galiba ya da fazla
sakinim. bilmiyorum, emin değilim. benim iki
tane tümörüm var. biri kafamın içinde,
düşündükçe ağırlaşan, biri de hayatımın
tam ortasında, yaşadıkça ölümcülleşen. bir şeylerin düzelmeyeceğini artık ben
de biliyorum. toparlanmak artık çok zor, böylesine dağıldıktan sonra; yani
darmadağın olmaktan bahsediyorum. hangi parçamın hangi hüzne savrulduğunu dahi
bilmiyorum. bulmak da istemiyorum ya işte, yine de acının gelişine takıyorum
kafama bu hüznü. ben aslında yeniden başlamak istiyorum, belki de bir el tutmak
istiyorum. evimin içinde bir ses olsun istiyorum bu sessizlik beni deli ediyor. kendi sessizliğimde kayboluyorum ben çünkü. Geceleri bu ev beni dağıtıyor,
toparlanamıyorum.
ben
şimdi tabancama bir mermi koyup namluyu şakağıma dayıyorum ve tetiğe basıyorum. ben bunu düzenli olarak yapıyorum, fakat hala patlamıyor silah. o kadar
beceriksizim ki ölemiyorum-dağ. beceremiyorum bir türlü, her sabah düzenli
olarak intihar ediyorum. tek başıma bu odada ölüme yürüyorum bilinçli
adımlarla. kimse görmüyor, kimse engel olmuyor bana. kimsem yok, kendime
kalıyorum yine her gece. duvarları yıkamıyorum, duvarlar üzerime geliyor, tavan
yükselmiyor vicdansız. daralıyorum bu evde, her şey karmakarışık bir halde
duruyor sanki. kendi düzensizliğimde ölemiyorum. kendimi kaybedecek gibi
oluyorum bazen, bu bana hep oluyor.
yakın!
kalbim o kadar soğumuş ki, sanırım artık başka bir kalbe uzaklaşmışsın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)