11 Temmuz 2015 Cumartesi
anlatıyorum amirim
geçen zaman değil, geçen umudummuş. zamanla eskiyen umut tohumları kopuyormuş aslında içimden birer birer. bense yüzümde artan sakalın ve parmaklarımda sistematik olarak artan titremenin etkisiyle geçenin zaman olduğunu zannetmişim. düştüm. fark edemedim amirim, kendimi şimdi bir kusmuk gibi soğuk mermere yapışmış bir şekilde buldum. bu durum beni çıldırtıyordu. ama kendimi kazıyamıyordum mermerden. ayağa kalkmak istedim lakin yapamadım, içinde bulunduğum çaresizliğin o iğrenç kokusu başımı döndürüyordu, ayakta duramıyordum, düşüyordum. düşüyordum amirim, tutunamıyordum. hayata tekrar tutunmak istediğim yerden kırıldım. öyle bir yerden kırıldım ki sanki bir daha dik durmanın terimsel anlamını bana kimse öğretemezmiş gibi. bu nasıl bir gece böyle? bu nasıl bir kahır gelip de çökmüş sigaramın ucuna. her nefeste yalnızlığın içine çakılıyorum yeniden. amirim, ne zaman akan zamanla bir derdimiz kalmayacak? söylesene bana, insan aynı yerinden kaç defa ölebilir? bunu sana defalarca soruyorum, ama her seferinde aynı yerimden vuruyorlar beni. affet insanız dedik ama affedin insanlığınız nerede kaldı? emin değilim artık kopan yerlerin yeniden dikiş tutacağına. hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını öğreten bazı hüzünlerin ağırlığı altında ezildiğimiz günlere geldik. daha kaç defa daha bitmedi diyeceğiz demekten yoruldum. o kadar derin bir denizdeyim işte. yerimde olsan, kendini terk ederdin belki de. şimdi biraz ara verip sigaramı yakıyorum. çakmağa uzanıyorum, nefes alıyorum. derin bir nefes almak gerek sigaradan ki hayata bir anlığına ara verelim. sigarama çöken kahır parmak uçlarıma bulaşıyordu. gecenin ortasında bir sigara yaktım, üzüntüm nüksetti; göğü ikiye ayırdı dumanım, bulunduğum şehri katletti. yanan sigaramdı ama yüreğim alev aldı. katliam gibi bir şeydi. ama kimse sönüp kaybolmadı, yandığıyla kaldı. haydi anlat şimdi onlara her şeyin nasıl darmadağın olduğunu. bu sefer solumda bir boşluk oluştu, fiziksel olarak sola değil yokluğuna devrildim. hadi buna ağla şimdi ve ruhunu sat sıradan bir hazza. duramıyorum amirim, elimde değil. bundan sonra aşk dediğin bacak arasından akan sıvının kuruma süresiyle eş değerdir gözümde. kapatırım kendimi, kimsenin göremeyeceği bir yerde muhafaza ederim artık bende sağlam kalan ne varsa. buna biraz da olsa hakkım vardır değil mi amirim? yeryüzünde inancımı taze tutan şeyler birer birer kopup gidiyor içimden, ben engel olamıyorum. allah kahretsin amirim, göğüs kafesime takılan bir kanca var ve beni bilmediğim bir çukurun içine çekip duruyor. çıkın artık düşlerimden, rahat bırakın beni. kanımda eksilen bir şeyler var, hissediyorum güçsüzleştiğimi. duraksadım. etimden kopan bir parça tam gecenin ortasına düştü, nefesi gri kokuyordu. tam dokuz yerinden bıçak darbeleriyle parçalıyorum onu. hemen yok olsun diye. şaşkınım. her darbede kopan parçam değil benim canım acıyor. anlam veremiyorum amirim, bileklerim güçsüzleşiyor. bu durum git gide zorlaşıyor. oysa kendimi sakındığım ne kadar duygu varsa bir anlığına bırakmıştım kendimi, okyanusta boğulmadım da içtiğim su da nefessiz kaldım amirim. bir kaos gibi geçip gidiyor şimdi içimden yeminli birkaç hatıra. solumdan. soluğumdan akıp giden ölü atlar var. eylül bitti. durma bana küfret. toparlayamıyorum amirim. kalemi kılıç sanıp göğsüme saplıyorum. deniz çıldırdı amirim, sular çekildi; kumsalda tek başına çırpınan bir yüreğe sahibim artık. üşüyorum. biliyorsun amirim, gecelerimi aydınlatan bir ışıktan bahsederdim sana, bir kısrak kadar güzeldi beni o doğursun isterdim tekrardan. ama bitti gibi. içimde hala bir şeyler var gibi. ama bitti gibi. fonda çalan hüzünlü şarkının kucağına bırakıyorum kendimi, üzerimi çıkardım. mırıldanıyor beni notalar bir senfoni gibi. beni duymuyor notalar, etim parçalanıyor. fiziksel olarak dağılıyorum. ne olacaksa olsun artık derken ellerim titriyor. kalemi düşürdüm amirim. yapamıyorum. su içmem gerek. uyuşuyor odamın duvarları ama sabaha daha çok var. bir yumruk gibi sıkıyorum şimdi kendimi keşke beni yerle bir eden tüm acılarım yok olsaydı. sıra son dörtlükte değil mi amirim? isyan edeceğiz. kabuk atacağız. son ki üç dört amirim, ayaklarımızı ileriye götüren tüm zerafetlerin üzerine basıp geçeceğiz. çünkü biz çay içeriz biz ucuz tütün içeriz. yeter ulan. hayatım kangren olmuş. kendimi bir çay tabağında salah ederken bulmalıyım. senin neyine ulan birinin hikayesine dahil olmaya çalışmak. senin bütün iyi niyetlerini gecenin en güzel yerinde çarmıha gerdiler, görmedin. görsen ölürdün amirim benim iyi niyetlerimi öyle. ben göremedim. beni uyarmalıydın amirim. bana demeliydin amirim, sen onun hikayesinde başkasının gölgesiydin hep; sen ona ulaşmaya çalıştıkça başkalarının hatıraları araya giriverdi hep. sen öznesi belli olan cümlelerin virgülle ayrılmış yerlerinde soluk alıp vermeye çalıştın hep, demeliydin bana. sana güvenmiştim amirim, sen de bıraktın beni. artık kalbim öne doğru düşüyor, onu tutamıyorum. uyurken ismimi unutuyorum. hırpalandım amirim. ama son birkaç şey söylemek istiyorum. bende kalan birkaç hüznün kelamını bırakıyorum amirim. onları da bırakıyorum. biraz dağınık oldu affet beni amirim. şimdi bir akşam vakti rüzgara karşı yakarken sigaramı düşünür dururdum öylece, kafamda dönüp duran binlerce düşünce oluşurdu; beni tedirgin eden lakin ben gider cımbızla ayıklar bulurdum birini, ona düşer onu kurardım kafamda; gözlerini, gözlerinde yansımasını görmek istediğim beni. oysa ince bir sızı gibi geçip giderken günler ömrümüzden ben tutup durdurmak isterdim herhangi birini ve seni koymak isterdim içine. sonra beklerdim zamanı durdurmanı lirikal parmak uçlarınla ya da denize paralel uzanan saçlarınla. çünkü olması gereken buymuş gibi düşünmek isterdim veya hayat bana bunun olması gerektiğini öğretmiş gibiydi. bazen bazı şeyleri yapman gerekirdi. acı bir gerçek gibi önüne çıkardı bu ve sen onu bir izmarit gibi kül tablana basmak isterdin, olmazdı. olduğu bir rüyayı görmek ve o rüyadan uyanmamak isterdin ama bu acı gerçek her daim bir kabus gibi çökerdi göz kapaklarına, sen gözlerini kapatmak istemezdin. göz kapakların taşıdığı yükten yorgun düşmüş iki kırlangıcı anımsatırdı; ağlasan ölürdün, bunu bilirdin. lakin insanlar fark etmezdi. öyle işte amirim. bu hayata tutunmak bize göre değilmiş. biraz geç oldu ama anladık.
23 Nisan 2015 Perşembe
şiir olamayan dizeler topluluğu
herkes taşıyabileceği yükü omuzlanır,
omuzlarında yapış yapış bir yükün ağırlığı.
ağırlığın kararlılığı,
altında ezildikçe döner durur gecenin karanlığı.
bir adam;
kararmış günahların ucunda bekler durup,
kurur gider ya elbet, gerçekleşmezse hiçbir umut.
ancak iki dünya arasında tamamlanır sözler,
ve bir anlam ifade eder; tutku ve hüzün.
oysa kim şahit olmuş, bir menekşenin kokusuna.
tüm güzelliklerin arasında,
arayıp da bulamadığın bir bulantı gibi aklından,
kayıp giden bir göl resmidir;
şimdi ulaşamadığın doruklar.
soğuk bir titreme gibi dudaklarına yerleştirdiğin
sigaran,
ve parmak uçlarında başlattığın lirikal bir savaş
zaman zaman.
beklediğim.
ki biz öyleyiz geçip giderken birbirimizden
rüzgardan paralanmış,
kuş çığlıklarına maruz kalmış,
bir akarsunun yardımıyla başımızı dik tutup
yürürken tanrının elleri arasından
uzaklaşıyoruz ve başıboş bırakılmış,
bir rüyanın haykırışlarında buluyoruz
kendimizi, geçip giderken birbirimizden.
gerçekten bu kadar kırılgan mıyız?
ve bu kadar korkan iki dudağa mı sahibiz?
yeryüzünün faniliği üzerinde bizi,
selamlayan kaderin görüntüsü karşısında,
bu kadar erken mi havlu atıyoruz,
köklerinden bu kadar mı erken kopuyor umut tohumlarımız?
eyvah! nerdeyiz? derken hep daha ileriyi-
hayal etmenin ve bir uçurtmanın,
gökyüzünde kayboluşuna tanık olmanın verdiği,
hisse korkulu gözlerle bakarken bile,
bulunduğumuz yerin uzağında olmak istiyoruz,
gülüşlerin uzağında koşturuyoruz ve yoruluyoruz.
omuzlarında yapış yapış bir yükün ağırlığı.
ağırlığın kararlılığı,
altında ezildikçe döner durur gecenin karanlığı.
bir adam;
kararmış günahların ucunda bekler durup,
kurur gider ya elbet, gerçekleşmezse hiçbir umut.
ancak iki dünya arasında tamamlanır sözler,
ve bir anlam ifade eder; tutku ve hüzün.
oysa kim şahit olmuş, bir menekşenin kokusuna.
tüm güzelliklerin arasında,
arayıp da bulamadığın bir bulantı gibi aklından,
kayıp giden bir göl resmidir;
şimdi ulaşamadığın doruklar.
soğuk bir titreme gibi dudaklarına yerleştirdiğin
sigaran,
ve parmak uçlarında başlattığın lirikal bir savaş
zaman zaman.
beklediğim.
ki biz öyleyiz geçip giderken birbirimizden
rüzgardan paralanmış,
kuş çığlıklarına maruz kalmış,
bir akarsunun yardımıyla başımızı dik tutup
yürürken tanrının elleri arasından
uzaklaşıyoruz ve başıboş bırakılmış,
bir rüyanın haykırışlarında buluyoruz
kendimizi, geçip giderken birbirimizden.
gerçekten bu kadar kırılgan mıyız?
ve bu kadar korkan iki dudağa mı sahibiz?
yeryüzünün faniliği üzerinde bizi,
selamlayan kaderin görüntüsü karşısında,
bu kadar erken mi havlu atıyoruz,
köklerinden bu kadar mı erken kopuyor umut tohumlarımız?
eyvah! nerdeyiz? derken hep daha ileriyi-
hayal etmenin ve bir uçurtmanın,
gökyüzünde kayboluşuna tanık olmanın verdiği,
hisse korkulu gözlerle bakarken bile,
bulunduğumuz yerin uzağında olmak istiyoruz,
gülüşlerin uzağında koşturuyoruz ve yoruluyoruz.
23 Şubat 2015 Pazartesi
sessizliğin derin öyküsü
her şey çok belirsiz.
bir akşam vakti eve girdiğimde yüzüme vuran o, yıllanmış yalnızlık. odamın içerisine sinmiş, yalnızlık. oysa hala ilk gün ki gibi taze ve hüzünlü. yalnızlık hüzünlü ve taze, yıllardır. oysa odama hiç böyle girmemiştim, yıllardır.
ben bir kırlangıcım, benim annem ölmüş az önce; ağlasam ben de ölürüm ya.
bir dakika. ne oldu şimdi? odamın duvarları uzuyor; hüznüm gibi. dokunsan ağlarım ya, hoş dokunmuyorsun da. bu neydi şimdi? kim var odada? sessizlik. biraz sessizlik. kırlangıçlar ölür mü bir anda? kim var orada?
şu yeryüzünde bir yer kaplıyorsam, senin yüzünden. her şeyin ötesinde. şu yeryüzünde bir hacme eşdeğerse bedenim, ellerim kollarım, parmaklarım; şu sigarayı tutan parmaklarım. (sigara yaktım)
-derin bir nefes çektim. (öksürdüm)
sahte bir hayat yaşamaktansa, karanlıkta oturup uzaklarda bir yerlerde benim için parıldayan bir yıldızı bekleyebilirim. bu sorun değil. bazen gözlerimi açıp kapattığımda, karanlıktan çok bir şeyleri görme arzusu taşıyorum şu günlerde. bazen küçük bir kız çocuğu görüyorum kalabalığın içinde; saçları örülü, elinde bir bebekle. genelde bu manzara korku filmlerinde olur ama bu beni hiç korkutmaz. neden bilmiyorum.
-sigarayı söndürdüm. kül tablasında birkaç sigaralık yer kalmıştı.
bazen otobüs duraklarında bekliyorum. insanlar beni fark etmiyor. insanlar o kadar kalabalık ki beni hiç fark etmiyor. o an cebimden bir sigara çıkarıp yakıyorum, dumanı içime çekip dışarı veriyorum. sigaradan rahatsız olan insanlar dönüp bana ters ters bakıyor. bu durumun beni sinir etmesi gerekirken insanların beni fark edebildiğini anlıyorum.
-insanların beni fark edebilmesi için illa onlara zarar mı vermem gerekiyor?
hiç ses yok. istediğim boş sesler korosu değil. hiç ses yok. kafamın içi odamdan daha gürültülü. sesler duyuyorum. kafamın içinde beni tedirgin eden sesler. bir anlam vermek istemiyorum, hoş istesem de veremiyorum. garip bir duru... kim var orada? hiç ses yok. (öksürdüm) hala hayattayım, hayatta olmaya devam ediyorum. bu durumdan şikayetçi değilim lakin hayatın neresinden tutsam elimde kaldı. kime içimi açsam tavsiyelerde bulundu. oysa ben kimseden tavsiye beklemiyordum. göğüs kafesimi biraz aralayıp yüreğimin ferahlamasını istedim ama onlar sürekli bir neden bulup göğüs kafesimi kapatmaya çalıştı. göğüs kafesimi parçalamaya çalışıyordu gerçekliğin parıltısı. lakin gerçekliğin parıltısı beni kör edebilirdi. aydınlığı sevmiyor değilim ama insanların bunu benim düşünmediğimi zanneder gibi yapması beni deli ediyordu.
-ayağa kalktım, perdeyi kapattım.
insanlar beni görmesini istemediğimden değil, sadece böyle seviyorum. keşke insanlar bunu kolayca idrak edebilse. o zaman sokakta yeşeren birkaç çiçeğin daha güzelliğinin farkında olabilirdik. ne kadar masum bir istek oysa. bir dakika. hiç ses yok.
(insanlar bana sürekli mutsuzsun diyor. yalan değil, kabul ediyorum.)
-ediyorum. -ben de. -sen kimsin? kim var orada.
hiç ses yok.
sigaram bitti. birazdan ben de biterim. sonra yeniden başlamak istesem de aslında aynı yerde olduğumu fark ederim. istemediğim bir durumun farkındalığına sahip olmanın verdiği sorumluluk beni berbat hissettiriyor.
sürekli içimdeki boşluğu bir şekilde tamamlamaya ya da bir şeylerle onu daha da yaşanılabilir kılmaya çalıştım. fakat fark ettim ki kelimelere tutundukça; onlardan cümleler, paragraflar oluşturup sayfalara döktükçe içimdeki boşluğu derinleştirmiş, onu iyice dipsiz bir kuyuya dönüştürmüşüm. şimdi durup düşünüyorum da başladığım yerden çok daha kötü bir yerdeyim. böyle olsun gerçekten istemezdim. böyle yaşamak zor bir bakıma. ama intihara meyilli olmanın verdiği sessizliğe sitemkar değilim. sadece tedirginim. (ayağa kalkıp üzerimi düzelttim)
o kadar yalnızım ki; bazen kendimi küllükte unutulmuş sigara gibi hissediyorum. ne kimsenin içinde bir yer bulabiliyorum ne de külümü dökebiliyorum. ne bir eksiğim ne bir fazlayım ama tam olarak da hissedemiyorum. bering denizinin karşısına geçip seyretmeyi değil de ortasında boğulmayı yeğlerim.
-alaskayı öylesine özlüyorum ki. bunu bilemezsiniz.
kalbim sürekli bir şeylerin özlemini çekiyor ama bunlara bir o kadar da yabancıyım. (hiç ses yok)
bir şeyi görebilmek içine illa ona bakmak mı gerekiyor? ben bu duvara bakarken ötesini göremiyorsam ne anlamı var gözlerimin? zaten gözlerim gözlerine uzanamayacak hiçbir zaman. bunun varlığı beni süründürüyor. (öksürdüm)
hiç ses yok. odamın içi o kadar sessiz ki. çıldırmak üzereyim. bir veda metni değil bu lakin belki de birkaç satır sonra dünya yıkılabilir.
-biri beni fark etsin artık. kendimi kaybetmek üzereyim.
ben kötü bir adam mıyım? sakallarımı uzatıyorum birkaç aydır, oysa sırf sen dokun diye. sen dokunmuyorsun. yalnızlığımın sonsuzluğu beni derin bir ıstırabın içerisine sürüklüyor. odanın içerisi çok soğuk. hiç ses yok. sessizlik ve soğuk, bedenime nüfuz ediyor. biliyorum yol bitmez, şiirler bitmez lakin ben bitiyorum.
...
...
hiç ses... kim var orada?
bir akşam vakti eve girdiğimde yüzüme vuran o, yıllanmış yalnızlık. odamın içerisine sinmiş, yalnızlık. oysa hala ilk gün ki gibi taze ve hüzünlü. yalnızlık hüzünlü ve taze, yıllardır. oysa odama hiç böyle girmemiştim, yıllardır.
ben bir kırlangıcım, benim annem ölmüş az önce; ağlasam ben de ölürüm ya.
bir dakika. ne oldu şimdi? odamın duvarları uzuyor; hüznüm gibi. dokunsan ağlarım ya, hoş dokunmuyorsun da. bu neydi şimdi? kim var odada? sessizlik. biraz sessizlik. kırlangıçlar ölür mü bir anda? kim var orada?
şu yeryüzünde bir yer kaplıyorsam, senin yüzünden. her şeyin ötesinde. şu yeryüzünde bir hacme eşdeğerse bedenim, ellerim kollarım, parmaklarım; şu sigarayı tutan parmaklarım. (sigara yaktım)
-derin bir nefes çektim. (öksürdüm)
sahte bir hayat yaşamaktansa, karanlıkta oturup uzaklarda bir yerlerde benim için parıldayan bir yıldızı bekleyebilirim. bu sorun değil. bazen gözlerimi açıp kapattığımda, karanlıktan çok bir şeyleri görme arzusu taşıyorum şu günlerde. bazen küçük bir kız çocuğu görüyorum kalabalığın içinde; saçları örülü, elinde bir bebekle. genelde bu manzara korku filmlerinde olur ama bu beni hiç korkutmaz. neden bilmiyorum.
-sigarayı söndürdüm. kül tablasında birkaç sigaralık yer kalmıştı.
bazen otobüs duraklarında bekliyorum. insanlar beni fark etmiyor. insanlar o kadar kalabalık ki beni hiç fark etmiyor. o an cebimden bir sigara çıkarıp yakıyorum, dumanı içime çekip dışarı veriyorum. sigaradan rahatsız olan insanlar dönüp bana ters ters bakıyor. bu durumun beni sinir etmesi gerekirken insanların beni fark edebildiğini anlıyorum.
-insanların beni fark edebilmesi için illa onlara zarar mı vermem gerekiyor?
hiç ses yok. istediğim boş sesler korosu değil. hiç ses yok. kafamın içi odamdan daha gürültülü. sesler duyuyorum. kafamın içinde beni tedirgin eden sesler. bir anlam vermek istemiyorum, hoş istesem de veremiyorum. garip bir duru... kim var orada? hiç ses yok. (öksürdüm) hala hayattayım, hayatta olmaya devam ediyorum. bu durumdan şikayetçi değilim lakin hayatın neresinden tutsam elimde kaldı. kime içimi açsam tavsiyelerde bulundu. oysa ben kimseden tavsiye beklemiyordum. göğüs kafesimi biraz aralayıp yüreğimin ferahlamasını istedim ama onlar sürekli bir neden bulup göğüs kafesimi kapatmaya çalıştı. göğüs kafesimi parçalamaya çalışıyordu gerçekliğin parıltısı. lakin gerçekliğin parıltısı beni kör edebilirdi. aydınlığı sevmiyor değilim ama insanların bunu benim düşünmediğimi zanneder gibi yapması beni deli ediyordu.
-ayağa kalktım, perdeyi kapattım.
insanlar beni görmesini istemediğimden değil, sadece böyle seviyorum. keşke insanlar bunu kolayca idrak edebilse. o zaman sokakta yeşeren birkaç çiçeğin daha güzelliğinin farkında olabilirdik. ne kadar masum bir istek oysa. bir dakika. hiç ses yok.
(insanlar bana sürekli mutsuzsun diyor. yalan değil, kabul ediyorum.)
-ediyorum. -ben de. -sen kimsin? kim var orada.
hiç ses yok.
sigaram bitti. birazdan ben de biterim. sonra yeniden başlamak istesem de aslında aynı yerde olduğumu fark ederim. istemediğim bir durumun farkındalığına sahip olmanın verdiği sorumluluk beni berbat hissettiriyor.
sürekli içimdeki boşluğu bir şekilde tamamlamaya ya da bir şeylerle onu daha da yaşanılabilir kılmaya çalıştım. fakat fark ettim ki kelimelere tutundukça; onlardan cümleler, paragraflar oluşturup sayfalara döktükçe içimdeki boşluğu derinleştirmiş, onu iyice dipsiz bir kuyuya dönüştürmüşüm. şimdi durup düşünüyorum da başladığım yerden çok daha kötü bir yerdeyim. böyle olsun gerçekten istemezdim. böyle yaşamak zor bir bakıma. ama intihara meyilli olmanın verdiği sessizliğe sitemkar değilim. sadece tedirginim. (ayağa kalkıp üzerimi düzelttim)
o kadar yalnızım ki; bazen kendimi küllükte unutulmuş sigara gibi hissediyorum. ne kimsenin içinde bir yer bulabiliyorum ne de külümü dökebiliyorum. ne bir eksiğim ne bir fazlayım ama tam olarak da hissedemiyorum. bering denizinin karşısına geçip seyretmeyi değil de ortasında boğulmayı yeğlerim.
-alaskayı öylesine özlüyorum ki. bunu bilemezsiniz.
kalbim sürekli bir şeylerin özlemini çekiyor ama bunlara bir o kadar da yabancıyım. (hiç ses yok)
bir şeyi görebilmek içine illa ona bakmak mı gerekiyor? ben bu duvara bakarken ötesini göremiyorsam ne anlamı var gözlerimin? zaten gözlerim gözlerine uzanamayacak hiçbir zaman. bunun varlığı beni süründürüyor. (öksürdüm)
hiç ses yok. odamın içi o kadar sessiz ki. çıldırmak üzereyim. bir veda metni değil bu lakin belki de birkaç satır sonra dünya yıkılabilir.
-biri beni fark etsin artık. kendimi kaybetmek üzereyim.
ben kötü bir adam mıyım? sakallarımı uzatıyorum birkaç aydır, oysa sırf sen dokun diye. sen dokunmuyorsun. yalnızlığımın sonsuzluğu beni derin bir ıstırabın içerisine sürüklüyor. odanın içerisi çok soğuk. hiç ses yok. sessizlik ve soğuk, bedenime nüfuz ediyor. biliyorum yol bitmez, şiirler bitmez lakin ben bitiyorum.
...
...
hiç ses... kim var orada?
22 Ocak 2015 Perşembe
sarsıntı
Şimdi her şeyi başlattığım o ana döndüm. O
ilk hissizliğime kapıyı açtığım ana. Kendimi bir çırpıda ardımda bıraktığım ve
artık sorgulamaktan vazgeçtiğim. Her şeyin bir yanılgıdan ibaret olduğunu
kendime inandırdığım ve inanmanın en büyük kötülük olduğuna kanaat getirdiğim
ana. Kendimle çelişmekten hiç bu kadar yorulmamıştım. Güçlü olmaya çalışmaktan
hiç bu kadar yorulmamıştım. Umursamaz davranmanın o ezici üstünlüğüne kendimi o
kadar kolay kaptırmıştım ki tanrının beni daha nelerle sınayabileceğini
düşünmemiştim. Kendimi hiç bu kadar dağılmış hissetmemiştim. Parçalarımın
parçalandığını gözlerimle gördüm. Gerçeklik hiç bu kadar yakmamıştı canımı.
Vahşi bir at gibi ufka koşmaktan yorulmak bilmezdim. Şimdi özgürlüğüme dâhil
olmaktan çekinmeyen birinin beni kendisiyle sınaması beni deli gibi korkutuyor. Korkunun bedenimi bu denli esir alıp tüm hücrelerime soğuk duş
etkisi yaratabileceğinin farkına varmak hiç bu kadar sarsmamıştı beni.
Sarsılmaktan başım değil varoluşum ters köşe olmuştu. Yıllarımı verdiğim
basmakalıp yaradılışımı bir anda tuzla buz eden bu durumun geleceğini hiç hesap
etmemiştim. Ben bunları hiç düşünmemiştim. Düşünmekten öte kaybolmaktan
yorulmayan biriydim. Şimdi kaybetmekten korkan bir aptala dönüşmekten
çekiniyorum. Oysa her şeyi başlattığım o ana dönmenin üzerimde oluşturacağı
baskıya karşı koyamayacak gibi hissediyorum. Hissizliğimin sonsuzluğuna bir
sigara yakmaktan daha güzel bir şey yokken, beni yıkan bu hissin karşısına bile
geçemiyordum.
Kaybetmek; bir kelime, bir eylem.
Kaybetmek; birkaç kere, aynı yerinden.
Oysa bir insanı on dört yerinden bıçaklayabilen
bir yokluğun arka planında yatan tüm hüzünlerin simasına aşinaydım. Zamanında
maruz kalmaktan korktuğun bütün duyguların şimdi özlemini çekmekten öte acısını
parmak uçlarında hissederken kalem tutmanın nasıl zor olduğunu bilemezsin. Şimdi
bir kalemi ortadan ikiye kırmak kolay olansa ben parmak uçlarımı kazımak
isterdim. Lakin lirikal birkaç cümleye gebe kalacaksa parmaklarım, bu
olasılığın ağırlığı altında kalamam; bunun yerine ellerine paralel uzanmak
isterim. Parmak uçlarını kazıtmanın nasıl bir anlama denk geldiği üzerine kafa
yorarsak şayet benliğine gölge düşürmek değil de hatıraların üzerine bir çizik
atmaktır; diyebilirdim. Seni bir başkasına değil de kendine uzak hissettiren
mesafelerin derinliğine uzansan ellerinle; dokunabilir misin? Bir başkasına
çıkmasını beklediğin bütün yolların sonunda kendini kaybetmenin çaresizliği bir
gölge gibi düşüyorsa üzerine, yaktığın her sigara kendini arayıştır belki de.
2 Aralık 2014 Salı
arayış
öyle uzun hikayeler dinlemişiz ki sanki, ne zaman bir hikayeye kahraman olacak bir konuma gelsek, sonunu yaşamadan tahmin ederiz. sanki bir köprünün başından sonuna yürüsek, sonundan başına yürümüş gibi hissedeceğiz. bir yabancının uzattığı sigarayı yaktıktan sonra, her şeyin başladığı o anı düşünüp bütün köprüleri yakmaktan daha feci bir şey yapamazdık oysa. oysa köprüden tek başına geçmektense, köprüden hiç geçmemek daha mı iyidir? şimdi durup düşünmekten başka bir şey gelmiyorsa elimden, durmaktan başka ne yapabilirdim ki? kararsızlığın karşısına geçip bir sigara yakarak hayata küfür edebilirdim. bunu yapmaktansa hayatı hiçe saymak da geçmiyor değildi içimden. bu diyarların bir uzunluğu varsa yeryüzünde, oraları yürüyerek geçmedikten sonra ne anlamı kalırdı? bir şarkının en güzel kısmına eşlik etmesek, şarkıya saygısızlık etmiş olur muyduk? peki ya sen beni görmezden gelerek şu yeryüzünde beni soyutlamış mı oluyorsun? biliyorum senden geçmek kolay değil lakin senden geçmek isteyen kim? dağılmış saçlarından, parmak uçlarından veya göğüs kafesinden uzaklaşmak isteyen kim? yağmur yağıyorsa şu an yağan yağmura karışıp bir anlam kazanmak isterdim şayet saçlarına dokunabiliyorsa tanelerim. gecenin tam ortasında durup kentin yalnızlığına karşı bir şiir okurdum, kendi yalnızlığımı unutmak için. her şiirin sonunda tökezlerdim. bakışlarına maruz kalmak isterdim. içinden geldiği gibi olan bütün davranışlarına dokunmak isterdim. peki ya karşımda dururken suretin, dokunamamanın verdiği acıya eş değer midir diğer acılar? seni sevmenin sonsuz denizinde sürekli kulaç atıp yorulmaktansa, yokluğunun bataklığında çırpınmamak daha mı iyidir? şimdi her şeyi bırakıp karanlığın içinde oturuyorum yere ve soruyorum kendime, tezer özlü okuduktan sonra nasıl aynı kalabilirdim ki? ne kadar parçalanmış yanım varsa alın gidin artık. ne kadar mutluluğum kalmışsa iç cebimde alın gidin artık. hepsi sizin olsun. kurtarılmak değil derdim, bir bakıma kendime kalmak isterken kendimi de aramaktan yoruldum ve kendimi de nerede unuttuğumdan bir haber dolanıyorum öyle şehrin boş sokaklarında. belki de kan pompalamaktan başka bir işe yaramayan kalplerinizden kaçıyorumdur. o soğuk ve bir o kadar da adi kalplerinizden. kaçışlarımın hiçbirine bir isim vermedim. verseydim şayet yeni bir acı doğurmuş olurdum. yeni bir acı daha ve yeni bir acıya daha gebe kalırdım sonra. şimdi size sormaktan öte, yakınıyorum; karanlıkta oturup size uzanan bir eli beklemenin ne anlam ifade ettiğini bilemezsiniz. gıcırdayan bir kapının sesine hasret kalmanın ne demek olduğunu anlayamazsınız, kapının önünde durup anahtarınızı aramaktan başka bir çareniz yoksa. ellerimin sigaramı yakmaktan ve kalem tutmaktan başka bir yeteneği kalmamışsa suçlusu ellerindir. kusura bakma bunu söylemek zorundaydım. çünkü ben bu dünyada başkasının elleri nasıl tutulur bilmiyorum. göğüs kafesime baskı yapan tüm çaresizliklerin üzerine bir sigara yakmaktan başka bir çarem kalmamışsa, o sigarayı seninle beraber yakmak isterim. her şey öyle garip bir hal alıyordu ve almaya da devam ediyordu ki ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. öyleyse durup düşünmek mi yoksa bunca acıdan sonra ne olacaksa olsun diye yaşamak mı daha iyidir? sabahları uyanıp geceyi beklemenin üzüntüsünü hep yaşarım. sabahların o anlamsız aydınlığına hiç alışamadım ben. belki de ruhumun aradığı şey karanlıktır. mezarlıkta ıslık çalarak kendini arayan bir adam oldum. ölülerin ayaklanması bekliyormuş gibi. aralarından kendini seçmek istiyormuş gibi. bunu öylesine arzuluyordum ki bir bakıma hayatta olduğuma bir kanıt arıyormuş gibiydim. kendini orada bulmak mı çare yoksa aramayı bırakmak mı? emin değildim. aynanın karşısında yabancı hissetmek gibi. geri dönmek isterken yolunu kaybetmiş gibi. ne zaman kendimi bir cümlenin altına yatırmak istesem sürekli hüznüm göze çarpıyor. öylesine yalnız bir adam hayal edin ki; sürekli yanlış anlaşılmaktan doğru olmayı unutmuş gibi. bunun ne demek olduğunu yeryüzünde açıklayacak bir insan evladı yoktur. doğmamıştır. doğsa bile bunun ne anlama geldiğini anladıktan sonra, o ağırlığın altında ezilip terk etmiştir kendisini. şimdi gözlerinde biriktirdiğin uçurumlardan atlarken hayal ediyorum kendimi. buraları çabucak geçelim sevgilim. sigaram bitiyor. karanlık çoğalıyor. son bir defa daha içimi döküyorum. dönüp durmaktan, düşüp kalkmaktan, inanıp parçalanmaktan, arayıp kaybolmaktan, sevip yok olmaktan çok sıkıldım artık. evet, bu sefer bu yolda epey yürüdük. yoruldum ben de. artık bir kenara çekilip dinlenme vakti. eyvallah.
17 Kasım 2014 Pazartesi
kamu spotu tadında özür mahiyetinde
Hepinizden teker teker özür dilerim uzun bir süredir burada sizlerin okuyacağı bir şeyler paylaşmıyorum, paylaşamadığımdan değil elbet elimde bir sürü malzeme var ama paylaşmıyorum. Bir kitap dosyası ile 2 ay gibi bir süredir yayın evlerinden haber bekliyorum. O yüzden buraya bir şeyler bırakmıyorum.
Hepinize eyvallah.
Hepinize eyvallah.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)